20 Ocak 2011

Timurlenk


Geçen gün (10 Ocak'ta) Ankara DOB'da Türkiye Prömiyerini izlemek üzere Timurlenk isimli esere git...mek hatasını yaptım. Tabii kendimi suçlamıyorum, nasıl bilebilirdim ki?
Hani bestecisi ölmüş gitmiş, adamın arkasından konuşmuş olmayayım ama rejisi hala hayatta ama onundan besteciden pek farklı bakışı olmamış: Ölü gözlerle eseri yorumlamış ve biz canlılar dünyasına sunmuş.

Bestecisi, Handel, kullandığı enstürmanlarla da Osmanlı'ya ve olaylara bakışını o kadar güzel göstermiş ki bir ara kendimi sarayda eserin ilk temsilinde hissettim. Kafamda zenginliğimin göstergesi kat kat perukam, üstümde döneme uygun ve tabii giyeni nefessiz bırakmak üzere tasarlanmış bir elbise, elimde tüyden bir yelpaze, suratım bir ton pudra...

Bestecisini yazarken görür gibi oldum: almış önüne dönemdaşı x in tablolarını, açmış şarabını, resme bakmışşş bakmıışşşş...sonrada döneminin Osmanlı'ya ve doğuya bakış açısını notalara dökmüş. Zamanın etkin olaylarını da katmış; soyluları eklemiş, aşk acısını eklemiş, içe atılan hisleri, saray entrikalarını da şöyle bir serpivermiş...Hmmm...mis gibi olmuş.

E ben adamcağıza nasıl kızabilirim ki? O zamanlar Google vardı da bakmadı mı sanki? Ne biliyorsa onu yazmış. :)

Ama rejiye gelince....

Yok rejiden önce dekorla başlayayım. Rejinin onayını almış olduğunu düşündüğüm ve düşündükçe şaşırdığım o dekor...Perde açılınca "Hahhh! Dekor böyleyse..." diye ilk şaşkınlığımı yaşadım ve başıma gelecekleri hissettim.

Muhtemelen dikkatimizi sahnedeki sanatçılara çekmek ve olayları istediğimiz mekanda hayal etmemizi sağlamak için oldukça basit ve sade "dekorumtrak" bir şey vardı. Beyaz renk kullanılmış, "izleyici oturarak izliyor adaletsizlik olmasın arada sanatçılarda oturup dinlensin bari" havası yaratan ferforje bir koltuk eklenmiş, sözde varak havası yaratmak için dekorumtrak şeyin üstü süslenmiş ve kapı içleri altın rengi boyanmış. Arkaya büyük beyaz bir perde gerilmiş, kah mavi ışık kah farklı tonlarla zamanın geçtiği buradan iletilmeye çalışılmış.

Ve o kocaman perde, dekoru hazırlayanların gösterdiği özenle (??), aslında büyük bir "Karagöz-Hacivat" perdesine dönmüş. Çünkü ne zaman arkasından birileri geçse biz sahne ile beraber onların devasa hale gelen yansımalarını da izler olmuştuk.

Dekorumtrak dememin nedenini de açıklayayım:

Sözde beyaz boyalı o duvarlar aslında özensizce üstüste konmuş bir kaç mukavvadan oluşuyor izlenimi vermekten öteye gidemiyor. Bağlantıların arasındaki boşluklardan mı dem vursam, yoksa beyaz boyanın dalgalarından mı bilemiyorum.

Dekorun üstündeki tek süs, Timur'un sarayına zenginlik havası versin diye yapıldığını düşündüğüm altın renkli "çıkartmalar". Bildiğiniz çıkartma, ama tabii bunda bile gereken özen gösterilmemiş. Acaba "Ya zaten gelenler kim ki? Ne anlarlar? Lütfedip eseri sahneye koymuşuz...Çok bile" duygusu hissetirilmeye mi çalışılmış? Düşünün ki o yapıştırmalar kimi yerde içine göçmüş, kimi yerde dışa kabarmış mukavvalara yapıştırılmış ve hatta sağ taraftaki dekorda sahnedekilere "Ay bir saniye, şurası yapışmamış. Ben yapıştırayım siz sonra devam ediverin" dedirtecek kadar da bozulmuş. Sanatçılar eseri icra ederken bizlerin gözü oradaki bozukluklara takılmış oturuyorduk. Gel de odaklan, gel de sahneyi izle!

Bir an "Acaba Timur'un sarayında elektrik tesisatı vardı da, sonradan üzeri kapatıldı diye mi böyle" diye düşündüm.

Sanatçılara ve orkestraya bir şey demiyorum ama anladığım reji "Ben halka opera sevdirmek gibi bir göreve sahip değilim, sanatımı gösteririm. Beğenen beğenir beğenmeyen kendi bilir!" tavrına girmiş ve kendini mutlu edecek bir şey sahnelemiş. O yüzden kimi yerde sanatçılar kukla gibi kalmış: duyguları yapay ve zorlama. Kendilerinden bir şeyler katmalarına veya oyunculuklarını göstermelerine fırsat verilmemiş.


Operalarda görev almak sadece sahneye çıkıp yüksek perdeden "bağırmak" ya da sözlü söyleyebileceklerini müzik ile söylemek değildir. Öyle olsa, bende mezzo soprano olduğu iddia edilen bet sesimle çıkar bas bas bağırırım. Bu mudur yani? Değildir. Sahnede görev yapmak oyunculuğunu konuşturmak, insanları kendin olarak farklı ruh halinde ve farklı durumlarda dahi olsan o roldeki kişinin havasına çekebilmek, hatta kavgalı olduğun kişi ile birlikte düetin olsa da sanki dostmuşsunuz izlenimini hissettirebilmektir. Yani gerçekten sanatçılığını konuşturmak, yeteneğinle insanları büyüleyebilmek ve şaşırtabilmektir. Sadece ses değil, oyunu verebilmektir. Bana bunun böyle olduğunu 4. Murat öğretti.


Ve en sevdiğim kısım:

Hayatımda ilk kez insanların operadan neden zevk almadığını ve neden uyuduklarını çok iyi anladım. Bir ara resmen içim geçti. Bir sıra önümdeki kadın ise kafasını geriye atmış açıkca uyukluyordu.

Sonunda, uyumayı da kendime yakıştıramadığım ve eserden kıyıldığım için, etrafı seyre daldım. Görebildiğim çoğunluk dakika başı saatine bakıp bu işkence ne zaman bitecek diye düşünürken, bir saatin sonunda arka sırada oturanlardan fireler verilmeye başlandı.

Bizde ilk perdenin sonuna kadar dayandık. Ara ile birlikte depar atıp ilk taksiye koştuk.

Uzun süre Rammstein dinleyerek canımmm beynimin eseri unutmasını sağladım.

Ve gece biterken emindim ki, Timurlenk'te Yıldırım'da mezarlarında fır dönüyorlardı.

Hiç yorum yok: