14 Kasım 2010

Güvercin


Yıllar önce Nurhan Damcıoğlu haklı olarak isyan etmiş ve "Ramazan gelince gazeteciler bir beni bir de pideyi hatırlıyorlar" demişti. Biz de sözünü "Beni sadece o ay hatırlayıp ekrana çıkarmayın, ben sanatçıyım hakkımı verin" diye değil de "Beni hiç ekrana çıkarmayın" diye anlamış olacağız ki kadıncağızı hepten ekrandan uzaklaştırdık!

Milletçe hafızamız belli, maksimum 1 hafta galyena gelip coşar ardından kaldığımız yerden yaşamaya devam ederiz.

Hiç "Ben öyle değilim" vs demeyin, hepimiz öyleyiz. Bir bakarsınız haydi hooopp ışıkları kapatıp açıyoruz bir bakarsınız ortama akmış eller havaya yapıyoruz. Ne oldu o ışık açıp kapamalar? Aaaa, bir ara öyle bir şey yapıyorduk di miiii?

Enerji tasarrufu diye ortalığı yıkarız, ardından tüm teknolojik aletleri eve toplarız! Mümkünse aynı anda çalıştıralım ki daha etkili olsun.

Bir bakarsınız herkes elinde su kabı "gel pisi pisssiii" diye dolanıyor bir bakarsınız "Ay evet zehirlesinler tabeee! Bunlar böööle başı boş dolaşıyor çoluk çocuk herkese saldırıyor" diyoruz. Ya beslediğin hayvanın öldürülmesine nasıl sessiz kalıyorsun? Öldürmek çare midir?

Biz de bayramlarda mezarlıklar akla gelir, televizyonlarda gözü yaşlı anneler - şehit mezarları gösterilir. Duygu tacirleri!

Ama bırakın şehit mezarlarını kaçımız sevdiklerimizin mezarına düzenli uğruyoruz?

Bayram gelir evlerimizi bayraklarla süsleriz, Anıtkabir'e koşarız. Aklımıza o an gelir, bir de serde "vicdanı rahatlatmak" var ya e koş babam koş!

Bayram gelir, yeni konsept tatil yerine sevdiklerin olduğu için, hepimiz aile büyüklerimizin yanına göç ederiz. Hadi neyse, amaç ulvidir diyerek ses çıkarmıyorum sadece merak ediyorum: kaçımız o aile büyüklerini günlük hadi geçtim haftalık arıyor?

Bayram gelir, televizyonda huzurevindeki yaşlılara sarılan ünlülerimizi görürüz. Eller öpülür, yardımcıların taşıdığı ne idüğü belirsiz hediyeler verilir. Kameralara boool boolll gülücükler atılır, ardından hüzün çöker iç çekilir ve de ahkam kesilir. Sonra?? Sevdiklerimize / değer verdiklerimize bir an değil, bir ömür vakit ayırmamız gerekmez mi?


İşte Yılmaz Özdil'in yazısını okuyunca aklımdan geçenler bunlar oldu. Alınmayın üstünüze, haddim değil kimseye laf etmem. Benim lafım kendime....


Not: Kullanılan görsel netten alınmıştır.

Hiç yorum yok: