9 Ekim 2011

Gerçekleri İtiraf Zamanı Geldi...


(Fotograf sizi yanıltmasın, onu netten buldum. Yoksa çocuk sahibi oldum diye itiraf etmeyeceğim!! :) )

Bir süredir devamsızlık yaptığımı biliyorum; "bugün yarın kaldığım yerden devam edeceğim" yazıp yine ortadan kayboluyordum. Bir görünüp bir yok oluyor, suçu kah işlere kah bilgisayara atıyordum. Aslında daha önemli bir sebebim vardı.
Bir süredir "öğrenme" ile meşguldüm. Bu kez akademik hayat için eğitim, yeni bir dil, yeni bir iş vs değil...daha farklı bir şey: Uyumayı öğreniyordum! :)
Yaklaşık son 7 aydır uyumayı öğreniyorum ve hayatımı buna göre düzenlemeye çalışıyorum.
Bilen arkadaşlar vardır; ben genelde günde 4-5 saat uyuyan bir canlıydım. Güne erken başlar, geç sonlandırır ve kendimce böylelikle hayatı dolu dolu yaşardım.

Herşey şubat ayında Ankara'da yoğun kar yağışının ardından yüzlerce insan gibi benimde eve yürümek zorunda kalmamla başladı. Üstelik o hava koşullarına rağmen ertesi gün İstanbul'a uçmam ve bir toplantıya katılıp geri dönmem bekleniyordu!?! Sabah binbir güçlükle havaalanına ulaşmama, uçağın rötar yaptığını ve bu nedenle toplantıya yetişememe ihtimalim olduğunu söylememe rağmen yöneticim gitmem konusunda ısrar etti. Eh havaalanına gelmişken gideyim bari, dedim bende! :)
Uçağa alınmadan geçen rötar süresi yetmezmiş gibi uçağa binip, 2 saat mahsur kalmamızın ardından saatler iyice ilerlediği için muhtemelen toplantıya yetişemeyeceğimi ve inmek istediğimi görevlilere bildirdiğimde aldığım cevap "Ne yazık ki bu mümkün değil. Zaten şu an pistten çıkıp kara saplanmış durumdayız. İstesek bile sizi indiremeyiz, İstanbul'a uçmak zorundasınız" oldu. Evet, tüm camlar bembeyaz karla kaplı olduğundan, taksi için hazırlık yapan uçağın aslında pistten çıkıp kara saplandığını anlayamamıştık!
Neyse ki, konuşmamızdan 10 dakika sonra uçak kalktı ve ben nefes nefese toplantıya yetiştim. Tabii bu arada İstanbul'da da hava bozmaya, kar yağmaya ve rüzgar şiddetlenmeye başlamıştı. 1 saat süren toplantıdan sonra, tekrar havaalanına koştum. Doğru anladınız; sadece 1 saatlik toplantı için saatlerce stres yaşadım.
Lafı daha fazla uzatmak istemiyorum; sadece o hava koşullarında bizi sağ salim götürüp getiren THY pilotlarına minnettarım. Dönüş daha da kötüydü ancak bu arada epey dua bildiğimi farkettim! :)

İşte herşey bu yolculuktan bir iki gün sonra başladı. Önce sol gözümün altında, elmacık kemiklerimde bir seğirme hissettim. Yüz felci mi diye huzursuz oldum ama seğirme tek yerde kaldığı için çok üstünde durmadım. Sadece, toplantılarda şiddettlendiği zamanlarda elimi yüzüme bastırarak rahatsız edici bu hissi bastırmaya çalışıyordum. Aradan yaklaşık 5 gün geçmişti. Çok sevgili dostumla yine bir sanatsal aktivite için Şinasi Sahnesi'nde buluştuk. Temsil başladı...Ve ben bu kez yüzümde sol tarafta yavaş yavaş yayılmaya başlayan bir uyuşma hissetmeye başladım. İşte ilk o an panik oldum. (Öncesinde doktorları ve ilaçları sevmediğim için çok da umursamamıştım!)
Ertesi gün doktora gittim, MR çektirmem gerektiğini söyledi. İşlem için acil randevu alıp gittiğimde teknisyen işlemin 30 dakika süreceğini söyledi. Alete girdim. Dışarda çalan müziklerden kaç parça boyunca içerde kalmam gerektiğini hesapladım: her parça ortalama 3 dakika 20 saniye sürüyor desem, 9 parça sonra çıkacağım.
Parçaları saymaya başladım. 3. parçada bitti diyerek çıkardılar! Ya nasıl olur, daha 3 parça oldu diye düşünürken adamdan 35 dakika sürdüğünü öğrendim. Şaşkın şaşkın ama dinlenmiş bir şekilde dışarı çıktığımda farkettim ki MR da uyumuşum! :)

Sizi daha fazla sıkmayayım: Sonrasında çok sevdiğim doktorum yüzümdeki olayın boynumdan kaynaklanan fizyolojik durum olduğunu, kesinlikle psikolojik bir sorunum olmadığını ("Öyle olsa neden sol tarafında sağ tarafa ya da her taraf değil?"), ancak anlattıklarımdan bu sorunu farketmemin (ya da onun deyişi ile "bu fizyolojik sıkıntının hayatını etkileme") sebebinin son 6-7 aydır günde ortalama 2 saat uyuyor olamamın ve çoğu zaman 24 saati aşkın sürelerdir uykusuz dolaşmamın  söyledi. (Böylece MR'da uyuyup kalmamın ve bunu o an farketmememin sebebinin de uyku konumuna geçtiğimi fakedemeyecek kadar beyin işlevlerimi tüketmiş olmam olduğu ortaya çıktı.)
Doktorum buna gün içinde tükettiğim çay ve kahvenin etkisinin olmadığını, gördüğü kadarıyla zaten bunları içmesemde uyuyamadığımı söyledi. Çünkü uzun zaman önce normal 7-8 saatlik uyku sürecinden çıkmış ve uzun yıllardır vücudumu 4-5 saatlik uykuya alıştırmışım. Ama son zamanlarda bu düzeni de bozup ortalamada 2 saate düşürünce vücudumun tepkiler verdiğini, bu arada zaten mevcut olan fizyolojik sorunumunda su yüzüne çıktığını belirtti. Eğer böyle devam edersem çok kısa zaman sonra yüzümde sadece uyuşma ve seğirme değil, dayanılmaz batmalar ve yanmalar hissedeceğimi ve işte asıl o zaman çok acı çekeceğimi söyledi. En önemlisi de böyle devam edersem uykusuzluk hastalığına yakalanacağımı, acilen uyumayı öğrenmemi, günde en az 8 saat uyumamı, öğrenme süreci boyunca şu an hayatımda olan herşeyi askıya almamı, zamanla herşeyi tekrar hayatıma katabileceğimi, hayatı temposu daha düşük ve tercihan "normal insan temposu" ile yaşamamı ve ne olursa olsun "öğrendiğimi unutmamamı" söyledi. Eğer bu tempoyu kurduktan sonra da yüzümde aynı şikayetleri hissedersem ilaç tedavisine geçeceğini, ancak şu anda kesinlikle böyle bir şeye ihtiyacım olmadığını belirtti çünkü yüz sinirlerimde elektirik kesintileri olduğu için uyuşma ve hissizlik olduğunu, ancak bunun boynumdan kaynaklandığını, yorgunluk ve uykusuzluğumla da belirgenleştirdiğimi belirtti.

Hayatımın en zor 2 haftasını o zaman başladı işte! Anneler bilir, çocukları bir türlü uyumaz. Masal anlatırlar, oyalamaya çalışırlar vs vs nafile. İşte bende böyle bir çocuk büyüttüm o iki hafta boyunca. Saat 10 gibi yatağa yatıp "Ya neden uyumak zorundayım? Yapacak çok işim var. Hem zaten uykum yok" diye söylendim. "Bir nete bakiim çıkcam valla hemen" dedim. "Aaaaa, o filmi de ne merak ediyordum. Azıcık izleyeyim söz hemen uyuycam" dedim. Nafile, kendimi kandıramadım. :)
O arada farkettim ki uğraştığım onca işten dolayı uykusuz kalmıyordum; uykum olmadığı için kendime bir sürü iş yaratmıştım. :)
İşte bu nedenle hayatımdaki herşeyi, özellikle interneti askıya aldım. Tv'den uzak durdum. Telefonlarımı işten çıkar çıkmaz kapattım. Sessiz, sakin ve "normal" bir hayat sürmeye başladım.

Bu süreçte dostlarıma ve özellikle BHA'ya sabırları için teşekkür etmek isterim. Düşünün ki akşam buluşmalarımızda saat 9.30 da esnemeye başlayıp, eve kaçıyor, ödünç verdikleri bir kitabı eskisi gibi kısa sürede değil haftalar sonra getiriyor ve haftasonları sabah kahvaltısı buluşmalarına saat 11 gibi kalktığım için yetişemiyordum. Ayrıca, haftada bir günü sadece kendimle geçirmem gerektiğini belirten ve o günü "Sevgi Günü" koyan doktoruma itiraz etmeyerek ve Sevgi günlerini beni çok özlemelerine rağmen bana bırakarak, ben uyurkende (ki bu günün büyük çoğunluğu) ses çıkarmayarak bana destek verdiler.

Anlayacağınız son 7 aydır sadece yatıyor, uyuyor, uyuyor ve günde azami bir iş/etkinlik/aktivite ile sınırlı bir hayat yaşıyorum. Bir kitabı okumam eskisi gibi bir iki gün değil bir iki ay bile sürebiliyor. Öyle ki yaz tatilimde bile sadece 1,5 kitap okuyabildim ama günde 10 saat uyudum. :)
İşte bu nedenle çok istesemde, internete girdiğimde kendime hakim olamayarak saatlerce zaman harcadığım için netten uzak duruyordum.
Şimdi yavaş yavaş, yeni tempoma ayak uydurmaya çalışıyorum.

Şimdi izninizle...Biraz yatıp uyuyacağım. Meğer uyku ne güzel şeymiş! :)

6 yorum:

Nefertiti dedi ki...

Direkten dönmüş deyimi size tam oturur sanırım :) İyi uykular.

Sevgi Küçük dedi ki...

:) evet biraz öyle oldu. iyi ki yüzüm gözüm seğirmiş diyorum şimdi :D

öykü dedi ki...

Çok buyuk gecmıs olsun
cıddı seyler yasamıssın

sana bundan sonra bebek gıbı mısıl mısıl tatlı uykular dılıyorum

her zaman kı tatlı tebessumun yuzunden hıc eksık olmasın

Sevgi Küçük dedi ki...

Öykü insanı, aslında bak nasıl güzel yeri geldi: Künayyyddınnn!! :)
Sağol canım benim. Hani istedim ki sessizliğimin sebebini vefasızlıkta aramayın.Şimdi eski tempoma dönmeden yaşamaya çalışıyorum. Bazen çok sıkılıyorum bu "sessizlik"ten ama doktorumun anlattıkları gözümü korkuttuğu için çok usluyum. :)
Sen ara ara bana dıtla, en azından maillerime gecikmelide olsa dönüyorum yahu! O kadar boşlamadım hayatı. ;)
Kendine çoook iyi bak.

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

Lütfen kendinize dikkat edin,gercekten insani yipratan hasta eden bir durum,cok gecmis olsun,tatli uykular size,Ankara' ya da coook sevgiler.

Sevgi Küçük dedi ki...

Ne ekersek onu biçiyoruz aslında. :)
Ne kadar yıprandığımı o süreçte hiç anlayamamışım bile. Şimdi geriye dönüp bakıyorumda hayatı değil kendimi tüketmişim. :)
İlginiz için çok teşekkür ederim. Şu an puslu ve gri olsa da Ankara'dan da size çok sevgiler :)