8 Şubat 2012

Don Giovanni


Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde Yekta Kara rejisi ile sergilenen Macbeth'i bu sezon izlemiştim ve Don Giovanni için iyice meraklanmıştım çünkü Macbeth'de kostüm ve dekor çok başarılıydı. Burada da durum aynıydı; etkileyici ışık-dekor ve kostüm üçlemesi ile eser beni içine çekti. Hele 2. perdenin son sahnesinde cehennem o kadar muhteşem aktarıldı ki heyecan içinde izledim. Mezarlıktaki mezar taşları ve gökten inen melekler çok yaratıcıydı. Yine de esere çok uygun görmediğim bir şey vardı; Il Commendatore'nin Triller videosundan çıkmış gibi duran makyajı. Onun dışında dediğim gibi benim açımdan etkileyiciydi.


Bunun yanında, Macbeth ve Don Giovanni arasında ortak noktalar olduğunu da gördüm. İlk olarak Yekta Kara Hanım, sahnede mutlaka ölümü simgeleyecek dansçı bir ekip kullanıyor. Macbeth'te bayanlar hem cadı hem de ölüm simgeleri olarak sahnedeydi bu defada erkekler ölüm melekleri olarak karşımızdaydı.



Bir de eserde çapraz duran bir nesne mutlaka var. Macbeth'de duvar, bu eserde ise tabut hemen hemen aynı yerde aynı çapraz duruşla sahnede yerini almıştı.

Ve bence en komik ortak noktada şuydu ki; her iki rejide de Mithat Bey öldüğü halde dönüyordu!! :D

Evet; Don Giovanni isimli eserde Il Commendatore rolünde Mithat Karakelle Bey vardı. Kendisini daha önce Seslerle Anadolu ve Macbeth eserlerinde izlemiştim. Haddim değil belki ama her üç eserde de kendisinin hafızamda çok iz bırakabildiğini, izleyici olarak sesinden ve oyunculuğundan etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. Şu an Başrejisör olarak görev yapmakta olan sanatçımız belki idari anlamda daha başarılıdır.

İsimlerini çok sık duyduğum iki sanatçımızı, Donna Anna rolünde izlediğim Feryal Türkoğlu Hanım ile Donna Elvira rolünde izlediğim Esin Talınlı Hanım'ı,sahnede ilk kez izledim. Sesleri hakkında çok yorum yapamayacağım, sadece çok şükür kulaklarım acımadan dönebildiğimi söyleyebilirim. Çünkü, Reyhan Görbil ve Görkem Ezgi Yıldırım dışında, kadın sanatçılarımızı genelde eseri icra etmek yerine sadece çığlık atarken dinlediğim için bu kez en azından böyle bir an yaşamadığım için mutluydum. Oyunculuk anlamında kendilerini oldukça tutuk buldum. Tam olarak karakterleri yansıtamadılar. Örneğin; Esin Hanım'ın canlandırdığı Elvira karakteri sevdiği ancak çok çapkın olan bir erkek tarafından terk edilen bir kadındı ve adamı aramaya çıkmış, bulduğunda ise etrafı ona karşı uyarmayı görev bilmişti. Ancak gelin görün ki bunu yaparken yüzüne takındığı "güçlü kadın" ifadesi asıl acılı kadın halini haddinden fazla bastırmasına, üstelik bir de mürebbiye gibi bilmiş bir hava takınmasına neden olmuştu. Diğer taraftan, Feryal Hanım ise aslında Don Giovanni'nin bir gece odasına dalıp taciz ettiği, sonrasında babasını öldürdüğü bir kadın karakteri olarak nişanlısı Ottavio'dan intikam almasını isterken insanda dominant karakteri ile asıl intikam alması gereken kişi oymuş izlemini yaratıyor ve karakterle çelişiyordu. Tüm bu olumsuz düşüncelerime rağmen, rejinin oyunculukta ne kadar etkin olduğunu bildiğim için ikinci kez izlemeden kendileri hakkında kesin karar vermek istemiyorum.



(Ezgi Hanım ve Eralp Bey)

Görkem Ezgi Yıldırım...İşte eeen sevdiğim seslerden ve oyunculardan biri. Kendisini daha önce La Boheme'de ve Saraydan Kız Kaçırma'da izledim ve en açık ifade ile bayıldım! İlk gördüğümden beri hafızamda o kadar iyi yer etmiş ki ne sesini ne de oyunculuğunu unutamadım.Burada da Zerlina rolünde bir kere daha bayıldım. Gerçekten hem ses hem oyunculuk anlamında çok yakışıyor sahneye. Karakterin içindeki duyguları öyle güzel yansıtıyor ki anlatamam. Mesela, Leporello'nun Don Giovanni kılığına bürünüp, sonrasında Donna Anna, Donna Elivar, Masetto vs diğerleri tarafından yakalandığı sahnede Leporello'ya bir bakış baktı, inanın içindeki tiksinti ve öfkeyi çok net gördük. Diğer bayan santaçılarımız duygularını bu kadar başarılı yansıtamadılar. Ezgi Hanım'ı gerçekten çok takdir ettim.

Masettto rolünda daha önce adını bile hatırlamak istemediğim Ali Baba ve Kırk Haramiler "eserimsi" çalışmada Kasım rolünde gördüğüm Cem Beran Sertkaya vardı. Aslında komik rollere çok yakışıyor. Uzun, sevimli ve kısmen saf bir yanı var.Sesi hafızamda yer etmese de (ki ne iyi ne kötüydü) tiplemesi ile keyifliydi.Hani yakışıklı ama komik tipler vardır ya sinemada, onlar gibi biraz. Biraz "Hayrettin" karakterini hatırlatıyor mimikleri. :)

Don Ottavio rolüne gelince...Ayhan Bey'i beğendim ancak bir tek onun hakkında her hangi bir karar vermedim. Çünkü neden bilmem içgüdülerim bana değerlendirmemin eksik olacağını söyledi. Hareketleri kibar ve ölçülü, sesi ise yumuşak ve rahatlatıcıydı. Yine de içinde bir cevherin saklı olduğunu ancak bu eserde (belki yine reji yüzünden bilemiyorum) kibarca geri planda kalmaya çalıştığını düşündüm. Kendisini bir başka gün tekrar izleyeceğim.

Leporello rolünde Sabri Karabudak vardı ve kendisini çooooooook beğendim. Hem sesi çok iyiyidi hem de oyunculuğu. Karakter üzerine cuk diye oturmuştu resmen!! Keyifle izlediğim üç sanatçıdan birisi o oldu. Her anı yaşayarak ve güzel bir sesle bizlere aktardı. Üstelik ana görüntüden çıktığı anlarda bile "nasıl olsa seyirci şu an başkasına bakıyor" demedi, disiplinle oyununu sürdürdü.

Kim kaldı...Tabii ki Eralp Bey! :)

Sahnede ilk kez izlediğim diğer bir isimde başrol Eralp Kıyıcı'ydı. Aslında kendisini uzun süredir merak ediyordum. Tosca'da hastalandığı için Scarpia rolünde izleyememiştim. Ama bu kez kısmet oldu ve sahneyi nasıl doldurduğunu hayranlıkla izledim. İtiraf etmek gerekirse ilk perde de bende nötr bir etki bırakmışken ikinci perde de beni çok şaşırtan bir çıkış yaptı ve beni benden aldı!! :)

Genel olarak aldığım keyfi anlatmak için eserin saat 20:00 itibariyle başladığını, ilk perdenin 21:30 da bittiğini ve kapanışın ise 23:10 gibi olduğunu; ancak tüm bu süre içinde sadece 2 kez saate (20:50 ve 21:30 perde inmeden az önce) baktığımı söyleyeyim. Tam bir konsantrasyon ile eseri izlemişim.

Merak edenlere ve opera sevenlere şiddetle tavsiye ederim.

Not: Kullanılan fotograflar ve afiş kurum sayfasından alınmıştır.

Hiç yorum yok: