27 Mart 2012

Çok Gezen Mi, Çok Okuyan Mı?



Sessizliğimin sebebini nisanın ikinci haftası sizlerle paylaşacağım.

Ama sanırım bu görsel size bir fikir verecektir. ;)

25 Mart 2012

Püüfff leme yazısı



Bu aralar bıdır bıdır ve de suratsız bir şekilde dolandığım için bir süre yazmak istemedim.

Ama madem ki saatleri ileri alıyoruz bu gece, o zaman bende modumu ileri alayım veee

Hepinize keyifli pazarlar :D

18 Mart 2012

18 Mart 2012

Üstünden kaç yıl geçti.

Ta o zamanlar ve halen...Dini, dili, yaşı, cinsiyeti ve maddiyatı bir kenara bırakıp, hep birlikte bu vatanı daha güzel günlere taşımak için onurıyla, inançlarıyla ve canlarını ortaya koyarak çarpışan tüm vatan evlatları...Sizi unuttuğumuzu ya da unutacağımızı düşünmeyin.

Emanetiniz bizimledir.

Ölmüşlerin mekanı cennet olsun.

Candide ya da İyimserlik


Daha önce Voltaire okumamıştım ve çok merak ediyordum. Kendisi ile tanışmamız, yine çok merak ettiğim kitabı, Candide aracılığı ile oldu. Arkadaşımdan ödünç alarak okuduğum "Candide ya da İyimserlik" isimli kitabın kesinlikle kütüphanemde bulunmasına karar verdim.

Farklı farklı yayınevlerinden basımları var ancak ben rahmetli Turhan Selçuk'un kaleminden çıkmış çizimleri içeren ve rahmetli Server Tanilli'nin (ki eklediği güzel önsözde çok bilgilendiriciydi) çevirdiği Adam Yayınlarınca çıkan versiyonunu okudum. Muhtemelen bulursam bunu alacağım.

İyimserlik yergisi içeren ve felsefik yaklaşımlara karşın hızla okunabilen bir kitap ve benim okuduğum en güzel kitaplardan biri oldu.

Kitabın konusuna gelince:

Alman filozofu Leibniz'in "Olabilecek dünyaların en yetkininde yaşıyoruz; dünyamızda herşey en iyidir" düşüncesi ile dalga geçen Voltaire, filozofa dünyanın hiç de düşündüğü kadar iyi olmadığını kahramanı Candide'e yaşattıkları ile gösterir.

Adamın başına neler gelmez ki? Yanında kaldığı baronun kızına aşık olduğu ve onu öptüğü için evden kovulup, savaşa asker olarak alınır. Oradan kurtulur ancak depremden korsanlara, engizisyondan Eldorado'ya, kölelikten frengiye/vebaya kadar dönemin güncel konularını ve olaylarını içeren maceralara doğru yelken açtığını bilmez. Her olayda iyi bir başlangıç ve kötü bir bitiş ya da kötü bir başlangıç ve iyi bir bitiş olduğunu görürüz. Yani iyimserliği sınırsız bir budala olmadan bu dünyada iyi ile kötünün bir arada olduğunu kabul edelim ve yaşayalım.

Aydınlanma çağının önde gelen isimlerden Voltaire hakkında Victor Hugo'nun sözleri ile yazıyı kapatalım:

"Voltaire, tekrar edeyim, yalnız başına, bütün bu sosyal bozuklukların bir arada oluşuna, bu dev ve korkunç dünyaya karşı savaş açtı ve çatışmayı kabul etti. Peki neydi silahı? Bir rüzgar gibi ağırlıksız ve bir yıldırım kadar güçlü olan bir şey: Bir kalem! Bu silahla savaştı; bu silahla yendi. Baylar, bu anıyı selamlayalım!"

Voltaire okumaya devam edeceğim. Okudukça da size yazarım. ;)

GünEşli pazarlar dilerim, benimki öyle olacak... :)

17 Mart 2012

İkisi Bir Arada: "Baudolino" ve "Selim ile Nurbanu"

Bu kez iki kitabı bir arada yazacağım. Gerçi kaliteli birbirinden oldukça farklı ama kısa yazacağım için bir arada olsun dedim.



Nihayet Baudolino'yu bitirdim. (Alkışları duyamıyorummmm?)

Eco'nun kitapları zor okunuyor derlerdi de bu kadarını beklemiyordum.
Baudolino 536 sayfa....

Durun bir saniye! Bir kitap tanıtımı/eleştirisi için ne kadar kötü bir başlangıç değil mi? İşe "amma da çok yazmışşşşş...." diyerek başlamak!! Uuuu...çok sert!!! (Evet evet, bende Yalan Dünya bağımlısıyım!) :)

O zaman tekrar başlayayım. Konusunu yazayım da kısaca, ardından ne düşündüğümü söyleyeyim.

Kahramanımız Baudolino, dünyanın gelmiş geçmiş eennn büyük yalancısıdır. Böylesini görmüş olamazsınız. Daha küçük yaşlarda başlayan bir özelliği sayesinde Kral Friedrich ile tanışır ve onun kanatları altına yerleşir. Olaylar Baudolino'nun aşkları, hayalleri, hayatının tek amacı ve sürdüğü uzun yolculuklar ile dopdolu geçer.

Ben hayatımda bu kadar yalancı bir adam görmedim. Ancak, aslında burada hicvedilen o dönemde insanları etki ve kontrol atlında tutmak için idarecilerin motive edici bir amacı nasıl ortaya çıkardığı ve kitleleri bu amacı kullanarak nasıl yönettiği. Örneğin; Haçlı Seferleri için ortaya atılan kutsal emanetlere ulaşma arzusu...

Kısacası, herşey günümüz global politik olaylarının benzeri. :)

Eğer ilk 300 sayfayı sıkılmadan ve konulardan kopmadan okuyabilirseniz, olayların çok daha güzel ve heyecan verici ilerlediğini görebilirsiniz.

Gerçekten sonraki sayfalarda anlatılan olaylar ve sonunda ortaya çıkan gerçekle kitap iyi bir bitiş yaptı. Özellikle kapanış cümlesi çok başarılıydı.

Ama dediğim gibi, dişinizi sıkıp 300 sayfayı okumanız lazım!!!



Gelelim diğer kitabımıza:

Selim ile Nurbanu

Onu daha kısa anlatacağım. Çünkü okuyamadım ve 88. sayfada bıraktım. (Yani elimden geleni yapıp, okumaya çalıştım ama olmadı.)

Ne olayları takip edebilmek mümkün ne de yazılanlarda yaratıcı bir şeyler var.
Sıkıcı ve gereksiz detaylarla dolu.

Şimdi arkadaşımdan ödünç aldığım bir kitaba ve çok merak ettiğim bir yazarı okumaya başlıyorum:

Candide ya da İyimserlik

Haftasonunuz güzel geçsin.

12 Mart 2012

El Cafe Del Mundo


El Cafe Del Mundo, radyo istasyonu ve netten dinleyebiliyorsunuz.

Hikayesini belki duymuşsunuzdur; Cüneyt Özdemir bu radyoyu dinliyormuş ve bir sosyal paylaşım sitesinde istasyonu önermiş. Bir süre sonra istasyon yetkilileri bir bakmış ki Türkiye diye taaa nereden bir yerden dinleniyorlar!!! Bunun üzerine "Hello Europe" diye seslenmeye bile başlamışlar.
:)

Bende bu hikayeyi dinleyip istasyona saranlardan biriyim. çalan parçalar güzel ve yumuşak ritimler içeriyor, o yüzden, mesela şu an, yeni başlayan haftanın stresini radyo dinleyerek atıyorum. :)

Ama sabahtan beri yayınlanan parçalar içinde ikisini size yazmak istedim: İkiside Kazım Koyuncu'dan parçalar. İlk önce "Halay" isimli parça çaldı. Bir saat kadar sonra da "Hayde" geldi.

Muhtemelen Türk dinleyicileri içinde ritimler seçmek istediler, yalnız tabii iş yerinde dinlerken halaya kalkma ihtimalimizi tahmin edememişlerdir, aman siz dikkat edin!!

Güzel bir hafta dilerim.

Not: Yazıyı yayınlayalı 15 dakika oldu ve şu an Kenan Doğulu'dan Şanz Meleğim'i çalıyorlar!! Süperr süpeerrrr... :)

11 Mart 2012

Haftasonu...A.K.A: Pazar


En sevdiğim gün geldi çattı: Pazar!
Bende pazartesi sendromu daha yeni yeni başlayan bir şey, o yüzden pazarı hala en favori gün olarak sayıyorum. Çünkü mantığım şu, bugün pazar olduğuna göre haftasonu tatiline 5 gün kaldı!!
:)
Birazdan işle ilgili bir şey yapacağım.(Pazarları sevmediğim tek an bu, ama Allah'tan anlık bir şey de çok zaman harcatmıyor bana)
O zamana kadar kitabımı okumaya devam edeceğim. Kobican'ın "Hızla okunuyor, akıcıydı" demesine karşın gitmiyor yahu gitmiyooorrr! (Baudolino'yu okuyorum)
Geçen hafta cumartesi günü etkin olarak okumaya başladığım kitap hala elimde, resmen ayrılmaz bir parçam (hukukcası: mütemmim cüz) oldu. Böhüüü...Bir kitap beni boğmadıkça kaç sayfa olduğuna bakmam ama bu 536 sayfaymış diyeyim siz ne kadar sıkıldığımı anlayın. Hakkını yemeyeyim, aralarda kaptırıp 30-40 sayfayı hızla okuduğum oluyor ama sonra birden hızım düşüyor..Kitabı kenara bırakıyorum ve başka şeylerle ilgileniyorum. Tam olarak şu an ki gibi. :)
Kitap okuyup işle ilgili işlemi yaptıktan sonra tekrar kitaba döneceğim. Bir yarım saat daha boğuşur sonra da ütü faslına geçerim.
Klasik bir pazar seromonisi olan ütü, biz bayanların en baydığı iş olmanın yanı sıra "Neden açılmıyor bu kırışıklık yaaa" sesleri ile tatlı bir senfonidir aynı zamanda. (Doğru tahmin, ütüden haz etmiyorum!)
Ardından tekrar kitaba döneceğim ama okuyamayacağım muhtemelen, biraz tv izler biraz Egeler'in geçen haftaki bölümlerine kulak kabartırım.
Ve tabii bloglara göz atarım.
Ardından gene tembellik...gene kitap...gene bıdıma...yemek araları....yarın ne giysem düşünceleri...kitap....söylenme...kitap....uyku!
İşte bir pazarın daha sonuna geldik. yapımda ve yayında emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Yeni bir haftasonunda görüşünceye dek esen kalın!!

Not: Kullanılan görsel netten alınmıştır.

9 Mart 2012

Bülent Bezdüz - Caruso


Pavarotti'ye ve özellikle onun sesinden Caruso'ya hayranlığımı bilmeyen yoktur sanırım.

Bu ay başında kaybettiğimiz Lucio Dalla'nın bu güzel eserini bu kez size dünyaca ünlü tenorumuz Bülent Bezdüz'ün sesinden dinletmek istedim:

Caruso

Umarım bağlantıyı açıp dinleyebilirsiniz.

Sevgiler

Haftanın Son Günü

Veee sonunda muradıma erdiimmmm!!! Yaşasın bugün cumaaaaa!!!!  :)



Herkese şimdiden keyifli haftasonları dilerim. :)

8 Mart 2012

Kadınlar Günü

Öldürülen kadınlar...
Tecavüze uğrayan / cinsel tacizlere ve şiddete maruz kalan kadınlar...
Seks objesi olarak görülen kadınlar...
Karnından sıpası, sırtından sopası eksik edilmemesi gereken kadınlar...
Mal sayılan kadınlar...
Küçük yaşta evlenip çoluk çocuğa karışmak zorunda bırakılan kadınlar...
Eğitim hakkı elinden alınan kadınlar....
Taşlanan kadınlar....
İş aleminde dahi ikinci sınıf sayılan kadınlar....
Çocuk fabrikası sayılan kadınlar...
Hemcinsleri tarafından ezilen ve aşağılanan kadınlar....
Yan ürün sayılan ve cennet çıkma dayak ile terbiye edilen kadınlar....
Kuma olan/kuması gelen kadınlar...

Liste ne kadar uzun aslında.  :(

Dilerim en azından bir gün huzurunuz olsun.

Ve tüm bu haksızlıklara boş boş bakan, kıllarını kıpırdatmayan insanlar. Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü...Bilginiz olsun. Bugün bitince kaldığınız yerden devam edeceksiniz ama bari bugün bir saniye olsun durup bir düşünün. Ne demiş atalarımız "Bugün sana, yarın bana" yani şu an görmezden geldiğiniz şey yarın gözünüze sokulabilir. 

Bu kutlama pozitif ayrımcılık mıdır? Evet. Ama dilerdim ki, kadınlara da eşit fırsatlar-kanunlar-haklar verilsin ve eşit muamaleler yapılsın da böyle bir gün olmasın.

Yaşayan her organizmanın ikinci/üçüncü...sınıf sayılmadan ve hatta mümkünse hiç sınıflandırılmadan ömür sürdüğü günleri görür müyüz acaba?

6 Mart 2012

Magnetic Oje - Golden Rose

Ah bu da mı başıma gelecekti? Elimde mıknatıs, "1..2..3.." diyerek sayarak modayı takip ettiğim günleri gördüm ya, artık ötesi olamaz benim için!! :))



Bugün Golden Rose'un Magnetic Ojelerinden 2 farklı rengi aldım (9 ve 11 numaralı renkleri) ve ilk rengi denedim. Yani fotografta gördüğünüzün aksine oldukça koyu bir renk ama dedim ya, epey güzel oldu.

İtiraf edeyim ellerim titrediği için başta biraz zorlandım ama sonra hoşuma gitmeye başladı. Çünkü ortaya çok keyifli işler çıktı.Özellikle baş parmaklarım çoook şık oldu!!! :)

Sanırım yarın fotograftaki renkten de alacağım.

Kendi ellerimi karanlıkta istediğim gibi fotograflayamadım ama yarın güzel bir kare yakalarsam eklerim.

Sizde deneyin derim.

Unutmadan...Bir de yıldızlı versiyonu varmış, bizim kızlar söyledi. ;)

5 Mart 2012

Sabit Fikir


Bir ara İdefix'ten kitap siparişlerimizde hediye olarak ücretsiz gönderilen Sabit Fikir dergisini artık internet üzerindende takibe başladım.

Evde - işte boş durmayayım, iki satır olsun bir şeyler okuyayım diyorsanız buyrun sizde.

Ben şu an Truman Capote ile yapılmış bir söyleşiyi okuyorum.

4 Mart 2012

Kar Yağarken Bir Dostla Sohbet Edip Kahve İçmekten Daha Güzel Ne Olabilir?


Cevap veriyorum: Aynı dostla alışveriş yapmak!!!

Öğlene doğru bir zahmet uyanıp kahvaltımı yaptıktan sonra (yani güne başlayalı sadece 25 dakika olmuşken) gelen telefonda bana "hadi kahve içmeye dışarı çıkıyoruz" emri verildi. Sen istende ben çıkmamm mııı Kobican, diyerek 20 dakikada dışarı koştum. (Bir de kadınların hazırlanması uzun sürer derler...Yalan, kocaman bir yalan!!) :)

Starbucks'ta kahve içip keyifli bir sohbet yaptıktan sonra hadi bir de alışveriş yapalım dedik. Yaptık tabii. Beylerin kesesine bereket!!



Yürürken kar yapmaya başlamıştı zaten, şu an evdeyim ve hala ufak ufak yağıyor. Dışarda olması kadar izlemesi de keyifli. Şimdi hemen çayımıda hazırlıyor ve keyfini sürmeye devam ediyorum.

Bu da böyle bir pazar yazısı işte...Keyifli pazarlar dilerim. :)

2 Mart 2012

Kırmızı Halı

Oscar için seçilen kıyafetler içinde en favori üç kıyafetim:




Michelle Williams bu kıyafeti içinde bence seksi olmaktan çok şirin olmuş! Sevimli ve masum prenses havasında...Yakışacağını bilsem saçlarımı bu kadar kısa kestirirdim. :)



Viola Davis'in yeşil kıyafetinin tonuna bittim ancak göğüs dekolitesi oldukça cüretkar....Daha kapalı bir versiyou olabilir miydi bilmiyorum ama olursa giymek isterdim.



Natalie Portman'a oldum olası hayranım. Çok şık ve seksi değil ya da koca dudak gibi pergel duruşu yaptıracak bir kıyafet değil ama ben beğendim.

Hmmm....Seçimlerimi de yaptığıma göre geriye bunlar gibi bir şey yaptırıp o halıya fırlamak kaldı! Seneye yapabilirim!! :)