23 Ekim 2011

Sayın Rengim Gökmen'e "Ali Baba ve Kırk Haramiler" İsimli Eserle İlgili E-Postam


Sevgili Dostlar,

Aşağıda okuyacağınız mektubu dün gece tanık olduğum ve rencide edilmiş hissettiğim bir temsilden sonra sayın Rengim Gökmen beyefendiye e-posta yolu ile gönderdim.

Biliyorum; hayatımızda acı dolu bir çok olay olurken bu tür şeylere zaman ayırmak çok saçma gözüküyor. Ancak; e-postamda yazdığım ve burada da her zaman vurguladığım gibi toplumların eğitim ve kültürel seviyesi yükseldikçe bilinç artar; kişiler arasında sevgi, saygı, anlayış, birlik ve kardeşlik duyguları oluşur. Ben buna yürekten inanıyorum. Amacın canım ülkemizi bölmek olduğu da göz önüne alındığında bu duygulara ne kadar ihtiyacımız olduğunu görebiliriz.

Bu nedenle, tamamen içimden gelerek ve samimiyetle aşağıdaki satırları yazdım. Ne yazık ki bizler henüz Pavarotti bir notayı eksik söylediği için bunu kendilerine hakaret olarak görüp, konseri ıslıklarla bölen seyirciler seviyesinde değiliz. Halen kendine "sanatçı" damgasını vuran ama aslından sanatın s'sinden anlamayan insanlara prim verildiği bir zamanda yaşıyoruz.

Ben dün gece o sahneye bilgi, kültür ve kalite anlamında bir seviye bekleyerek gitmiştim ancak Recep İvedik filminden çıkmışım gibi hissederk ortamı terk ettim. Bugün Milliyet Gazetesi'nin kültür sanat bölümünde şu haberi görünce de dudağım uçukladı. Haberde belirtilen "1001 Gece ortamı" nın nasıl sağlandığını öğrenmek ister misiniz? Hemen söyleyeyim; operaya ilk gidenlerdendim. Fuayeden içeri girdiğimde tepede avizenin iki yanında, bizim yolluk dediğimiz, iki adet çizgili kilimin bir uçtan diğer uca kadar asıldığını, alanın köşelerinde çadırımsı bir kaç bez gerilerek bir şeyler oluşturulmaya çalışıldığını ve bunun da "sihirli lamba" ve sihirli küre ile süslendiğini gördüm. Küre ne alaka diyebilirsiniz çünkü malum olduğu üzere haramiler çingene değil, Araptı. Hadi bunu da geçtim, ortada bir alanda genç bir kaç çocuk, sanki jimnastikçiymişlerde esneme hareketleri için o ortamı seçmişler gibi bir havada eğilip bükülüyor ya da ip atlıyorlardı!? Ki çoğu harekette de acemilikleri belli oluyordu.

1001 Gece Masalları'nın bir bölümünü okumuş ve burada yazmıştım, hatırlarsanız. Ancak, ne kitabı okurken ne de daha sonra bu kadar ucuz ve sirkvari bir ortam hayal etmemiştim. Bence en kötüsü, kurumun en üst düzey yöneticisinin bu duruma sessiz kalmasıdır.

Gördüğüm manzarayı bir çadır tiyatrosu ile bağdaştıramamış, içerdiği derin anlamı (?) sanatçı olmadığımdan anlayamamış olduğumu düşünmüş olsam da edindiğim izleyim çoğu insanın aynı şaşkın bakışlarla ne olup bittiğini çözmeye çalışması oldu.

İlk izlenim önemlidir, denir. Ben bu fuayedeki sirke rağmen nötr olarak yerime geçsem de, aşağıda okuyacağınız gibi sonrasında yaşadıklarım beni çileden çıkardı.

Üzgünüm, bu sanatsa ben almayayım kalsın. Sanatçıların sanattan anladığı buysa, ben başkentimizin sanatın da başkenti olması için boş yere çalışıyormuşum, 5 yıllık emeğime yazık.

Mektubu birebir yayınlamak isterdim ancak çok küçük bir parçayı kendi özel hayatımla ilgili bilgi içerdiği için çıkarıyorum. Affola.

Lütfen hiç bir konuda uğradığımız haksızlıklar karşısında sessiz kalmayalım.
Gelecek her konuda bizim elimizde.


Sayın Gökmen,

Öncelikle bugün "Ali Baba ve Kırk Haramiler" isimli eserin temsilinden önce göstermiş olduğunuz hassasiyet için size ve tüm çalışma arkadaşlarınıza şükranlarımı sunmak isterim. Elbette ki, bu acı günlerde ulus olarak birbirimize daha da sıkı bağlanmamız gerekiyor. Yüzyıllardır bu topraklar üzerinde kurulmuş ve son olarak bizlerin bekçiliğine bırakılmış tüm değerlerin, tarihin, kültürün ve birliğin ne şekilde korunup, kollanacağını aldığımız eğitimin yanı sıra birey olarak sahip olduğumuz kültürel birikim belirleyecektir. Konuşmanızda sizinde belirttiğiniz gibi sanat, bu birikimi oluşturmamızı sağlayacak düşünceye ulaşmamız için gerekli gücüne sahiptir.

Küçüklüğünden beri tarihe, sanata ve edebiyata değer veren bir izleyiciniz olarak, herşeyden önce "başkent" ünvanını sadece "kağıt üstünde" değil, yaşamın her alanında gösteren bir şehrin özlemi içindeyim. Yurtdışında yaşadığım ve bulunduğum süreler boyunca başka ülke başkentlerinde kültürel faaliyetlerin toplumun kalkınmasına etkisini birebir görme fırsatım oldu. Aynı şeyin ülkemde de yaşanabilmesini gönülden diliyorum.

Rengim Bey,

Eğitimim, akademik kariyerim ve işim gereği yönetim organizasyon, ürün/hizmet geliştirme, pazarlama gibi konularda söz söyleme hakkına sahip olduğumu rahatlıkla belirtebilirim ancak, eğitimim sanat dallarından farklı bir alanda olduğu için asla sanattan sizler kadar anladığımı iddia edecek kadar bilincimi kaybetmiş de değilim. Tek söyleyebileceğim iyi ve dikkatli bir izleyici olduğumdur. Öyle ki, iki hafta önce yine bir cumartesi akşamı "Tosca" isimli eserde Scarpia karakteri için çok yanlış seçim yapıldığını (ses anlamında yaşadığım hüsranı bir kenara bırakayım, en basitinden bir pencere kapatma işini bile 4. kerede başarabildiğini görmek beni çok üzdü) eserle bütünleşerek izlediğimi belirtmek adına söyleyebilirim.

Biz seyirciler sizlerden bazı beklentiler içinde oraya geliyoruz. Herşeyden önce, bilgi ve deneyimlerinizi bizlerle paylaşmanızı, kaliteyi kalitesizden ayırmasını öğreterek "sözde sanatçılara" sizlerin yanında ya da üstünde yer vermememizi sağlamanızı bekliyoruz. Baleyi bir kenara koyarak söylüyorum; operada biz seyirciler sadece ses değil, dekorundan kostümüne, rol yeteneğinden ışığına her ayrıntıda özenli çalışmayı görmek istiyoruz ve bence bunu hakediyoruz çünkü bizler oraya sadece "ses duymak" için değil eseri "canlı görmek" için geliyoruz. Aksi takdirde, özellikle günümüzde teknolojik imkanları göz önüne alırsak, sizleri izleyeme gelmektense mp3 olarak eseri "indirmeyi" daha kolay ve bir çok anlamda daha ucuz bir yöntem olarak tercih ederdik. Bu yüzden, biz sizden bizim size verdiğimiz değeri görmek istiyoruz.

Objektif olarak ve sahip olduğunuz bilgi birikimini bir kenara koyarak bir soruma cevap vermenizi çok istiyorum. Bu gece sizinle görüşmek için talepte bulunmamın ve kartımı vermemin tek nedeni de bu sorudur. Lütfen tüm samimiyetinizle bana, bu gece sahnede gördüğümüz temsile izleyici olarak layık olup olmadığımızı söyleyebilir misiniz? Üstelikte lansmanı belki de hiç bir eserde olmadığı kadar dikkat çekici yapılmışken, bu muydu seyirci olarak layık olduğumuz kalite?

Bu gece yaşadığım hayalkırıklığını size anlatacak kelime bulamıyorum.

1975 doğumluyum;

- Cem'in sana selamı var...
- Hangi Cem?
- GörümCEM

şeklinde espirileri henüz doğru düzgün kafamızın basmadığı ilkokul çağlarında yaparken bu gece sayenizde o döneme bir yolculuk yaşadım. Dünyaca bilinen bir eserin opera uyarlamasını, üstelik sözde "günümüze uyarlayarak" yapılan bu çalışmayı bir "müşteriniz" olarak kesinlikle şahsıma hakaret olarak gördüğümü iletmek isterim. Lütfen sözlerim sizi rencide etmesin ancak bugün orada ben, eğitim ve zeka olarak aşağılandığımı hissettim.

Rengim Bey,

Opera ne yazık ki ülkemizde popüler bir sanat dalı değildir. "Bitlis Bitlis olalı böyle zulüm görmedi" şeklindeki yorumların beni en az sizler kadar üzdüğünü belirtmeliyim. Çok sesli ve çok renkli bir kültürümüz var. Doğusundan batısına kendine ait ve güzellikleri içinde barındıran topraklar üzerinde yaşıyoruz. Misafirperverliği dillere destan olan bir halkın, söz konusu klasik müzik, opera ya da operet olunca buz kesmesini anlamak mümkün değil. Bunun bence tek açıklaması, küçük yaştan itibaren bu konularda sevginin ya da ilginin aşılanamamış olmadır. Keşke eğitim sistemimiz bu anlamda da kendini geliştirse de sadece sahne sanatlarında değil, resimden heykele, ebrudan hat sanatına kadar başlangıç seviyesinde olsun, bir anlamda tanıtım amaçlı eğitimi verilebilse. Ama ne acıdır ki genç nesil "Recep İvedik" gibi basit, seviyesiz ve zeka pırıltısından yoksun eserlerle zehirleniyor. Bunları da göz önüne alarak bana bu gece sahnede gördüğüm eserin Recep İvedik'ten farkını anlatabilir misiniz? Ki ben o filmcik serisini de izlemedim, sadece kanal değiştirken gördüğüm bir kaç saniyelik görüntüler ya da etraftan duyguğum/okuduğum bilgilerle hakkında bilgi sahibiyim.

Hayatım boyunca kendimi geliştirmek adına hep bir şeyler öğrenmeye çabaladım. Her fırsatta bilgi birikimime bir şey katmaya çalıştım. Tek tesellim bu gecede bunu yapabilmiş olmam. Yukarıdan yağan köpük balonlarının nasıl yapıldığını hep merak etmiştim, sayenizde bu gece öğrendim: Yukarıdan iki el (?), iki adet aleti "fısfıslayarak" bunu yapıyormuş. Eh, bu bile benim adıma bir kazançtır.

Selman Bey'in yazılarını okumuş, adını çok duymuşluğum var. Bu nedenle sizler eserin reklamını yapmasanızda büyük bir heyecanla koşar gelirdim. Müzikal anlamda bir şey diyemem ancak libretto?!? Farkındaysanız ilk perde boyunca seyirciden reaksiyon % 40 - 50 seviyesinde kaldı. Çünkü mizah kesinlikle keskin zekanın yapabileceği bir şeydir. Yoksa belirttiğim gibi seviye ilkokul ya da Recep İvedik seviyelerinden öteye geçemez.

Ya o Zeynep'in "asıl yüzünü" ortaya çıkaran yaratıcı (?) rejiye ne demeliyim ki ben bilemiyorum! Ben Prag'da operada çırılçıplak soyunmuş sanatçıları izlerken irrite olmadım ama bu sahne karşısında "Yok artık" dedim. Çünkü Prag örneğinde eserde o sahne yapay değildi, sansasyon olsun diye konulmamıştı. Burada ise Zeynep'in kocasının ölümünden sonra hayatında ve kıyafetinde yaşadığı değişimi geçtim, terzi ile ilgili yapılan ve seviyesini sizlere yakıştıramadığımı espirileri gereksiz bir çaba olarak gördüğümü bilmenizi isterim. O sahne ile Zeynep karakterinin aslında nasıl bir kadın olduğunu anlatmak istiyorlardı mutlaka, ama tek yöntem bu muydu? Rejinin hayalgücü 1970'ler Türk sinemasının ötesine geçemiyor muydu? Halbuki daha fazla çıplaklığı olsa dahi, daha güzel bir kurgu ile herşey çok daha başarılı anlatılabilirdi. (Bağnaz bir kafa ile bu sahneye karşı çıkmadığımı ama sansasyon yaratsın diye planlandığı net olan bir tavrada sessiz kalamayacağımı tekrar belirtmek isterim.)

Söyleyecek çok şeyim var. Ancak ne yazsam yaşadığım hayalkırıklığı ve üzüntüyü anlatmaya yetmeyecektir. Daha önce birçok eserde izlediğim ve beğendiğim seslerin bu şekilde harcandığını görmek de benim için çok acı verici bir tecrübe oldu. Seyirci olarak sahnede bana layık görülen şeyi görünce o kadar üzüldüm ve sinirlendim ki, sizin yanınıza gelerek konuşmak istediğimi söyleyecek cesareti buldum. Amacım sahnede siz sanatçıların görüp de biz seyircilerin göremediği şeyleri öğrenmekti.

Lütfen; sakın evlilik ve magazin programlarını izliyorlar, Nihat Doğan gibi seviyesiz ve bilgisiz insanları sanatçı sayarak yere göğe koyamıyorlar diye halka kızmayın. Siz bu gece onlara gerçek kaliteyi göstermek yerine eleştirdiğiniz seviyeyi sundunuz. Ne kadar acı...Halbuki perde açılmadan az önce yaptığınız konuşma beni nasıl mutlu etmiş ve gelecek için umutlandırmıştı.

Geçen sezon Timurlenk isimli eseri izleyerek ilk kez Ankara DOB ile tanıştığımda buna yakın bir hayalkırıklığı yaşamıştım. Ancak kişinin (yani rejinin) bir yanlışlığını tüm kuruma yüklemenin ne kadar büyük bir hata olduğunu bildiğimden tekrar şansımı denedim ve bu sayede "Yusuf İle Züleyha", "Çardaş Prensesi", "Saraydan Kız Kaçırma", "La Boheme" ve "Tosca" gibi birbirinden güzel ve başarılı eserleri izleme mutluluğuna eriştim. Opera zevkimin yanı sıra sırf sizleri desteklemek amacıyla da Mersin DOB'ta "4. Murat" ve Antalya DOB'ta "Batı Yakasının Hikayesi" isimli eserleri dahi yerinde izlemek için ilgili illere gittim. Nasıl ki Yusuf ile Züleyha'dan çıktıktan sonra "Tövbe eder gördüm baba" diye zihnimde keyifle sayın Aykut Çınar'ı tekrar tekrar dinlediysem, 4. Murat'ta "Veremem onu" diyen sayın Kıvanç Uğraşbul'u da aynı şekilde dinledim. Ya geçen hafta Tosca'da dinlediğim sayın Reyhan Görbil'in sesine ne demeli? Ya da İhsan Ekber Bey'e? Saydığım eserlerde izlediğim sanatçıların çoğu ses kalitelerinin yanı sıra rol yetenekleri ile de beni büyülediler. Tüm samimiyetimle, bu gece benden bu eseri izlemem yerine operaya maddi bağışta bulunmamı isteseniz seve seve koltuk için harcadığım 20 TL'den çok daha fazlasını düşünmeden verirdim. Şu ansa, harcadığım o meblağ için çok pişmanım.

Şu sıralarda eserin bitmiş olduğunu tahmin ediyorum. Tahmin ediyorum çünkü ilk perdeden sonra karşıma çıkan ilk taksiye binerek ortamı terk ettim. Daha fazla kalmayı kendime saygımdan yapamadım.
Gecenin sonunda ne kadar alkış aldığınızı bilemiyorum. Çok alkış gelebilir ama kesinlikle bunu kriter almayın. Televizyonlara bir bakın, reyting nedeniyle yayından kaldırılan kaliteli programlarla yine reytingler yüzünden prim yapan programları (örneğin Mehmet Ali Erbil'in sunduğu ya da cicişlerle panpişlerin çatıştığı programları) bir karşılaştırın. Bu size halkımızın bazen ne kadar yanlış seçimler yaptığını daha net gösterecektir.

Zaman ayırıp e-postamı okuduğunuz için teşekkür ederim. Dilerim bir daha böyle bir e-posta yazmak zorunda kalmam.

Saygılarımla,

Hiç yorum yok: