27 Aralık 2010

Yıllık Olağan "Hi hooo hoooo"m


Okuyanlar hatırlar, geçen sene gözlerim fır fır dönerek ve "hi hooo hoooo" kahkahalarımla size bir yazı yazmıştım. (Çok ilginç, şimdi linki kopyalarken gördüm yazıyı tam da bugün yazmışım!)

Geçen senede bu sene olduğu gibi İdefix Sanal Kitap Fuarı'ndan kitaplarım gelmiş, ben onları yere sermiş ve içinde kollarımı çırparak minik bir melek yapmıştım!!

Bu sene sipariş listemi oluşturdum. Ancak geçen seneye göre indirim tutarları oldukça azdı. Yine de yılmadan listemi sonuna kadar ekrana girdim ve alışveriş için ilerlemeden önce gözüm "indirimli" (?) tutara kaydı: 722 TL.

"A haa haaa haaa...?!Bu ne yaaa?!!İndirimli hali mi bu? Yok artık, abartmayın bee!" tepkisi ile listemde revizyona gittim. Sonuç: 165 TL. Eh buna da şükür diyerek hiç sevmediğim taksit işine girdim. (Kitap söz konusuysa herşey mübağ) Ama gene de canımın yandığını itiraf edeyim.

Size aldığım kitapların ismini tek tek yazmak isterim fakat o zaman sürpriz olmaz ki!

Şu kadar söyleyeyim: Her zaman ki gibi her telden kitap aldım. İçinde klasiklerde var, BHA için tarih kitaplarıda, tabii ki benim mesleki kitaplarımda. Kısacası keyifli günler beni bekliyor.

O zaman ne diyoruz:

Hi hooo hooooo.... :)


Not: Kullanılan görsel netten alınmıştır.

26 Aralık 2010

İstismar



Amerika'da küçük kız çocuklarının ebebeynleri (özellikle takıntılı annedir bu) katılmaya zorlandığı ve daha 5-6 yaşında "şuh kadın" pozları verdiği, canım ciltlerini ucuz makyaj malzemeleri ile rengarenk boyandığı, o eyaletten bu eyalete koşturuldukları güzellik yarışmalarından hiç hoşlanmıyorum.

Bir çok çocuğun ortadan kaybolduğu ve çoğunluğun hala bulunamadığı, bulunanların büyük kısmının çeşitli işkencelerle (cinsel/fiziksel) zarar gördüğü / öldürüldüğü bir ortamda ulusal gazetelere çocuklarının birbirinden sevimli fotograflarını yaşları, adları ve il bazında adresleri ile bildirerek aklınca çocuğu ile övünen anne-babaları hiç anlamıyorum.

Çocuklarının psikolojik sınırlarını zoylayıp ardından "Belki ünlü olur" umuduyla (?) ağlayan/ krizler halindeki görüntülerini sosyal paylaşım siteleri başta olmak üzere her yerde paylaşan ve bundan gurur duyan ebebynlere yazıklar olsun diyorum.

Kısaca çocukları taciz eden, fiziksel olarak kullanan ve her türlü şiddeti uygulayan hasta beyinlere nasıl sinir oluyorsam bu anne babalara da sinir oluyorum!

24 Aralık 2010

Bana Çemkirmeeeee


Alaaahımmmm çıldırcam! Boyuna posuna bakmadan çemkiriyor da çemkiriyor! Delircem!

Olay şu:

El kadar çocuk (Ege'nin boyutları göz önüne alınırsa çok doğru bir tabir!) anneannesi ve dedesi ziyaretimize geldi diye şımardıkça şımardı, annesine (ki bu ben oluyorum!) çemkiriyor!

Tüm gün anne işte tabii, evde ise ilgileneni yedirip içireni, uzun uzun sohbet edeni, haylazlık yaptığında gülümseyen birileri var. Bu durumda anne out dedegiller in!

İki gün önce baktım kafesin üstüne çıkmış annemle sohbet ediyor. Annem "Oğluummmm...Egeeee...." diyip öpücükler atıyor bizimki de ona yaklaştıkça yaklaşmış cik de ciiik ötüyor. Hoşuma gitti, bende kafese yaklaşıp "Oğluşum? Canımmmm...Ne yapıyorsun?" diye güzel güzel konuşuyordum ki..aaa! Sen dön arkanı, git! Afalladım kaldım. Bir afralar bir tafralar...Sustu, arkası dönük durdu öylece!

Aklınca "annemler evde olabilirken benim olmamı" protesto ediyor!

Nasıl sinirlendim! "Bana bak küçük bey, hemen buraya geliyor ve bana da ötüyorsun" dedim ama nafile. Annem güldü ve oraya gitmesinin benimle ilgisi olmadığını söyledi. Denemek içinde benim gibi o da çağırdı ve bizimki pıtı pıtı ona gitti!?!

Hani olur ya, evde çocuğa bakan kadın ya da çocukla daha çok zaman geçiren büyükanneler daha kıymetli olur ve anne ihmal edilir...işte bende onu yaşadım. Oğluşum büyükleri görünce sattı beni!

İçime nasıl oturdu nasıl nasıılll oturdu anlatamam.

O andan beri kavgalı benle! Gerçi yalan yok, dün ben kahvaltı yaparken yanıma gelip tostuma ortak oldu. Beraber kahvaltı yaptık ve buzlar azıcık da olsa eridi. Ama yarın şehir dışındayım, kesin gene küsecek. Haksız sayılmaz...Çalışan anneleri şimdi daha iyi anlıyorum. :(

Osmanlı'nın Hayaleti


Geçenlerde Osmanlı'nın Hayaleti isimli kitabı okuyordum.

Tarihin Arka Odası'ndan tanıdığımız Erhan Afyoncu'nun bir çalışması olan bu kitabı herkese kesinlikle tavsiye ediyorum.

Neden derseniz:

1. Osmanlı tarihi ile ilgili aklınıza takılan ya da kitabı okurken "Aaa! Cidden, bu neden böyleymiş?" dediğiniz bir çok şeye rastlayacaksınız..

2. Ben cep boyunu almıştım, taşıması ve okuması çok daha kolay oldu.

3. Daha önce bilmediğiniz bilgilerin yanı sıra bildiklerinize de farklı bir bakış açısı ile bakıyor.

4. Ben her zaman insanın kendi tarihini çok iyi bilmesi gerektiğine inanırım. Doğrusuyla yanlışıyla, günahıyla sevabıyla bilmemiz lazım. O yüzden mümkün olduğunca tarihimizi okumamız lazım. Malum, tarih tekerrürden ibaret!

İtiraf edeyim Osmanlı tarihi ile ilgili çoğu kitabı okuyamıyorum çünkü bir dolu isim, savaş, tarih...imdat!

Bu kitap ise tam bana göreydi: Konular kısa kısa paragraflar halinde, okuyucuyu sıkmadan anlatılmış. Ancak, eğer tarih bilginiz benimki gibi "tarihe giriş" seviyesinden kat be kat üstte ise o zaman okurken basit bulabilirsiniz. Tıpkı BHA gibi....Sağolsun birkaç saat içinde okudu ve "yani..." dedi.

Ama ben çok şey öğrendim, üzerine düşünmediğim bir çok şeyi farkettim. Örneğin hep "matbaanın Osmanlıya girişi şu şu sebepten gecikmiştir...dincilerin baskısı...." denir ya, evet gerikafalıların kendi çıkarları için bir çok gelişmeyi dine aykırı bulup engellediği doğrudur. Bu her dinde böyledir. (Örnekleri tarihte mevcut.) Ancak kitapta bu konunun anlatımında yapılan vurgu beni çok düşündürdü:

Hadi diyelim o zamanlar kötü niyetli kişiler engelledi de o zamandan bu zamana o kadar geliştik, ilerledik, savaşlar verip Cumhuriyetimizi kurduk...Matbaamızda var. Peki, okuma oranları? Kitap satışları? Gazetelerin, peryodik yayınların tirajı nedir?

Kitapta matbaanın aslında "tutmadığını" çünkü halkımızın (hala) okumayı pek sevmediği açıklanıyor. Mantıklı değil mi?

Ayrıca ben Piri Reis'in haritalarının dünya çapında bu kadar bilindiğini, incelendiğini, meşhur kitaplara konu olduğunu da bilmiyordum.

Dedim ya, aslında bir çok şeyi bilmiyormuşum.

Okumanızı tavsiye ederim.

16 Aralık 2010

Acı Kaybım...


Neden hala yorumlarınızı yayınlayamadım?

Neden sessizim?

Neden bloglarınıza bakamıyorum?

Neden? Neden?

Çünkü: (Aşağıdaki ileti 14.12.2010 tarihinde bir sosyal paylaşım sitesinde durumum hakkında yazılmıştır)


Bugün burada acı bir kaybımızı sizlerle paylaşmak istiyorum...Biricik 20lik dişim çürüme nedeniyle sabah saat 11.05 itibariyle ebediyete intikal etmeye zorlandı. Kendisiyle çok yiyip içmişliğimiz oldu. İçimdeki boşluğu tarif edemem,yeri doldurulmaz! Acımsa çok büyük. Kamuoyuna saygılarımla....
Sevgi Küçük


Şimdi anladınız mı neden? :)

Acım kalmadı ama içim sızlıyor! Ne de olsa köklü bir ilişkiydi bizimki....

Hepinize bol gülücüklü bir cuma dilerim. :)

Sevgiler

12 Aralık 2010

Her Yerde Kar Var


Merhabalar!

Yayınımıza kaldığımız yerden devam etmek üzere döndüm.

Gelişimi, çoğunuzun televizyondan benimse camdan gördüğüm manzaraya da ithafen bir şarkı ile kutlamak istedim:

Herrrr yeeerrrrdeeeeee kaaaarrrrr vaaarrrrr

Kaaallllbiiiiiimmmm seeeniiinnnn bu geeee ceeeeee...

:)

Aman soğuk havaya dikkat! Hastalanmayın.

Ayrıca kar botlarınızı unutmayın.

Şarkımı söyledim ve kaçtım! Kısa zaman sonra görüşmek üzere ;)