23 Mayıs 2011

Defterimden Portreler

"Fikir dünyasındaki yabancı ajanlardan ve oryantalist şeytanlardan bahseden bağnaz gruba hiddetle şu cevabı vermiştir: 'Güya tarih ve edebiyat yorumunuzu saptıran Batılı ajanlardan bahsediliyor. Nadir Şah'ın tarihini Voltaire'nin diline kazandıran, Hafız'ı Gorthe'nin diline kazandırıp ortalığı sarsan, Hayyam'ı Anglasakson dünyasına sevdiren insanlar mı ajan oluyor; yoksa kendi ecdadımızın mektuplarını dahi okuyamayan bizler mi ajan oluyoruz?'" (s. 204 - Cemil Meriç)

"İstisnai mesleklerin dikkat edilecek bir düzene göre işletilmesi gerekir. Çünkü bu memlekette hem hukuk, hem siyaset bilimi, hem ekonomiş bilip, diplomatik nota yazacak kadar da yabancı dil öğrenen pek çıkmıyor. Eğitim sistemimiz aksak, bu nitelikteki gençleri yeter sayıda üretemiyor.
Devlet teşkilatı yeniden düzenleniyormuş. Müzelerin başına ve uzman kadrolarınai arşiv ve kütüphanelere üniversal ölçüde dil bilenleri bu kanunla yetiştiremeyeceğimiz gib; Maliye'ye ehil insanları, Dışişleri'ne parlak diplomatları da kanunla değil, ancak istisnai nitelikteki kadrolara göstereceğimiz özen ve saygıyla kazanacağımız açıktır." (s. 236 - Gazne Soysal)

İlber Ortaylı'nın yeni yayınlanan "Defterimden Portreler" isimli kitabını okurken yüzüme çarpan acı gerçeklerden bazıları bunlardı.

En çok canımı yakan, beni utandıran ise yine "eski kuşakların" azmi, bilgisi ve gayretleri oldu. Öreneğin, dil konusu. Hepimiz öyle ya da bir dil biliyoruz, % 90 oranında insanımız ingilizce biliyor. Ama sadece "biliyor", daha doğrusu "tanıyor". Yani sadece derdimizi anlatıp, geyik yapacak kadar bilgimiz var çoğunlukla. Ne yazık ki, ekonomi-felsefe-dış ilişkiler-siyaset-tarih gibi ihtisas alanlarında o dilde (ya da diğer dillerde) konuşacak, yazacak, tartışacak durumda değiliz. Daha öncede defalarca yazdım, her türlü imkana sahibiz. Bilgi çağında, bilgiye yatırımlar yaparak yaşıyoruz. Ama kendimizi geliştirmek daha da iyi konuma getirmek için gerçek anlamda bir şey yapmıyoruz. Dil bilgimiz, "velkam tu töörkii, du yu nov törkiş lokum" dan öte değil aslında.

Kitapta anlatılan bir çok insanın bizim kadar imkanı yokken neler neler yaptıklarını, neleri kendilerine görev edindiklerini, takdir beklemeden gayelerine ulaşmak amacıyla nasıl çaba sarfettiklerini görmek insanı yerin dibine sokuyor. Tabii anlayana!

Şunu soruyor İlber Ortaylı "Hakkaklar kimlerdi, tezhipçiler kimlerdi, camcılar kimlerdi? Ne bilelim, hala merak ediyor muyuz ki?" (s. 232) Doğrudur, bu tür konuların ilgimizi değil de dikkatimizi çekmesi için "yüzyıllık düşmanımızın" (?) konuya el atıp "Bu bizimdir" demesi lazım ki o zaman millet olarak bir ağız olalım, özümüze -tarhimize - bize ait olan şeylere sahip çıkalım. Gene de aman lütfen, biri el uzatmadıkça kılımızı kıpırdatmayalım.

Hiç yorum yok: