29 Mart 2010

Ses sesss

Hastalık, koşturmaca...

Koşturmaca ve yine koşturmaca...

Aralarda dost muhabbetleri ve kahkahalar...

Sonra tekrar koşturmaca koşturmaca...

Bir an içimden "Hayırdır inşallah, hayırdır innn şaalll laaahhh" demek geldi. Neyse Allah sağlık versin de koşturmacalar hepimizin rutini oldu artık.

Madem ki rutinde koşturuyoruz, az soluklanıp gülüp eğlenelim. Değil mi?

İşte Selçuk Erdem'den inciler:




Kaplumbağalar Gökçe'ye olsun!! :D


21 Mart 2010

Yetenek


Şu anda "Yetenek Sizsiniz Türkiye" isimli yarışmaya bakıyorum ve diyorum ki aslında ülkem insanları açısından zengin bir elmas madeni! Ne cevherler, ne yetenekler varmış meğer. Şu an iki genç sahnede dans ediyorlar ve o kadar başarılılar ki. Gerçi izlediklerimin hemen hemen hepsi çok başarılıydı.

Ama sanırım ben en çok yerçekimine meydan okuyan sporcu gencimizi beğendim. Aklıma Atatürk'ün "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim" lafı geldi.

Bu genç ve başarılı kardeşlerimizin hepsine helal olsun.

Yarışı kimin kazandığını ancak yarın gazetelerden okurum. Ama gerçekten şu an finalde olanların %80'ini alanlarında çok başarılı buluyorum.

Onları izlerken az önce bitirdiğim kitaptan Sunay Akın'ın haklı serzenişini anımsadım: Ay'a gitme hayallerini çocuklarının eline oyuncağı sadece oyalansınlar diye vererek yok etmek.

Engellemeyin. Çocuklarınızın hayalgücünü veya sanata ve spora ilgisini engellemeyin.

Her neyse.

Bu da böyle bir yazı işte :)

Güzel haftalar dilerim.

Not: Kullanılan logo netten alınmıştır.

AA


İmge'nin geçenlerde yayınladığı yazısını görünce aklıma Sunay Akın' ın "Ay Hırsızı" kitabı geldi. Detaylarını yazacağım ama sizden özellikle Anjelika Akbar ile ilgili yazısını okumanızı tavsiye ediyorum.

Bizim sanata, bilime ve de geleceğe bakışımızı en iyi bu yazı anlatıyor. Ne yazık ki...

Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

19 Mart 2010

İçten


Bu kadar mı içten hapşırır bir insan? Bu kadar mı yürekten, bu kadar mı dolu dolu?

Ben hapşırırken sarsılıyorum o ayrı da Egeciğim yazık sesten ürküp tüneğinden düşecekti!! :)

Yanımda bir rulo tuvalet kağıdı (Lilly Bio-hastayken bile çevreye bir faydamız olsun değil mi?) durmadan hapşırıp durmadan burnumu siliyorum.

Tüm gün yatıyorum çünkü dedikleri gibi dinlenmeden geçmiyor, artı azıcık hareketlendiğimde bile yoruluveriyorum hemencecik.

Ama bu hastalığın en güzel kısmı sessiz sessiz oturan Egemin benim her hapşırığımdan sonra bir "cikk" demesi. O cikledikçe ben "sende gör" diyorum. :)

Ana oğul gayet güzel anlaşıyoruz. Ama ona da bulaşacak diye korktum bir ara. Hep kuşlardan mı bize bulaşacak?

İşte geldi bilgisayarın başına, anladı herhalde kendisinden bahsettiğimizi. Ne de tatlı ötüyor bir duysanız.

BHA' dan sonra en büyük aşkım o sanırım. :)

18 Mart 2010

Çanakkale


Bugün bir kez daha Türk olmanın gururunu yaşattınız bizlere, hepinize binlerce teşekkürler!
Nice yıllara...hep gururla!

17 Mart 2010

Ve sonunda....

...hastayım! :)
Yorgan döşek yatıyorum. Aman da ne güzel?!
Ağır gribal enfeksiyon, ki bilirsiniz genel olarak hiççç bir salgını kaçırmam, teşhisi ile bugünden itibaren ev cezalısıyım.
:(
Üfff ve de püüfff
Neyse, azıcık dinleneyim de kaçtır takip edemediğim yazılarınızı okuyayım.
Kendinize iyi bakın.

14 Mart 2010

Berrin'in Brokoli Salatası


Anacım benim tüm dostlarım mutfak konusunda becerikli! Ben yemek yapsamda olur yani. :)
Yok o kadar değil tabii, bende güzel yaparım ama onlar yapınca ben daha az yoruluyorum diye biraz hile yapıyorum sanki. :D

Geçenlerde Nünücüğüm ile Berroş'uma gitmiştik ve sağolsun gene döktürmüştü. Masada zeytinyaplılar ve salatalar kısmında iki şeyin tadı ayrıca hoşumuza gitmişti. İşte, brokoli salatası da onlardan biriydi.

Bugün evden çıkmadan salatamızı hazırladım. Geldiğimde de keyfini süre süre yedim. Fotograf yüklemede sorun yaşadığım için o canııımmm salatayı hayalgücünüze bırakıyorum ama tadını bilin diye tarifini buraya alıyorum.

2 küçük parça brokoli

2 havuç

Yeşil soğan

Dereotu

Maydonoz

Sirke

1 adet limonun suyu

Zeytinyağı

Nar ekşisi (ben ekledim, ekşisiz olmazzz!)

Brokoliyi kolay olması için bölüp haşlıyorsunuz. (Ben buharda pişirdim, suyunu da çorba olarak değerlendirdim). Onlar haşlanırken siz havuçları rendeliyorsunuz. Zevkinize göre bolluğunu ayarladığınız yeşil soğan, maydonoz ve dereotunu da doğrayıp hazırlıyorsunuz. Limonu sıkıp, zeytinyağı, nar ekşisi ve sirke ile sosu yapıyorsunuz.

Brokoliler haşlanıp yumuşayınca (çok yumuşak olmayacak, dağılıyor yoksa) derin bir kaba süzerek alıyorsunuz. Üstünden dumanları çıkarken size rendelediğiniz havuçla üstünü bir güzel örtüyorsunuz. (Böylece havucun sertliği o brokoli buharı ile kaybolacak) Onun üstünede yeşilliklerinizi serip sosunuzu döküyorsunuz.

Hemen yemeyin, üstünü örtüp bir müddet bekleyin. Hatta ılıyınca dolaba kaldırın ve sosunu iyice çekmesini sağlayın. Kaldıkça güzelleşiyor. :)

Servis yapmadan önce yavaşça karıştırın ve afiyetle yiyin.

Ben bir miktar artırdım. Şu anda aşurelik buğdayım ıslanıyor. Yarın onu haşlayıp, kalan brokoli salatamla karıştırıp buğdaylı brokoli salatasına çevireceğim. Yanında da mis gibi yoğurt! Hmmm hmmmm....

:)

Bir Cumartesi


Yoğun programımı rağmen ne yapıp edip sosyal hayatıma zaman ayırıyorum. Dünde bunu başardım ve Gökçe ile hiç planlamadığımız bir şekilde güne başladık:

Mado'da çoook doyurucu ve güzel bir kahvaltı ile....

Yok, bir saniye öyle değil: Güne birbirinden güzel takıları çok ucuz fiyatla (ama öyle böyle değili çook ucuz) alarak güne başladık.

Ardından kolkola girip (aynı alışverişe çıkan ve de eğlenen 16lık kızlar tadında) Mado'ya geçtik ve tadı harika olan çayla birlikte sunulan kahvaltı ile güneşin tadını çıkardık.

Sonra birkaç işimizi halledip arkadaşlarla buluştuk akşam için.

Akşam yemeği ve de kahkahalarla dolu sohbetten sonra YİNE alışveriş yaparak (çoook sevimli ve de Banu Alkan havasında bir eldiven ile başka bir takı alarak) bu kez de Rumeli'ye çorba içmeye gittik.

