20 Şubat 2011

Ebru


Zihnim Ezginin Günlüğü'nden "Benim adım ebruli..." şarkısını çalıp duruyor.

Dün, yıllardır özendiğim ve çok istediğim ancak bir türlü başlayamadığım bir sanat dalında "çıraklığa" ilk adımımı attım: Ebru.

Küçüklükten beri ebru, hat ve minyatür ilgimi çeker. Farklı tarzlarının yanında sabırın en büyük göstergesi oluşlarıda büyüler beni. Ustasının kendini maddi dünyadan soyutlayıp manevi huzuru bulduğu ve sukunetle çalıştığı ortamlar gelir gözümün önüne.

Hiç bir zaman hat ve minyatüre cesaret edemedim ama ebru hep aklımdaydı.

Geçen aylarda böyle bir kurs imkanı çıktı karşıma. Dün ilk dersimizi yaptık. Aslında dün biz "ebru ile tanıştık". Teknelerimiz ve diğer malzemelerimiz hazır olmadığı için ebru sanatçısı Salih Elhan Bey'in yine ebru sanatçısı oğlu Fatih Bey bir ebru seti alıp biz acemilere kısaca neyin ne olduğunu gösterdi. Ayrıca zaman ayırıp bir iki ebru çalışmasını da bizimle yaptılar. Sakinliğine, ustalığına ve sabrına hayran olmamak mümkün değil. (Fotografları daha sonra ekleyeceğim)

O bize ebruyu anlatırken biz ona sorular sorduk. Ebru işinin usta çırak işi olduğunu, battal ebrudan çiçekli ebruya kadar geçen sürenin aslında çook uzun ve meşaketli bir süre olduğunu (3 yıl!) öğrendik. Elbette biz kursiyerler 3,5 aylık süreçte battal ebru ile başlayıp (hemen bir parantez açayım ve en basit hali ile battal ebrunun ne olduğunu anlatayım: battal ebru hani şu sadece damlalar halinde gördüğünüz, üzerinde her hangi bir çiçek vs desen olmayan ebru) sonlara doğru ucundan kıyısından çiçekli ebruya bulaşacağız ve son iki haftada objeleri ebrulamayı öğreneceğiz.

Fatih Bey babasının öğrencilerini 3 yıl battal ebru ile çalıştırdığını söyleyince, ustanın işine karışılmaz ama uzun değil mi, diye düşünmüştüm.

Sonra Fatih Bey denemek isteyen var mı diye sorduğunda ve ben gönüllü olduğumda, olayın "frıçayı parmağına vurup suya damla damlatmak"tan çok öte bir şey olduğunu, en ufak bir tozun dahi o canım çalışmayı nasıl bozabildiğini, sinirli ya da heyecanlı olursan boyanın suya (kitre demek istiyorum) bir türlü damlamadığını ve hatta su hariç her yere damladığını yaşayarak öğrendim. Fırçayı iyi kullanamazsan damlaların löp löp kitreye düşüp görüntüyü bozduğunuda gördüm. Ama kağıdı tekneye yatırma konusunda çok başarılıydım, gölge ya da hava boşluğu bırakmadan halledebildim. Elim boya oldu ama o toprak boyanın tenime değmesi bile huzur verdi.



Fatih Bey sanatçı bir aileye doğmuş. Yani o kundaktan çırak olmuş, yıllardırda tüm ailesi ebru sanatı ile içiçeymiş. Bize babasının "Kitreye damlayan o ilk damlayı gördüğünde gözün ışıldamaya başladıysa, o damla gönlüne düşmüş demektir" dediğini iletti.

Ne kadar doğru bir söz.

Dün o damla benimde gönlüme düştü.

Benim adım ebruli, biraz gerçek biraz rüya
Yalanımı sevsinler, aşksınz dönmüyor dünya....

8 yorum:

Zencefil ve Tarçın dedi ki...

Pek niyetim yoktu ama yazdıkların beni fena iştahlandırdı. Perşembe günü ben de başlayacağım kursa sanırım.Hep sevgiyle kal, öpüyorum...

Sevgi Küçük dedi ki...

Başla valla! İnan çook keyifli. Aslında tam Nünülük, ağır olacaksın yavaş hareket edeceksin felan... :D
Bu arada seneye bir kurs isteği yaptım: Ney! Valla! Ney üflemek istiyorum ben.

birdutmasali dedi ki...

damlaların çok olsunn...

Sevgi Küçük dedi ki...

Sağol NuNucuğum :)

Imge dedi ki...

Eline sağlık..Devamını da merakla beliyoruz bakalım..:)

Bu arada mim'ledim seni! :) Vakit bulursan bir ara aklında olsun..

Öpüldün!

Zehra Gürgen dedi ki...

canım demek kalbine damla düştü, ne mutlu insanın yüreğinde bir sanatın aşkını duyması..bekliyorum eserlerini

Sevgi Küçük dedi ki...

Teşekkürler İmgeciğim. Hemen bakıyorum. :)
Çok öptüm

Sevgi Küçük dedi ki...

Teşekkür ederim Zehracığım. Başladım bakalım sonu ne olacak? :D