23 Nisan 2011

Yazar, Hayatının Anlamını ve Amacını Sorgulamakla Meşgul Olduğundan Buhranın Gölgelediği Bir Yazıdır.

Yazmayı seviyorum ama yazar olmak gibi bir çabam ya da hedefim yok.
Yazmak bir terapi benim için ama malum sebeplerle (kahrolsun bloglar diyen zihniyet) zevk aldığım tek şey elimden alındı. Bu yazdıklarımı bile kaç kişiye ulaştırabileceğim, bilmiyorum.
Kaç zamandır yazmak içimden gelmiyor, aslında bunun nedeni de şu malum sebep ama bu aralar biraz sessizliğe de ihtiyacım olduğu için sustum.
Bugün gördüm ki "parmaklarım kaşınıyor", dedim artık zamanıdır.
Bıraksalar saatlerce tıkırdayacağım ama ne yazık ki kısa kesmem gerekiyor.
Yapılanlar/yaşananlar/okunanlar vs vs ile dolu bir dolu zaman geçirdim.
Okuma günlüğümde gördüğünüz kitabı bitireli aylar yıllar oldu, üstüne ne kitaplar okundu ve onların yerlerine ne kitaplar alındı.
Ankara DOB (Devlet Opera ve Balesi) sahnelerinde ne eserler seyredildi, hatta az önce izlenmeyen son iki temsilden birine daha bilet alındı.
Çok şey yaşandı, çok şeye gözyaşı döküldü, çok şeye kahkahalarla gülündü.
Yapılanlara gelince...İşte onunla ilgili çok şey yazamıyorum. Sürpriz onlar. Ama bir tanesini gururla çıtlatayım:
Mersin DOB - Abu Hassan Operası
Birbirinden değerli sanatçılar eser için koşturdu durdu. Sevgili Kıvanç Uğraşbul (ki kendisinin bugün doğumgünü, çocuk ruhlu bu güzel insanı buradan kutluyor ve yanaklarından öpüyorum) rejisör olarak da yetenekli olduğunu bu eserle sergiledi. Şu an son çalışmaları devam ediyor, eser yakında (27 Nisan) Mersin DOB aracılığı ile sanatseverlerle buluşacak. Kısa süresi ve komik olgusu ile opera sev(e)meyen kitle dahil herkesin hoşuna gidecek bir çalışma, o kadar ki Kıvanç'ın dediği gibi "Gülmezseniz paranız iade".
Farkındayım, başkasının yaptıklarını yazarak nasıl oluyorda yapılanları anlatıyor olabilirim diye düşünüyorsunuz...Benim bu çorbada tuzum oldu diyecek kadar arsız değilim, benimki olsa olsa okyanusta damla yarısıdır. Ufacık, miniminnacık bir katkım oldu ki bu bile beni mutlu etti.
Ama...
Ama, çook istediğim ve planlarımı yapıp herşeyi ayarladığım halde bu eserin son provalarında ve prömiyerinde orada olamayacağım. Çünkü ben olmazsam canım kurumum çökecek!?! :)
Evet, klasik bir:
Ya işler yarım kaldı, sen olmazsan kim yapacak (astım var ama ne yazık ki...neyse) gitmesen mi,
durumu. Ve nasıl oluyorsa bu durum (?) yola çıkmama saatler kala ortaya çıkıyor.
Kızgın mıyım? Pek değil. Evet heyecanla beklediğim hatta "bunun için yaşıyorum" dediğim herşeyi kaçıracağım ama ilerde daha güzel bir şey yaşayacağım; bunu biliyorum.
Ama mutsuzum tabii ki. Güzel şeyler olacağını bilmek kendimi hapiste hissetmemi, ya da köle gibi hissetmemi engellemiyor.
Ve neden diye düşünüyorum, neden insanoğlu böyle şeylerin kölesi oluyor, bu kadar çaresiz kalıyor? Ekmek parası için mi? Daha iyi yaşam kalitesi için mi?
Ekmek aldığınızda yiyecek zaman ya da güç bulamıyorsanız anlamı var mı? Ya da buz gibi olduktan sonra yeseniz nee yemeseniz ne??
Daha iyi yaşam kalitesi desem...Klasik cümleler ile kapanış yapayım:
Bu da hayat mı be?
Yine de çok şükür, daha kötü şeyler yerine tek derdim hayatı yaşayamıyor oluşum olsun! Di mi?