14 Şubat 2010

İki Dilde Aşk


Benim için son 10 yılın en güzel filmi. Hatta şu ana kadar izlediğim filmler içinde en güzeli.

Oyunculuk, çekimler, senaryo..herşey çok başarılıydı.

Çok sempatik ve yakışıklı ama engelli bir erkek olan Onur ile deli dolu, dobra ve güzel Zeynep' in hikayesi.

Duygusal bir film ama öyle sizi salya sümük ağlatacak sonra da unutup gideceğiniz bir film değil. Olaylar yapay bir duygu sömürüsü ile verilmemiş. Her iki tarafın yaşadığı aynı mesafeden yansıtılmış. Örneğin Onur'un Zeynep'in arkadaşları ile dışarda yaşadığı yalnızlık hissini Zeynep Onur'un arkadaşları ile dışardayken yaşıyor. Ama bunu seyirciyi duygulandırmak için yapmıyor veya sahnelerde oyunculara gereksiz şekilde duygu vurguları yaşatmıyorlar. O an aklınızda olan "Ben onun yerinde olsam bende öyle hissederdim" şekilde doğal bir tepki oluyor. Ama yıkılıp kahırlanmıyorsunuz. Sadece doğal duyguları izliyorsunuz.

Ne yazık ki ülkemizde engelliler bir çok anlamda ikinci hatta üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar. Her zaman misafirperver ve dost canlısı olan insanımız, konu engelli birine gelince anında değişiyor. Evet, uzaktayken herşey çok güzel. Engellilere dair bir haber gördüğümüzde ya da bir engelli ile karşılaştığımızda hemen duygulanıyor elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ama iş onlardan birini hayatımıza ya da ailemize almaya gelince işte o zaman engel biz oluyoruz. Filmde buna da gönderme var ama aynı hassasiyetle engellilerin ailelerinin yaşadıkları da anlatılıyor. Onlarda hepimiz gibi sevdikleri birinin acı çekmesini istemiyor ve özellikle de bu acının engelinden dolayı yaşanmasını istemiyorlar. O yüzden fazla korumacı ve şüpheciler belki de. Geçi haksız da değiller.

Onur' un engelline rağmen ikili her aşık gibi bir ilişki yaşıyorlar; birbirlerine destek oluyorlar, seviyor seviliyorlar, sevişiyor öpüşüyorlar, alışveriş yapıyorlar, kavga ediyorlar, birbirlerini dinliyorlar...Kısaca her ilişkide olan şeyleri her ilişkideki kadar yaşıyorlar.

Onları izlerken şunu düşünüyorsunuz: "Olmazzz" denilen birini sevmek. Sadece farklı olduğu olduğu için birini sevmeyecek miyiz? Farklılar diye insanlar yalnızlığa mı itilmeli?

Elbette bir engelli ile yaşamak her iki taraf içinde zor oluyor kimi zaman. Bu anları filmi izleyenler bilir, izlemeyenlerde sahneyi görünce anlayacaklar. Hele bir son sahne var ki içinizden arkanı dööönnnnn diye haykırıyorsunuz. Ama her ilişkide zorluklar yok mu? Onlarda kendi zorluklarını aşmak için bir arada mücadele ediyorlar.

Senaryo Onur' u da oynayan Mert Fırat' a ait. Bu kadar güzel bir senaryo yazdığı için kendi adıma minnetarım. Sadece bir konuya değil bir çok konuya yer vermiş. Örneğin Emre Karayel' in oynadığı Aras karakterinin çalışanları motive edici (?) tavırları iş dünyasının karanlık yüzü. Ayrıca çağrı merkezi çalışanı dediğimiz ve yetkililere ulaşamayınca köpürüp bir dolu laf ettiğimiz çalışanların sorunları da dile getirilmiş.

Mert Fırat filmde belli bir iki sahne dışında hiç konuşmuyor (ki bunlarda alışılmış konuşmalar değil) ama tabiri caizse oyunculuğunu konuşturuyor. Zaten ağzını açmasına gerek bile yok, gözleriyle size konuşuyor. O gözler ve mimikler her şeyi o kadar güzel anlatıyor ki. Kapalıçarşı'daki karakterle alakası yoktu (ki orada da başarılı buluyorum). Çok ama çooook beğendim. Çok doğal, çok içten ve çok başarılı.

Saadet Işıl Aksoy' un oyunculuğunu ham bulurdum dizilerde. Ama bu filmde çok beğendim. Çok doğal ve çok güzel oynadı Zeynep'i. Belki de daha önce izlediğim roller kötü tercihlerdi. Rolünde sırıtmamış, güzel olduğu kadar iyi bir oyuncu olabileceğini göstermiş.

Filmin müzikleri de çok güzel seçilmişti.

Görüntü kalitesi harikaydı, alıştığım Türk filmi fluluğu yoktu. Yabancı filmlerin kalitesinde hatta daha bile iyisiydi.

Ben çok ama çok beğendim.

Açıkçası duygusal film sevmediğim için "acaba gitmesem mi?" diye düşünmedim değil. Ama iyi ki gitmişim. Zırıl zırıl ağlatmadan, irrite etmeden, anlık duygusallık yerine mantıklı duygusallıkla konunun hakkını vermiş bir film.

Benim gibi son dakikaya kadar izlememiş olanlara tavsiye ederim.

İzleyin ve böylece bol küfürlerle prim yapan, sanatsallıktan uzak sadece ticari kaygılarla çekilmiş filmlere en güzel cevabı böyle yetenekli sanatçılarımızı ve sinema emekçilerimizi izleyerek vermiş oluruz.
Bu arada film Türkçe altyazılı. Bu detaya dikkat etmeleri ayrıca hoşuma gitti. Yapmacıklıktan uzak olduğunu bir kere daha göstermiş oldu.

2 yorum:

NarincE dedi ki...

İşe, kitaplara, filmlere gömüldün sanırım, nerdesin arkadaşım yaa?

Sevgi Küçük dedi ki...

:)
bende tam bunu yazmak için gelmiştim.
ilk seçeneğe gömüldüm valla. bir de biraz rahatsızım bu aralar. ilaçlarla toparlamaya çalışıyorum.