Arkadaşımız yurtdışından geldiği için ona çorba keyfi yaşatalım istedim. İşkembesiz gece biter mi efendim? Gerçi içki içmediğim ve "sosyal içici" sayılabileceğim için rutini yapıp daha çok gece boyunca elimdeki içkiyi çevirip durdum. Bu yüzden oldukça ayıktım ama gene de çorba içerken çok keyif aldım. Çünkü sohbet güzeldi. Sofya anılarımızı kahkahalarla anlattık, yemeklerden örnekler vererek arkadaşımızın ağzını sulandırdık, nerelere gidebilir ona söyledik, alışveriş için nerelere gitmeli ve nasıl pazarlık yapmalı üzerine söyleve giriştik...Coştukca coştuk...

Bugünse güne gene sabahın köründe oldukça yorgun, üstelik operetlere en kalın tonda eşlik edebilecek bir sesle ama yüzümde bir gülümseme ve dinlenmiş ruhla başladım. Saatlerdir çizgi film izleyerek tembellik yapıyorum.

Birazdan Türk kahvemi içip "koşturmacamda nerede kalmışım" diye ajandama bakarak rutin hayatıma döneceğim.

Hepinize günlük güneşlik ve de kayifli pazarlar :)

10 Mart 2010

Duygu Sömürüsü :)


Boooll limonlu bir tavuk çorbası...(Hapşuuuu! Ay pardon!). Sonrasında yanına sıcacık çay (karanfilli ve ballı) ve yanına sıcacık ıspanaklı börek (peynirli böreklerden biride olabilir. Ayrımcı değilim!! Hasta hasta ne alakası var aslında?Ama ne diyebilirim ki, canım istedi...). Ardından dinlenme ve burun çekme molası. Saatler sonra başta içim yanıyor diyenlere sonrasında bana fırın sütlaç! Ama buzzzz gibi! (Evet boğazımda ağrıyor ama ne güzel olurdu..)

Zavallı Sevgicik (duygu sömürüsünde sınır tanımam) yoğun iş temposuna eklenen hocalık görevinden sonra son zamanlarda sendelemeye başladı. Çünkü bitirmesi gereken projelerinin yanı sıra "oluşturması" gereken projeleri var. Artı önce kendisinin oturup çalışması (ki mahçup olmasın), ardından genç beyinlere yükleme yapması gereken konuları var. E bu konuların sınavları, doğal olarak da o sınavların okunması var. Önümüzdeki aylarda Sevgi'nin kendisinin sınavı var. (Muhtemelen sınav sırasında uyuyacağım). Gerçi sınav KPDS, yani telaşlanacağım bir şey değil ama ne kadar yüksek olursa o kadar mutlu olurum.

Bu arada bekleyen özel bazı çalışmaları var.

Ühüüüüüü....

Şikayetçiyim! Ama bu tempodan değil. Tempoya dayanamayan vücudumdan şikayetçiyim. Aftlar yetmedi, uçukladım. O yetmedi şimdi nezleyim durmadan hapşırıyorum. Başımın ağrısı kulağıma yayılmaya başladı. Çünkü aslında dişim ağrıyor?!

:)

Dedim değil mi, duygu sömürüsünde kesinlikle sınır tanımam!

Arkadaşlar, arada da olsa yazılarınıza bakıyorum. Ve ilk paragrafta yazdığım gibi dağılıp sayıklamaya başlıyorum. Diyeceğim o ki, hani bu kadar acındırdım kendimi bari biriniz kargo ile gönderin yahu! Amma insafsızsınız!! :D

Şaka bir yana ellerinize sağlık.

Tüm blog arkadaşlarım, sizler bu koşturmacadaki tek neşe kaynaklarımsınız.

Bu aralar bende her fırsatta (nasıl fırsat buluyorsun demeyin, pek uyumuyorum desem anlarsınız sanırım) bir şeyler deniyorum. Yakında çalışmalarımı bende sizinle paylaşacağım. O zamana kadar hamarat arkadaşlarımı izlemekle yetineceğim.

Sevgiler :)

7 Mart 2010

Gözümü Rahatsız Edenler


Bundan sonra kayıtlarım arasında yeni bir başlık olacak:

Gözümü Rahatsız Edenler

Neler neler etmiyor aslında, bir başlasam yazmaya aylar sürer ama bunun yerine adım adım ilerleyeceğim. Çünkü bu konularda sizlerden destek bekliyorum. Belki hepsine katılmayabilirsiniz ama katıldıklarınızı buradan ya da istediğiniz şekilde desteklemeniz beni çok memnun eder.

İlk konuma bir çok kişi, özellikle anneler, kesinlikle katılacaktır. Hakkında defalarca yazılmış, uyarıları yapılmış bir konu. Bir defa da ben ele almıştım ama gene değinmek istedim.

Son zamanlarda farkında mısınız, fast food reklamlarının sayısı daha da arttı.

Dominos Pizza' nın espirili pizza reklamlarının ardından Burger King' in kendi içimizde gereksiz ünlü ettiğimiz iki şahsiyeti içeren reklamları başladı. Zaten McDonalds özellikle çocuk kanallarında jr menüleri ile fink atıyordu.

Son zamanlarda ise gözüme çarpan Pizza Hut reklamlarından sonra konu rahatsız etmeye başladı.

Ekonomi ve işletme okumuş biri olarak "evet, serbest piyasa bla bla..." isteyen istediğini yapar bla blaaa" diyebilirim.

Ama ben bunu demiyorum. Diyemiyorum. Burada klişe laflardan "çocuklarımız....nonnnlarrrr kiii bizzzimmm geleceğimizzzzzdirrrrr" e de girmeyeceğim. Bu sadece çocuklarımızı etkilemiyor, hepimizi etkiliyor. Bizlerde gidip yemiyor muyuz? Yiyoruz!

Şu var ki bilinçsiz anne babaların çocuğu iseniz o zaman ailece yemek yeme mekanınız fast food lokantaları (?) olabiliyor. Bu zaten ayrıca korkunç bir durum, obez nesillerden kurtulmak isteyen bazı ülkeler her zaman olduğu gibi faydalı değilde zararlı ihraçlarını gene ülkemize yaptılar. Nesil obez ve içten içe çürüyerek geliyor.

Eskiden ve kısmen şu anda "vay be! Allah ömür versin, demek yaşınız 100 küsurlarda ha?" derken ilerde "vayy be! 45 demek ha? Allah ömür versin" mi diyecekler? Muhtemelen.

Arkadaşlar, herkes seçimini yapmakta özgürdür. Ancak ne kadar sağlıklı seçimler yaparsanız o kadar sağlıklı olursunuz ve soyunuzda o kadar sağlıklı olur.

Ben seçme özgürlüğüne yürekten inananlardan olduğum için yazıda ismi geçen hiçbir firmayı reklamları için eleştirmiyorum. Ya da varlıkları için. İsteyen oradan da yemeli. Ancak, son zamanlarda reklamlarda artış (ve dolaylı olarak fiyatlarında düşüş) gördüğüm için bu tarz hızlı yemeklere talepte artış olduğunu anlıyorum.

Ve sadece uyarmak istiyorum.

Konu ile ilgili çalışmaları merak edenler için "Super size me" filmini özellikle çocuklarınızla izlemenizi öneririm. Kaldı ki birçok ülkede bu tür firmaların toplumsal tepkiler nedeni ile menülerini sağlıklı formatlara sokmaya çalıştığı da bilinen bir gerçek. Kimse bana "ay yok biz ne yapıyoruz ki?" demesin, franchising aldığı patronunun raporlarını gazete haberlerini vb okusun.

Bir de Tijen' in sayfasını takip etmeyenlere kesinlikle takip etmelerini öneririm. Gerek onun yazıları gerekse ilgili linklerle konuyu daha detaylı öğrenebilirsiniz.

İyi haftasonları

1 Mart 2010

Chestita Baba Marta :)


To the all friends in Bulgaria:


Chestita Baba Marta to you!

I miss you and I am so sorry for not calling you. :(

It is not because I forget you, I am sooo busy. (You know me!!)

Wish you all the best.

Kisses from a friend in Ankara. :)
P.S: Biliaaanaaaaa! Kak si, be matse? Do not forget: Obicham te mnogo!! :D
Sende unutma düdük insan, okuyacaksın bu satırları biliyorum. Yorgunum malum, uzun yazamıyorum. Ama özlediğimi yazamayacak kadar da yorgun değilim! Bu hafta kısmetse "pianitse" ile buluşacağız. Stajda kendisi! Hem de ennn tiki ortamda!! :D