30 Ocak 2011

Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...


"Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu..." isimli kitabı aldığımda konusu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Sadece ismi ilginç geldi diye İdefix'ten sipariş etmiştim.

Dün resmi olarak okumaya başladım, bugün öğlenden sonra ise bitmişti. Hayatımda okuduğum en keyifli felsefe (?) kitabıydı. Keyif ve felsefeyi bir arada düşünmek ne garip! :)

Klasik felsefe kitaplarından farklı olarak beynimi anlamadığım bir dolu ifade ile doldurmakla kalmıyor, aynı zamanda o ifadelerle dalga geçiyordu. Ve böylece kendimi normal hissetmemi sağlıyordu. Hemen bir örnek vereyim:

"Ludwig Wittgenstein şöyle demişti: 'Eğer ben, kolumu kaldırıyorum olgusundan, kolum kalkıyor olgusunu çıkartırsam geriye ne kalır?'" (s. 99)

ifadesini kitapta okuyup, soru işaretine geldiğim anda beynimde bir yerlerde "Nası yaa? Ne dedi bu şimdi" seslerini duyarken ve anlayabilmek için bir kez daha heceleyerek okumaya karar vermişken, gözüm ifadenin sonuna parantez içinde yazarlarca eklenmiş cümlelere kayıverdi:

"(İki defa okumanız gerekebilir. Biz okuduk)"

Adamlar hem felsefe yapıyor hem de kendilerini ti'ye alıyor, dedim. Ve daha büyük bir keyifle okudum.

Kitap ölüm ve insanların gerçek (altını çizmek isterim, GERÇEK) ölüm algıları hakkında yazılmış. Dili akıcı, felsefik alıntılar ile alıntılarla ilgili karikatürler / fıkralar çok yerinde. İnsan kendini sorgularken bir yandan başkalarınında aynı kaygılarla olaya baktığını, benzer yanılgılara düştüğünü görüyor; diğer yandan felsefe gibi "entellektüel seviyesi çoook yüksek olan" bir konuyu "Aaaa! Bak bende anlıyorum" diyerek sevinçle karşılıyor.

Kitapta felsefe ile ilgili dalga geçilen anlardan biri de Daryl'nin (kim olduğunu okurken göreceksiniz) felsefecilerin yorumları için "Bu adam neden ingilizce konuşmuyor" diye tepki vermesi. Sözcükler ingilizce olsa da adam(lar) Alman / Fransız olduğu için anlayamadığını düşünüyor.

Gelelim ölüm (Büyük Ö) ve ölüm algısına....Hepimiz ölümlü olduğumuzu bilsek ve sevdiklerimizi kaybetmiş olsak da, sanırım bende William Saroyan gibi "Herkes ölecek ama ben hep benim için bir istisna yapılabileceğine inanmıştım." (s. 1) diye düşünenlerdenim. 500 yıl sonra filan sıkıntıdan peşinizden geleceğim gibi hissediyorum...Sıkılmazsam gecikebilir! :)

Kitabı okurken gördüm ki ölmek istemediğim / öleceğime inanmadığım gibi, öldükten sonra benim için düzülecek methiyelerden / yapılacak anma konuşmalarından vs den de haz etmiyorum. Bende Woody Allen gibi başkalarının kalbinde değil, kendi evimde yaşamak istiyorum.

Ama ölümde hayatın içinde...
Galiba kapanışı Irvin Yalom'un bir kitabında okuduğum mantıkla yapacağım:

Doğumdan önce herşey karanlıktı ve ben o dönemi hatırlamıyorum. Ölümde benim için karanlık bir dönem ve ben o dönemi de hatırlamayacağım.

:)

Hiç yorum yok: