12 Ağustos 2011

Kontrbas

"Sakın kıskanç olduğumu düşünmeyin. Kıskançlık yabancısı olduğum bir duygudur, çünkü değerimin ne olduğunu bilirim ben. Ama adalet hissim vardır, müzik işinde ise bazı şeyler tamamen adaletsiz. Solist alkışlara boğulur, bugününü seyircisi daha fazla alkışlamasına fırsat verilmezse cezalandırılmış gibi hissediyor kendini; şefe de alkışlar sunulur. ....bazen bütün orkestra ayağa kalkar....kontrbascı olarak insan doğru dürüst ayağa bile kalkamaz" (s. 36-37)

"...İğrenç buluyorum, genç bir kız ellisinde bir tenorla, sözümü sakınacak değilim - herif iki akşam için otuz altı bin alıyor!Benim elime geçen para ne, biliyor musunuz? Net bin sekiz yüz. ...Bu parayı bugün alt kademede bir büro görevlisi ya da okulun yanı sıra çalışan bir öğrenci kazanıyor. Peki, öğrendikleri bir şeyin karşılığı mı? Ne gezer! Dört yıl müzik yüksekokuluna giden benim...öğleden önce üç saat provaya çıkan ben, sonra akşam dört saat gösteri, boş kalınca da gelsin hazırlık,onikiden önce yattığım olmuyor, arada bir de egzersiz yapmam gerekir..."(s. 45-46)

"İşte bu yüzden diyorum ki, orkestra insan toplumunun bir aynasıdır. Çünkü gerek birinde gerek öbüründe, zaten en pis işleri yapanlar bir de üstüne ötekiler tarafından horlanır. Hatta insan toplumunda olduğundan daha bile kötüdür orkestra, çünkü toplumda, hiyerarşinin basamaklarını çıka çıka günün birinde piramidin en tepesinden aşağıya, altımdaki solucanlara bakarım umudu vardır-teorik olarak..." (s. 37)

Partick Süskind'in geçenlerde adı vermeden bahsettiğim kitabından bu alıntılar: Kontrbas.

Kısa ama çok güzel bir kitaptı. Öykü ya da roman olarak değil de oyun olarak yazıldığı için konuşan kişiyi okumuyorum da sahnede izliyorum gibi hissettim. Konuşma aralarına italik harflerle serpilmiş ifadeler, kahramanımızın o an ne yapmakta olduğunu kafamda canlandırmama yardım oluyordu. Örnek mi? Peki, buyrun: Sayfa 10. İlk cümle: "Bir yudum bira içer"

Son zamanlarda müzikle ve sahne ile oldukça haşır neşir olmaya başladım bildiğiniz üzere. Klasik müzik - opera - orkestra - besteci - libretto - solist - kostüm - reji - dekor - partiler - baslar - tizler - sopranolar vb kavramlar yaklaşık dokuz aydır neredeyse her anımı işgal etmişken elime geçen bu kitap hem bu alanda bilgi birikimimi test etmemi, hem de yavaş yavaş içine bulaştığım dünyanın gerçeklerini hatırlamamı sağladı. Belki de bu yüzden, kitabı çok sevdim. Hatta Süskind kitapları içinde başucu kitabı seçecek olsam kesinlikle onu seçerdim. (Hem de Koku'yu çok seviyor olmama rağmen!)

Kimi yerde besteciler ve sanatçılar için yaptığı yorumlar "acaba doğru mu? araştırmalıyım, çok ilginç bir bilgi bu" dedirtti.

Yani hem sevdim, hem ilgimi çekti, hem de hakverdim. :)

Gelelim konuya: kontrbasını çok seven ve işine saygı duyan kahramanımız aslında ondan nefret etmekte ve onu kıskanmaktadır. Hayatında sahip olamadığı şeylerin sebebinin çoğunlukla o olduğunu düşünmektedir. Örneğin öyle bir enstrümandır ki kontrbas, soğuktan korumak için an gelir üstünüzdeki ceketi ona sarıp yerine hasta olan siz olursunuz.

Oyunun başından sonuna kadar hem klasik müzik alanında bilgisini konuşturan, hem de hayatını anlatan / yorumlayan kahramanımız kontrbası ile arasındaki duygusal yakınlaşmaya da bilinçsizcedeğinmektedir. Farkında değildir ama onu bir araçtan çok hayatının başrol oyuncusu haline getirmiştir. Ama dediğim gibi aralarında sevgi ile nefret karışımı duygular mevcuttır (ki bence hangisinin ağır bastığını net olarak söylemek zor). Hani bazen annemize ya da babamıza ya da arkadaşımıza ya da sevgilimize çok kızarız ama o olmadan da yapamayız. Tartışacağımızı, sinirleneceğimizi, yorulacağımızı bile bile ilişkimize devam ederiz. Mesela gider ziyaret eder, sonra da ziyaretin daha ikinci gününde birbirimize gireriz. Sevgimiz ve öfkemiz aramızdaki bağı daha da güçlendirir. Zamanla sadist / mazoşist bir ilişki olur aramızda. :)

Bence onların arasında da böyle bir ilişki var. Onsuz yapamadığı ama onunla da yapamadığı bir hayat sürüyor kontrbascı.

Ve biliyor musunuz, okurken kimi insanları ve meslekleri ne kadar görmezden geldiğimizi ayrıca farkına varmadan ne kadar küçümsediğimizi fark ettim. Utandım...halbuki her iş emek, sabır ve özveri ister değil mi?

Hiç yorum yok: