30 Aralık 2011

İyi seneler :)

Herkes için sağlık, mutluluk, bereket ve huzurla geçecek çoook güzel bir yıl diliyorum. :)
Ayrıca şunlarda olsun mesela:

Kuyu kazanınız az, dost olarak omuz vereniniz çok olsun.

Okuduğunuz kitaplar raflara sığmasın  :)

İzlediğiniz şeyler güzel ve umut veren sahneler olsun, aslında dilerim ki sanatsal aktiviteleriniz bol olsun. :) :)

Sevdikleriniz ne hasta olsun ne de üzgün. Yüzleri sizinle birlikte gülsün.

Her şerden sizin için çok hayırlar doğsun, şerre sebep olanlar bunu gördükçe kahrolsun!

Hapşırdığınızda uzun yaşamanızı dileyen dostlar/sevenlerde olsun mesela. (Az önce benim yaşadığım gibi…) :)

Ve tabii ki yaşadığınız her gününüz böyle güzel olsun.

Yeni yılınız şimdiden kutlu olsun. :)

27 Aralık 2011

Gene GDO



Yılı kapatırken yazılacak bir yazı değil ama yine yine yineee hatırlatacağım:

GDO soframızda!

Hatta çoktan sofraları aştı, kursağımızdan geçti.

Bugün Radikal Gazetesi'nde rastladığım bir yazıdan bir kısmı sizinle paylaşmak ve kendimiz için bir şeyler yaparken asılnda geleceğimizi kurtarmaya çalıştığımızı da hatırlatmak isterim.:

"GDO'ya şirketler hariç herkes karşı. Ürünlerinde GDO kullanmayan üreticilerin bunu yazması bile yasak. GDO'lu tarım ürünü kullanan şirketlerin lobicileri sayesinde tüketicinin alacağı gıdalarda GDO olmadığını öğrenmesi yasak. Evet. Yanlış okumuyorsunuz."

Yazının tamamı için burayı tıklayabilirsiniz. Ve umarım yazılan bilgi asılsızdır. Aksi takdirde; Biyogüvenlik Kurulu'nu yaptığı araştırma ve araştırma sonucuna göre verdiği karar nedeniyle gerçekten kutlamak isterim. Bu kadar serinkanlılık, izlediğim "seri katil" konulu filmde bile rastladığım şey değil.

GDOsuz ömürler dilerim. En azından çocuklarımız için!

20 Aralık 2011

Gelman Koleksiyonu'ndan Frida Kahlo & Diego Rivera



Frida filmini izledikten sonra Frida Kahlo'ya ilgim artmıştı. O özel kadının eserlerini görmek, Diego'ya aşkına dokunabilmek istemiştim. Ama tabii ki Meksika'da olmadığım sürece o büyülü havayı teneffüs etmem çok da mümkün değildi.

Türkiye'de Pera Müzesi'nde 2010 yılı sonunda açılan sergiye ise şehir farklılığı nedeniyle katılamamıştım. Yine de yılmamıştım; İdefix'ten sergi katalogunu sipariş edip, asıllarını göremesem de sayfa üzerinden baskılarına kavuşmuştum.

Katalog okuma alışkanlığını da bu vesile ile kazandığımı söyleyebilirim: Artık elimde büyüteç, renkli kalemler, işaretlemek için ıvır zıvırlar, "adı geçen" eserleri/mitolojik olayları bulmak için Google arama motorunu açıp oturmuş katalog okuyorum. :)

Aradaki kısımları atlayıp, hikayemizi 22 yaşındaki Frida Kahlo'nun 42 yaşındaki Diego Rivera ile 21 Ağustos 1929'da evlenmesi ile başlatalım. Frida evliliğinin ilk zamanlarını ve buna aracılık yapan kişiyi (fotografçı Tina Modotti)  "Otobüs" isimli eserinde şöyle resmetmişti:




Genç bir kız mahzun mahzun sıranın bir ucunda otururken, işçi tulumu ile kara yağız bir adam diğer tarafta oturmuştu. Tam ortada çöpçatan bir teyze olarak ina ise, bir araya getiren denge unsuru olarak yer almıştı.

O zamanlar Frida gerçek tarzını ortaya çıkarmamıştı. Zamanla ve yaşadıkları ile pişecek, eserlerine "an"dan ve mitolojiden simgeler katacaktı. Örneğin, evliliklerinden 20 yıl sonra Diego ve Ben isimli eserinde "bir zamanlar tüm aklım fikrim benliğim Diego'ydu" derken şimdi Diego'nun alnındaki büyümüş üçüncü göz ile negatif enerjisini anlatmış, döktüğü gözyaşı ile de ona olan özlemini ve acısını belirtmişti.



Arada geçen o 20 yıl içinde Frida'nın sağlık sorunları artmış, babasını kaybetmiş, çocuklarını ya düşürmüş ya da kürtaj ile kaybetmiş ama en kötüsü Diego tarafından defalarca aldatılmış (ki kendi kız kardeşi dahildir bu listeye), evlilikleri boşanma ile sonuçlanmış ve ardından 2. kez evlenmişlerdi (1940).  Kısacası, zamanla eşarbını bağlamış hanım hanımcık oturan o otobüs yolcusundan, kolajları ve gerçeküstü diğer çalışmalarıyla kişisel gerçekliğini anlatmaya çalışan kadına dönmüştü.

Yine de sorunlar ve "başka kadınlar" (ya da kimi zaman Frida'nın hayatına giren "başka erkekler") bitmemiş; tüm bunlara inat, aralarındaki tutkulu aşk da tükenmemişti.

Frida'nın eserlerinde beni en çok cezbeden de bu sanırım: Diego'ya tutkusu ve aşkı...Bir kadının bir erkeğe aşkı değil sadece, erkeğinde yüreği de bu aşkta saklı.

Frida Kahlo, sağlık durumunun iyice kötüleşmesinin ardından 1954 yılında tahminen akciğer embolisi nedeni ile bu dünyadan göçüp gitmişti. Ölümünün ardından 1955 yılında Diego tekrar evlenmişti ama ne aşkını unutmuş ne de ölümünü kolay kolay kabullenmişti.

İçine "Gözlerimin çocuğu, benim küçük Frida'm için, 13 Temmuz 1955, bir yıl önce bugün" yazdığı aynı adlı (Gözlerimin çocuğu, Benim Küçük Frida'm İçin) eserinde Frida'yı yaşayan ve hala atan bir kalp olarak canlandırması da işte tam da bu sebeptendi:




Frida ve Diego...genç ve çekici bir kadınla, yaşlı ve çirkin bir adamın...ya da Frida'nın ailesinin belirttiği gibi "Güvercin ile Filin", aşkı.

Kimimiz için tuhaf ama aslında "ne seninle ne sensiz" diyen tutkulu bir aşkın iki kahramanı onlar.

Aşk bu; karşımıza ne şekilde çıkacağı belli mi olur?

18 Aralık 2011

İstanbulname Samsun Devlet Opera ve Balesi'nde! Yuppiiii :)


Daha önce size İstanbulname'den bahsetmiştim ama buraya tıklarsanız hatırlamanıza yardımcı olurum.
Kıvanç Uğraşbul'un eserde Eğrikapılı Ali rolü ile ne kadar başarılı olduğunu yazmış ve keşke izlesem diye dilemiştim.

Dileklerim kısmen kabul oldu:
Öğrendiğime göre İstanbulname Ocak 2012'de Samsun Devlet Opera ve Balesi'nde sergilenecekmiş.

İtiraf etmeliyim ki şu an dileğimin kalan kısmı için, yani Eğrikapılı Ali rolünde Kıvanç Uğraşbul'u görmek için, bekliyorum. Umarım o oynar. O zaman hiç üşenmem ve Samsun'a giderim. :)

14 Aralık 2011

Kardeşlik


Bugün yazdığım konudan sonra, tesadüfen gördüğüm bu haber çok ilgimi çekti ve hoşuma gitti:

"Ankara ile Sivas, sanat alanında ‘kardeş şehir’ oldu. Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürlüğü’nün başlatacağı yeni projeyle 6 opera ve bale müdürlüğü, 6 ‘kardeş şehre’ her ay en az 1 eser götürerek temsil verecek"

Yapılacak çalışmanın güzel bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Açıklamada geçen  "insanların anlamakta özellikle çaba gösterme zorunluluğu olmayan" ifadesinin ise sadece iyi niyetle söylenmiş bir şey olduğuna; amaçlanan şeyin, kişilerin bir anda ağır eserlerle tanıştırılıp sıkılmalarının ve belki de "sanattan soğumalarının" engellenmek olduğuna ve bunu yaparken de Devlet Opera ve Balesi'ne yakışır şekilde seviyenin korunacağına inanıyorum.

Emeği geçen herkesi kutlarım. Umarım çok güzel sonuçlar alınır.

Yılın En İyi....

Yine bir yılın sonuna geldiğimizi, klasikleşmiş "Yılın En"leri anketlerinin ortaya çıkışı ile anlamaya başladık.

Bu anketlerden bir tanesine dün Radikal gazetesinde rastladım. "2011'in En İyileri" başlıklı anket ile Radikal okurları yılın en iyi kitabını, tiyatro oyununu, televizyon dizisini, filmini, erkek oyuncusunu ve kadın oyuncusunu seçiyor. Kategoriler bu kadar ama elbette gönül ister ki bunlar içinde en iyi sergi, en faal sergi salonu, en iyi bale, modern dans ve opera/operet gibi seçeneklerin yanı sıra en iyi opera sanatçısı, orkestra şefi ve hatta orkestrası, heykeli, resmi vs vs de olsun. Neden oyuncu kategorisinde gördüğüm isimler sadece televizyon ve sinema dünyası ile sıınırlı mesela? Ya da tiyatro oyununun en iyisi olabiliyor ama oyuncusunun en iyisi olmuyor mu? Erdal Beşikçioğlu tiyatro oyuncusu olarak kötü de dizi oyuncusu olarak mı iyi??

Ayrıca yine gönlüm isterdi ki, nasıl ki futbolda 3 büyükler olarak İstanbul takımlarının hakimiyetine son veren Trabzon ile Bursa takımları varsa, bu ankette de İstanbul ve İstanbulluların seçimlerine son verip olayı Türkiye geneline yayan bir değerlendirme olsun.

Ben, anketlerden sadece En İyi Tiyatro Oyunu kategorisine baktım ve içlerinde bir tanecik Ankara kökenli oyun olduğunu gördüm. Bu kategorideki oyunların kimler tarafından ne kriterler altında belirlendiğini merak etmedim değil. Çünkü bir an seçici kurul sadece bu oyunu izlemiş veya 3 yıldır kapalı gişe devam ettiği için sadece onu almış gibi geldi. Halbuki Ankara'da kapalı gişe olan çok oyun var; mesela, Nazım Hikmet'in "Memleketimden İnsan Manzaraları"ndan Onbir Tablo isimli oyun (ki eser 2010-2011 Sanat Kurumu Seçici Kurul Özel Ödülü ve 2010-2011 Sanat Kurumu En İyi Müzik Ödülü sahibi), Kontrbas isimli oyun (Oda Tiyatrosu'nda oynanan esere bir kez zorla yer bulup gidebildim tadı damağımda kaldı ama sanmam ki bir ikinci şansım olsun) veya Genç Osman (ben tesadüfen yer bulup gittim ama bir arkadaşım için bir aya yakın zamandır bilet arıyoruz ama mümkün değil bulamıyoruz, dün satışa çıktığında sabah 09:19 itibariyle sadece bir kişilik boş yer vardı)....Liste böyle uzar gider. Bunlar benim bildiğim eserler ve durumları. Bunu Anadolu'nun geneline yaysak ve mevcut devlet tiyatrolarını/özel tiyatroları düşünsek eminim ki oralardan da arkadaşlar ses verecektir.

Benimki sanatın tekelde değil de genelde durmasına dair bir görüş. Belki biraz "hemşehrilik" yapıyorum ama Ankara'da yaşıyorum ve burada da güzel bir şeyler olduğunu görüyorum. Kendi adıma, nüfusun küçük bir bölümünü içeren İstanbul'un baz alınarak ülke geneli için karar verilmesini hiç de mantıklı bulmuyorum.

Bu düşünceler ile dün anketi görünce önce hiç izlemediğim halde Bir Delinin Hatıra Defteri'ne oy verdim. Bana ne, Ankara'dan kazanan biri olsun! Sonra "Diğer" seçeneğini görüp, bu kez gerçekten bu sene en beğendiğim ve keyif aldığım oyun olan "Kontrbas" a oy vermek için girdim, diğer seçeneğine "Kontrbas (Ankara DT)" yazdım. Madem ki genel listeyi oluşturanlar rahatlıkla fikir beyan edebiliyorlar, eh o zaman bu gariban kulunuzda fikrini beyan etsin değil mi? Bununla da yetinmedim ve yaptığımı hem iş arkadaşlarımla hem de bir sosyal paylaşım sitesinde sayın Olcay Kavuzlu'nun sayfasında paylaştım. Ben demiyorum ki siz de illah ve de sadece bu oyunlara oy verin. Ben diyorum ki, susmayın sizde fikrinizi beyan edin!

Sonuç olarak:

Bunu yapan bir kişi bile olsam...aman olsun, tek başıma farkındalık yaratmış olurum. :)