24 Kasım 2010

Bir Kitap Nasıl ve Neden Yarım Bırakılır


Benim ve BHAnın ortak tavrı (mümkün olduğunca) önyargısız herkesi okumaktır. Bizim için düşüncelere saygı önemlidir. Başkaları ile aynı şekilde düşünmüyor olabiliriz; biz "fikri kabul ettirmeyi" değil seviyeli tartışmaları tercih ediyoruz.

Gerçi bazı kişilere önyargısız olmak ya da saygı duymak mümkün değil, o yüzden onları liste dışında tutuyoruz.

Bu önyargısız düşüncelerle tatilde Orhan Pamuk'tan "Masumiyet Müzesi" ni okumaya karar verdim. Aslında Adam Smith listemdeydi ama huyum kurusun, o kitabı okumaya başlarsam bir müddet sonra gözümde gözlük, elimde bir dolu post-it, dişlenen bir kalemle masaya yayılmış notlar alıp başka kaynaklarıda karıştırmaya başlayacağımı farkettim.

O yüzden tercihimi değiştirdim.

Kimse alınmasın, ben Orhan Pamuk okuyacak zekaya sahip değilim! Bu kez bundan emin oldum. Anlamıyorum. Yok yazılanları anlıyorum, yani okuduklarımı anlıyorum, benim anlamadığım Orhan Pamuk'un kitaplarında bu kadar "Vay canınaaaa! Harikaaa!" denilen nedir?

Şu ana kadar bir tek Sessiz Ev'i beğendim ki o da ilk okuduğum kitabı olduğu içindir. Sonrasında içim kıyılarak okudum 2 kitabını. En nihayet "Benim Adım Kırmızı" yı okudum ve "eh yani..." dedim.

Her ne kadar bende "O Nobel'i nasıl aldın, tartışırım" diye içimden geçiriyor olsam da kesinlikle önyargıdan uzak kitabı elime aldım. (Gerçi ben çoğu ödüllü yazarı ister yerli ister yabancı olsun anlayamayan bir insanım. Biri bana neden Sait Faik Nobel alamamış anlatırsa çok da sevinirim. Ya da bir Orhan Veli? Geri kafalıyım galiba.)

Masumiyet Müzesi'ni "pazarlamacı" eğitimimle değerlendirecek olursam kesinlikle muhteşem bir kitap. Beyaz dizi tarzında, en popüler konu olan cinsellik ön planda, her ne kadar 50lerden başlayarak Türkiye'yi anlatıyor olsa da günümüz yalnız ve kapana kısılmış insanını çok güzel yansıtıyor ve en önemlisi sadece kitap yazarak değil müzesini de kurarak para kazandıracak bir eser. Gerçekten muhteşem.

Peki, okuyucu Sevgi için nasıl bir kitap?

Sayfa 284 civarında bir ara elimi uzatıp sigaramı yakmak, rakımdan bir yudum alıp çaresizliğimi yüreğime gömmek istedim...ve farkettim ki ben sadece kitabı okuyorum! Gelin görün ki son 100 sayfadır (belki daha uzun süredir) sadece rakı-sigara ve çaresizlik içinde kıvranan Kemal'i okuya okuya bende o moda girmişim. İçim bulanmış, afakanlar basmış, sıkılmışım....

Belki "Kitap o kadar etkili ki, yazar kahramanını sana olduğu gibi yansıtmış" filan falan diyeceksiniz. Değil. Bana yansıyan iç sıkıntısı.

En sonunda bıraktım. 300. sayfaya kadar dayanmaya çalıştım, ellerimin kenarlarını yedim, derin derin iç çekip öffledim. Ama bitiremedim, bıraktım.

Okusam okurdum ama sonunda bende oluşan bunalımlı ruh hali hem beni hem de çevremi yerdi. BHA'ya kıyamadım.

Kısaca ben beğenmedim. Tekrar okuyacağımı da sanmam.

BHA'ya "Okumalısın, çok eğleneceksin" diye takılırken "Ay sakın! Bırak bırak...İçim şişti" dedim. İşte bir kitabı bu nedenle yarım bıraktım. Peki nasıl yarım bıraktım? O da şöyle oldu, kitabı kapatıp kenara koydum. İşte bu kadar!

Kimse alınmasın...Ben sadece kendimi yazdım!!!

Hiç yorum yok: