26 Nisan 2010

İşkolik


Flaşşş Flaşşşşşş.....Şokkk şoookkkk.....

Gece 10lara kadar toplantıda olan Sevgi'nin toplantıdaki görüntüleri sadece bizde!!!

Tamam, tamammmm...Tanıyanlar böyle olmadığımı biliyor, eh o zaman sizden de gerçeği saklamayayım: Ben işkoliğim. Ayrıca dünyanın en şanslı işkoliği benim çünkü müdürümde benim gibi. Hatta aramızda "ne güzel bak, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuşşşş" diyoruz. Evet, espiri anlayışımızda doğal olarak biraz yamulmuş durumda. Üstelik ikimizde başak burcuyuz, bir işi yarım bırakmayı sevmediğimiz gibi işin en ince detayına kadar takıyoruz. (Tam çalışacak patronuz değil mi?) :)
Bilgisayarın neden yaptırılamadığını anlamışsınızdır artık. ;)

25 Nisan 2010

Sevgi'nin Ispanaklı Pizzası


Aslında bu pizzayı taaaa ne zaman yapmıştım ama malum bazı teknik sorunlar nedeni ile ancak yayınlayabiliyorum.

Çoğu evde olduğu gibi bizde de pizza, pide vb hamur işleri çok sevilir. Ancak dışardan istediğimiz leziz (?) pizzaların sağlıksız oluşu ve kiloya neden olması beni farklı arayışlara itmişti. Bu da onlardan biri: Untad' ın lavaş ekmeğinde pizza!

Genelde Untad'ın ekmeklerinden alıp derin dondurucuya atıyorum ve o incecik ekmeği pizza tabanı olarak kullanıyorum.

Yapmanız gereken şey çok basit:

Ekmeği derin dondurucudan çıkarın,

Üzerine istediğiniz malzemeyi yerleştirin,

Eğer bunun gibi sebzeli bir tür değilse o zaman salçayı suyla inceltip sos niyetine malzemenin üzerine dökün,

Ardından kaşarı rendeleyin,

Eğer malzeme mantar gibi önceden pişmesi gereken şeyleri içeriyorsa, kaşar rendesini bir süre sonra üzerine ekleyip pişirin. Yok gerek yoksa, o zaman onuda döküp 180 derece ısıtılmış fırında pişirin.

Bu kadar!

İncecik ekmek yerken vicdan azabı çekmemenize yardımcı oluyor. :)

Ben bu pizzada bir gün önce pişirdiğim ıspanaktan kalanı kullandım. Bazen iki öğün üstüste yemek bayıcı oluyor, bilirsiniz. Malzememi (yani kavrulmuş ıspanağımı) ekmek tabana yaydım. Üstüne biraz dil peyniri yerleştirip onun üzerine de rende kaşarı koydum. Son olarak kırmızı toz biber ekleyip fırına verdim. Ve sonra afiyetle yedim. :D

O zaman sizlere afiyet olsun. Ben şimdi kahvemi yapmaya gidiyorum.

24 Nisan 2010

Saldırgan


Bu fotografta gördüğünüz güzel renkli, çekici kuş aslında dünyanın en gıcık kuşu! Bu kuş, yani saksağan, dün oğluşuma saldırdı! :(

Herşey şöyle oldu:

Nihayet evde olmanın tadını çıkarabileceğim 3 günlük tatil başlamıştı. Ama çeşitli sebeplerden evde olamadığım için henüz bahar temizliği yapmadığımı farkettim. Ve her başak burcu gibi bende de temizlik ve düzen arzusu ağır bastı. Hadi bismillah diyerek temizliğe başladım.

Bu süreçte hem yer işgal etmesin, hem elektrik süpürgesinden korkmasın, hem ortalığı tüyleri ile kirletmesinde bir temizlik keyfi süreyim ve hem de aızıcık hava alsın diye oğluşum Ege' yi balkona çıkardım.

O dışarda keyifli keyifli öterken bende temizliğe dalmıştım. Arada balkona çıktıkça kontrol ediyordum ve mutlu olduğunu, neşeli neşeli öttüğünü görüyordum.

Bir ara balkondan gene ciklemeleri gelirken bende balkona doğru hareket ettim...fekat o da neee? Dışarda (yani kafes dışında) kanat çırpışları gördüm. Bir an "Ege kafesi mi açtı??" diye içimden geçti. Ama yaklaştıkça farkettim ki kafesin dışında bir kuş var ve Ege'ye saldırıyor!

Meğer canım oğlum o yüzden cikliyormuş. "Nayırrr...nolamaassssss...Egeeeee" diye dışarı fırladım. O ara saldırganla gözgöze geldik: bir saksağan.

Tamam biliyorum, saksağanlar parlak şeyleri sever. E benim oğlumda göz alıcı ama yok artık yahu! El kadar çocuğa nasıl saldırır? O uçup gitti. Bende zavallı korkmuş Egemi içeri aldım ve uzun süre sevdim.

Artık yanında ben olmadan dışarı çıkarmıyorum kendisini. Birazdan da ana oğul balkona çıkıp keyif yapacağız. :)

Not: Bilgisayarım mı? Hala sorunlu ama artık bende inat ettim, kendi kendine düzelsin diye bekliyorum! Hıhhh! :P

21 Nisan 2010

Nazar?!?


İnanmayacaksınız ama bilgisayarım hala bozuk!

Pesss ya!

Bari nazar boncuğu koyayım ve bir an önce kavuşalım. :)

12 Nisan 2010

Çeşme!


Başlığa bakıp "Oooo! Sessizliğin sebebi belli oldu. İyi gezmeler" dediyseniz size sadece "Ahhh keşke" derim. :(

O çeşme benim gözyaşlarım.

Çünnküüüüü....

Ay resmen üzerimde nazar var! Ya blog kendini bana kapatıyor (ne yorumları yayınlayabiliyorum ne yeni yazı yayınlayabiliyorum, durmadan hata mesajı veriyor) ya da bilgisayarım kitlenip kalıyor!

Şu an bilgisayar kısmını çözüm buldum, kendisi tamirci amcada dinleniyor. O yüzden şu an arkadaş bilgisayarından kaçak girdim bloga.

Ama bilmiyorum blog beni kabul eder mi?

Bakalım...Deniyeceğiz.

Sessizliğim de göz yaşlarım da bu yüzden.

Sizleri de okuyamıyorum. Zaten diyetteyim, bir çoğunuzu okumamak tercihim. :P

Bilgisayarım gelene kadar beni unutmayın yahu!


Not: Kullanılan resim netten alınmıştır.

3 Nisan 2010

Şubat Ayı Etkinliği: Aşık Olunası Bir Kadın


Malumuz, geçenlerde konsere gittim.

İyi ki de "aklı olan konsere aşkını götürmez" demişim. Vallahi götürmeyin!

Turkuaz elbisesi ile sahneye çıktığında biz dört hatun kelimenin tam anlamı ile donup kalmıştık. Bu ne güzellik, bu ne zerafet? Kabul, yıllara meydan okumak için dış destek alıyor ve ben bunu kendi açımdan kesinlikle doğru bulmuyorum ama unutmayalım ki bazı özellikler estetikle sağlanmaz!

Emel Sayın gerçekten rüya gibi bir kadın. Herşeyden önce kesinlikle çok doğal ve çok zarif. Sahnede rol kesmedi, olduğu gibi oldu ve konuştu. An geldi konuşması ile duygulandırdı ve duygulandı. Kasım kasım kasılmak veya kemancı tokatlamak / azarlamak yerine mütevazi bir tavırla hem vokalistlerini hem de inanmazsınız sahnede sunuculuk yapan bayanı onurlandırdı.

Son kısmı biraz açayım:

Konser aslında "klasik bir konser" olarak değil de emniyet mensubu şehit ve gazi ailelerine yönelik yardım amaçlı bir konsermiş. Biz gidinceye kadar bunu bilmiyorduk. Böyle aktivitelerde alışıldığı üzere katılımcılara bir plaket bir ödül vs verilir. O akşamda öyle oldu ve Emel Sayın'a ilgili dernek yetkilisi bir şey takdim edecekti. Ancak ne var ki geceyi sunan bayan çok heyecanlandığı için kelimeler karıştı. Emel Sayın hemen araya girip kadıncağızı rahatlattı ama o ne rahatlama? Kadın demesin mi "Ben aslında güzel şarkı söylerim". Hemen mikrofunu verdi ve büyük bir incelikle kadını dinledi.

Kimi seyirciler ya da ticari açıdan bakanlar "ya parayı biz onu dinlemek için mi verdik kardeşim" dese de ben samimi ve olgun bu hareketi ancak yerini sindirmiş bir sanatçıya yakıştırırım ki Emel Sayın' a da çok yakıştı.

Elleri ünlüdür bilirsiniz, zerafetle süzülen elleri ile yine eserlerini süsledi.

Sadece bu mu? Değil tabii ki! Malum olduğu üzere, bazı yeni yetme sanatçılar (?) dekolteye dalıp bol bol da uzuvlarını sallayarak ünlü olma sevdasındalar. Emel Sayın' ın sahne kostümü ise göz alıcı ama dekolteden uzaktı. Ancak inanın bir o kadar da çekici ve hatta seksiydi. Çünkü açılıp saçılması ile değil duruşu, gülüşü ya da bir bakışı ile seksidir kadın. Ve Emel Sayın bunu çok iyi biliyordu. Ne Sibel Can gibi salladı durdu, ne de başkaları gibi yerlere yatıp hareketler yaptı. Sadece bir omuz hareketi ile bütün salonun aklını başından aldı.

Dördümüzde soluksuz izledik. Bir ara dönüp Gökçe' ye "ben karar verdim, kapısında paspas olacağım" dedim. Cevap anında geldi "yok olmaz. Ben onu bize götürüp salonda camekana koyacağım". Gülmeye başladım halimizi farkedince. Dönüp Nünü ve Berroş'a Gökçe'nin söylediklerini söyledim. Gözlerini sahneden ayırmadan cevap verdi Berrin; "Olmaz! Onu ben alcam!" :)

Eve gelip de BHA'ya geceyi anlatmam ise çok kısa ve öz oldu:

-Nasıldı geceniz?

-Fena değil.

Deli miyim ben, anlatır mıyım O'na bu kadar detaylı? Ayol oraya götürmedik diyorum size!! :D

Elbette ki görüntüsü ya da hareketleri kısmı biraz da olayın latifesi; eserleri yorumlayışı ve o büyülü sesi bizi mest etmişti.

"Feride" ile keyifli, "Heybeli'de mehtaba" çıkarak nostaljik, "Mavi boncuk" dağıtarak eğlenceli kısaca dopdolu bir gece geçirmek isteyen herkese tavsiye ederim.


Not: Fotograf neten alınmıştır.

Müfettiş


Gogol'dan "Müfettiş" yanlış anlaşılma üzerine bir komedi.

Aslında bizden çook uzaklarda geçse de, okurken gözümün önüne rahmetli Kemal Sunal' ın filmleri geldi. Hele ki Kaymakam filmi. Akıl hastahanesinden kaçıp da bir köye sığınan iki kahramanın kaymakam ve yardımcısı sanılıp biz akıllıları nasıl dize getirdiğini anlatan filmdeki gibi, burada da sıradan bir memurun nasıl müfettiş sanıldığı anlatılıyor. Memurumuz durumu anlayınca kendine yaranmak isteyenleri bir güzel yolup ortadan kayboluyor ama o ana kadar kimin ne olduğu da ortaya çıkıyor.

Eserin nasıl sahnelendiğini hayal ettiren ipuçları (aslında açık tariflerle) zihninizde canlanan bu oyunda bence en güzel sahne sahte müfettişimizin hem anne hem kıza kur yapıp aynı anda bir araya geldiklerinde ise bir o yana bir bu yana pas atması! :D

Keyifli okumalar dilerim.

Sinir Oluyorum Size!


Son zamanlarda sinirimi bozan şeylerin bir listesini yaptım. Buyrun bakalım:

1. RTL'de başlayan ve muhtemelen yakında canım ülkemde de gösterime girecek bir reklama sinir oluyorum. Reklamda 3 yaşlarında sarışın bir erkek çocuğu gayet şık giyinmiş, klasik ve havalı bir masada oturmuş önüne konan yemeklerin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Oldukça lüks yerlerde görülen şekilde sunulan yemekler arasında balık filan var. Aman ne zararlı gıdalar!!Çocuk zaten küçücük kaldığı sandalyesinden çatal ve bıçakla (kullanmanın çocuk için ne kadar büyük bir zorluk olduğu özellikle hissettirelerek!!) her gelen yemeği yemeğe çalışıyor (?). Sanırım anne babası yanında yok, beyimiz bir başına gitmiş?! Orada olsalar herhalde yardımcı olurlar. Ya da yaşına göre yemesi bu kadar zor şeyler istemezler. Ardından ses zavallı (?) çocuğun gerçek keyfi ve mutluluğu nerede bulacağını, nasıl doyacağını anlatıyor: Fast foodcuda!! Üstelik msanın boyu uygun, yemesi kolay, kılık kıyafet zorunluğu yok, anneşko ile babişko yanında...Ne alaa ne alaaa...Ay yok artık ve de pesss!

2. Kendini çok güçlü sanan bazı haddini bilmez yaratıkların (insan olamazlar!) kadın, yaşlı, çocuk, hayvan ve bitkilere eziyet etmesine daaa yaaa naaa mııı yoooo ruuummm! Misal geçenlerde sinirden ellerim titreyerek 3 küçük kaplumbağa yavrusuna yapılan işkenceyi gazeteden okudum. Ne oldu onlara bunu yaptınızda? Adam mı oldunuz? Gücünüzü mü ispatladınız? Kolay değil mi güçsüze güç kullanmak? Asıl olan gücün olduğu halde iradene hakim olabilmek ve kötüyü değil iyiyi seçebilmektir.

3. Engelli vatandaşlarımızı görmezden gelenlere de lanet ediyorum aslında! Bir okul düşünün ki merdivenleri sadece sağlıklılar için yapılmış. Veya bowling oynamak için okul koridorları seçilmiş. Hem de oyuncak labutlarla. (Aramızdan "Aman çok mu önemli? Görende bowling ata sporumuz sanacak!" diyenlere katılıyorum. Okul koridorunda bowling oynamak yerine her yerde bulunan o yemyeşil alanlarımıza engelli engelsiz hep birlikte gidip atlarımıza binip cirit atalım!!Ha doğru ya, yemyeşil alan kavramı ülkemizde mevcut değil. At deseniz haralar yerine kasaplarda bulunan zavallı bir canlı artık.) Sadece bazen merak ediyorum. Ülkemi özgürlükler ve açılımlar ülkesi haline getirenler (parti veya bürokrat ayrımı yapmıyorum, sözüm yanlış anlaşılmasın. Mecliste temsil edilen edilmeyen, bu ülkede yaşayan herkese sorum) acaba ne zaman engelli vatandaşlarımızın varlığını hatırlayıp bu konuda hareket edecekler? Onları kısıtlı alanlarda yaşamaya mahkum etmekten ne zaman vazgeçeceğiz?

4. İnsanların çocuklarına kitap alıp ufuklarını, hayalgücünü genişletmek yerine son moda oyuncaklar alıp standartlaştırmasına ayrıca sinir oluyorum.

5. Sokakta yürürken tükürenlere iğrenerek bakıyorum.

6. Ülkemi turizm cenneti yapmak adı altında her yere otel diken ve doğayı katledenlere de bir o kadar gıcığım! (yaz geliyor ya, tatil organizasyonlarını gördükçe gıcıklaşıyorum)

7. Çocukları kaçırarak güzelim ülkemi Meksika'ya çevirenleri ve aileleri acılar içinde kıvrandıranları Allah'a havale ediyorum.

Bir bu kadar daha var aslında. Ama yazarken dahi sinirlendim.

Çok şey mi istiyorum: Herkesin iyi eğitim ve sağlık hizmeti aldığı, yeşil ve doğal alanlarda yaşadığı, okuyup yazdığı, fikir üretip değerlendirdiği, farklı düşünceleri insanca ve saygı ile tartıştığı, yaşlıya hürmet ettiği, çocuğu koruduğu, güçsüzü koruyup desteklediği bir ülke olmayı istemek suç mu? Gerçekten, çok şey mi istiyorum? :(


Not: Kullanılan fotograf netten alınmıştır.

Kütüphane Haftası


Hatırlarsınız, bu üzerinde çoook söylendiğim konulardan biri.

Ama arada tatlı haberler alıp azıcık da olsa mutluluk hormonu salgılıyorum işte. Bu sefer ki tatlım İdefix' sayfasında kütüphane haftası ile ilgili indirimler oldu.

Madem ki onlar bana kütüphane vermiyor, o zaman ben kendi kendime yaparım! Hıhhh!

20 Nisan' a kadar indirimler devam edecek. Ben listemi çoooktan hazırladım bile! :D

Keyifli haftasonları dilerim. :)