31 Aralık 2009

Yeni Yıl Kutlaması ve Özür

Önce özür:
Sevgili Selda ve Zehra çok güzel hediyelerle beni şımartırken, sevgili Asya ve sevgili Derin kartları ile beni çook mutlu ettiler. Hepsine tekrar çok teşekkür ederim. :)
Kartlarımın ve hediyelerimin yazısı dün hazırlandı, fotografları çekildi ama nasıl olduysa son saniyede bilgisayardan dolayı halaaa yüklenemedi. :(
Kendilerinden bu aksaklık için çoook özür dilerim. Zarfları açtığımda mahçup olmuştum, üstüne bu oluyla da mahçubiyetim arttı. 1 Ocakta gecikmeli de olsa yayınlayacağım.

Kutlama kısmına gelince:
2010'da sağlık, bereket, huzur, mutluluk, başarı ve şans hayatınızdan hiç eksik olmasın diyorum. Okuyacak kitabınız bol olsun! Yeni yılda farklı bir şey yapmak istiyorsanız kötü alışkanlıklarınızdan kurtulmayı, onlara harcadığınız zamanı sergi salonlarında, müzelerde, doğa yürüyüşlerinde, dost muhabbetlerinde, tiyatrolarda ve sinemalarda değerlendirin.
Sanat, spor ve teknolojiniz daim olsun.
Hepinize kucak dolusu sevgiler :)

Not: Kusura bakmayın, söylediğim aksaklık nedeni ile bloglarınıza giremedim. 1 Ocakta tek tek ziyaret edip kutlama mesajı bırakacağım. Ne demişler kambersiz düğün olmaaaasssss :)

Kankamla Tatlı Prensesimden Kartlarım Geldi

Kankam. O doğdu doğalı tanışıklığımız var. Yani yaklaşık 2 yıldır!! :D


Şaka bir yana, sevgili Seldamın kuzusu Asyam (a.k.a kankam) ve anneşkosu bana üstünde kalpler bulunan şık bir zarfta yılın ilk kartını gönderdi. Alınca nasıl mutlu oldum anlatamam. Zarftan bir de kalp çıkmasın mı? Ya sen o minik ellerle anneciğine yardım edip mi hazırladın o kalbi yoksa? Isırmaz mıyım ben seni? Sen girip gelseydin ya zarfa? Ama ben bir geleyim, kaçırcam seni. Öyle telefonlardan seslenerek olmaz bu iş! :)


Ve sevgili öğretmenim, bininci keredir söylüyorum: ellerinden öpülesi insansın sen.


İşte kartım:




İşte kalbim:





Bugün kartımın yanına bir de "abla kart" geldi. Benim tatlı prensesim Derinciğimde elleri ile bana kart hazırlamış. Arkasına da kalbini eklemiş. Nasıl beğendim anlatamam. Renklerine baktım, çizgilerine baktım...uzun uzun inceledim ve dediğim gibi çoook beğendim. İlk kartımdaki gibi bir sürprizde bu zarftan çıkmasın mı? Zehracığım sen var ya sen....Ben okudum ama üstüne alınmadım, sonra da zarftan pembe peçetelikler çıkınca dondum kaldım. Üstelik canım benim, hiç de sade kaçmamış. Çok güzel olmuşlar.


İşte kartım:






İşte peçeteliklerim:




Aslında bu güzel kartlara ve hediyelerime bakarken mutluluktan mayışmış yüzümün fotografını da koyacaktım ama malum sebepler nedeniyle yasak olduğundan o sahneyi hayal gücünüze bırakıyorum. :)






Şimdi kartlarım yanyana durmuş bana günaydın demek için bekliyor. Kalbim hep karşımda olacak. Peçeteliklerim ise yarın yılbaşı sofrasında yerini alacaklar.


Beğenmek ve mutlu olmak yanında çok mahçup olduğumu da söylemek isterim. Sizleri çok seviyorum, iyi ki varsınız. :)






28 Aralık 2009

Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap


Zilyonuncu kez diyorum ki:

Ben piyasa kitaplarını sevvvv miiii yoooo ruuuummmmm!

Yok yeni çıktım al beni, yok ben çok sattım sar beni....Anlık aşklar, anlık gıdalar ve anlık sevdalar gibi bir şey bu; anlık popüler kitaplar.

Elbette içlerinde çook güzel olanlar var. Ama 100 kitapsa 5 olsun sayısı. Abartı mı geldi? Peki son 2 yıldır, çok değil sadece 2 yıldır, en çok satanlar içinden 5 kitap sayın? Okuduğunuz ve beğendiğiniz? Ne olur "Secret" ve "Ferrarisini Satan Bilge" demeyin! Kişisel gelişim kitaplarına karşı değilim ama bunlar dışında kitap sayın isterim. Ayda 3 kitap çıksa 2 yılda 72 kitap mı yapar? Bu kadar kitap içinden bana sır küpü ile tiki bilge dışında bir şey söyleyebilin isterim.

Bu yüzden ne varsa klasiklerde var diyorum ben. Ama çoğunu okuduk sanıyoruz. Misal, Üç Silahşörler. Evet evet...Atos, Portos, Aramis ve bonus olarak Dartanyan! Onlardan bahsediyorum. Düşünün, kitap sayfalarından onları kaçımız hatırlıyoruz? Aslında biz okumalardan değil de filmlerinden ya da çizgi filmlerinden hatırlıyoruz.

Ya da ortaokulda sık sık adı geçen "Araba Sevdası" nı kaçımız okudu? Arkadaşlar beklemeyin, onun dizisine sıra gelene kadar.... :)

O yüzden sipariş verdiğim kitaplar daha çok klasiklerden oluşuyordu. İtiraf etmek gerekirse ağırlıklı olarak "Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap" tan seçerek oluşturdum.

Liste bana sanırım 2008 yılında EkinA'dan gelmişti. Baktıktan sonra moralimiz çok bozulmuştu çünkü onca kitap oku bir kaçı listeden olsun! Durmadan birbirimize "Hocam biz yıllardır ne okuyormuşuz yaaa?" diyip duruyoruz hala!

O günden sonra, baktım ki listedeki kitaplar benim düşünceme uyuyor, bende başladım takibe....Okudukça da zevk aldım.

Benim gibi düşünenlere tavsiye ederim. :)


Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.

27 Aralık 2009

Hi Hoooo Hooooo....


Daha önce de demiştim, yeni kitaplara sahip olunca başlıktaki bu "efektler" eşliğinde gözlerim fır fır dönerek dolanıyorum evin içinde!!

Ailenin tamamı "okur" bir kısmı "yazar" kadrosunda olunca tabii, kitap konusunda delilik hat safhada oluyor. Bir araya gelinince "....varmış duydun mu?" ya da "bak ..... okumanı öneririm" ler havalarda uçuşuyor. Unutmamak için bir yerlere notlar alınıyor, hatta BHA gibi not almayı unutursan "ya şeydi galiba adı...hmmm...dilimin ucunda ama?!" larla tarif edilen özelliklerdeki kitap "google"lanıyor. :)

Geçenlerde Idefix kitap fuarından ortak sipariş edilen 50 adet kitap geldi. Bir tanesi bulunamadığı için 13 tanesi şahsıma aitti. Ve dünde canım kardeşim kitaplarımı eve kadar getirdi. Sonrasında başlıkta geçen sesler eşliğinde kitaplar tek tek sevildi, koklandı, içine künye döküldü, kitaplıkta yerlerine...hah! işte burada ritüel bozuldu çünkü 3. olarak kitaplıkta "açılım" gerektiği farkedildi. Kitaplar kaldı mı ortalıkta?! İşte o an fır fır dönen gözler "fırrrkkk" moduna girererek yavru köpek bakışına erdi. "Eeee? Nereye koycaz bunları?" diye iç çekildi.

Son olarak kitaplar yatay olarak, raflardaki kitapların üst kısımlarına dizildi. Ama tabii çare değil çünkü:

Can Yayınları Can Yayınları sırasına

YKY kendi sırasına

Sayıları gitgide artan İş Bankası Yayınları yeni oluşturulacak sıraya

konulmadıktan sonra hayatın ne anlamı kaldı ki?

(İnsan başak burcu olunca böyle detay takıntıları oluyor).

"Acaba yeni bir kitaplık DAHA alsak mı?" derken içerden babamın sesi duyuldu:

Siz bu kitapları okuyor musunuz?

Aslında burada okunup okunmadığı sorulmuyor, ondan emin. Asıl sorulmak istenen bu kitapların ne kadar zamanda biteceği ve yerine yenilerinin ne zaman alınacağı!!! :)

Benim ev dekorasyonumuz için müthiş fikirlerim var aslında; kitaplardan koltuk yapıp üstüne kılıf yapmak, masa-sandalye takımları yapmak...Hi hiiii!!!


Not: Kalan 37 kitap hakkında bilgi almak amacıyla kitap sahiplerinin evine dalacağım. ;) Bir ek daha, fotografta 12 kitap var. Aceleden Herman Melville' dan "Katip Bartleby" ı eklememişim. Özür!

Ne Okuyorum


Yan tarafta "Okuma Günlüğüm" de her ne kadar başka bir kitap olsa da ben başka bir şey DAHA okuyorum. Bir bilgi daha: arada da 2 kitap bitirdim.

Sakın Çankaya sıkıcı bir kitap sanmayın. Tam tersi, harika bir kitap. Elimdeki basımı oldukça eski ve yazım hataları bol, ama gene de çooookkkk güzel. En güzel tarafı Atatürk' ün hem ne kadar bizden biri olduğunu hem de dehasını aynı anda göstermesi. Bunlara sonra değineceğim. Özellikle okuyup çocuklarınıza anlatmanızı veya belli bölümleri birlikte okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Ama dediğim gibi, bunlar sonra.

Arada okuduğum kitapları yazmayacağım, onlar da sonra. Ama özellikle içlerinde bir tanesi için BHA' ya çok teşekkür ederim, etraftan duyup da merak ettiği kitaplardan bahsederek farklı bir bakış açısı görmemi sağladı. Eminim ki o da okurken benim kadar zevk alacaktır.

Şu aralar Çankaya ile birlikte Hasan Ali Toptaş' tan "Gölgesizleri" okuyorum.

Gelincik çok beğeneceğimi söylemişti. Haklı çıktı, severek okuyorum. :)

Bitince döneceğim size.

26 Aralık 2009

İç Sıkıntısı


Son zamanlarda devamsızlığım iç dünyamdan kaynaklanıyor. Cidden içim sıkılıyor.

Nereye baksam ne okusam birbirinden iç sıkıcı haberler görüyorum ve nete girmemle çıkmam bir oluyor.

Millet delirmiş gibi: son zamanlarda özellikle tecavüz vakalarının ne kadar arttığının sizde farkında mısınız? Özellikle çocuklara karşı şiddet ve cinsel istismar hat safhada. Yazıklar olsun hepsine.

Hani tarihte okuruz ya, "Hammurabi Kanunları" diye, kısaca "kısasa kısas"...İşte bazen çook istiyorum bunu. Kolay kolay lanet etmem ama yalan yok, Allah affetsin beni, içimden neler neler söylüyorum. Hele o küçücük bedenlere yapılanları okuyunca içim daha da fena oluyor. Ne geçiyor ellerine o körpecik bedenlere bunları yaşatmakla?? Çok özür dilerim ama hayvan bunlar! Ki bunu hayvanlar yapmaz!

Ya o "aile içinde yaşanan"lar?? Aile bu mudur yahu? İnsan evladına ya da kız kardeşine bunu nasıl yapar? Başkasına da yapamaz ama...yuh!

Cinayetlere ve intiharlara hiç girmiyorum....

Nedir bu çaresizliğimiz, delirmişliğimiz ve canavarlaşmış halimiz?

Eğitim bu yüzden şart diyoruz ama çok mu geç kaldık?

Beni üzen diğer konulara gelince:

Eylem yapmak demokratik bir haktır. Sınırları dahilinde ve kimseye zarar vermeden yapıldığında ve nedeni açıklandığında demokrasinin en temel hakkıdır. Ancak...Devamına bir şey yazmama gerek yok. Gazetelerden ve televizyonlardan yaşananları hepimiz gördük.

Politika konusuna girmeyeceğim. Herkesin "seviyesi"ni gördük zaten.

Özetle her akşam ekran karşısına geçip ardından "üfffff ne bu yaaaa" diye vazgeçerek kapadım. Sizlere ve yazdıklarınıza zaman ayırmayı çok istedim ama affedin, yılı bu olaylarla kapatacak olmak canımı acıttı. Haberlerden kaçıp kitaplarıma ve sevdiklerime sığındım.

Hala zaman var, dilerim 2009' u güzel kapatırız.


Not: Kullanılan fotograf netten alınmıştır.

21 Aralık 2009

Patagonya


Bu Patagonya ilginç bir ülke. Hep gitmek istediğim ama uzaktan televizyonlardan izlediğim bir ülke. Gelin size biraz bahsedeyim bu ilginç ülkeden.

Mesela ülkenin büyük kısmı müslümandır ve eşitlik var denir de gayri müslim bir çocuk marşlarını hissederek okudu diye şaşırırlar. Aslında neden şaşırırlar bende bunu anlamam. Sonuçta kökeni, dini, dili ne olursa olsun hepsi Patagonyalı değil midir? Elbette ülkesini ve marşını sevecek. Elbette hissederek okuyacak. Aksini yapsa şaşırmak gerekmez mi?

Sonra ülkede bir grup anne çocuklarını 2 metrekarelik soğuk ve daracık bir alana yatırırken, birinin annesinin çocuğu ise 11.81 metrakare alanda kalır ama gene de beğenmez!

Ülke vatandaşı vergi üstüne vergi öder, ülke kodamanı ise vergi affı üstüne vergi affına uğrar.

Ödenen vergiler 11.81 metrekarelik alanın yapımına ve beğenilmeyince de genişletilmesine harcanır. Eğitim, sağlık ve savunma tutarları mı? Amaaaannnn...Ne gerek var.

Ay işte böyle değişik bir ülke Patagonya. Uzaktan izlemek keyifli de yaşaması nasıldır bilemem.


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

20 Aralık 2009

Annemin Tepsi Kebabı

Geçen gece eve geldiğimde masada gördüğüm manzara buydu:


Annem bize öyle bir Tepsi Kebabı yapmıştı ki sormayın gitsin! Gelelim tarife:

Köftelik kıyma

Patates

Soğan

Domates sosu (Yazdan hazırlanmış ve şişelenmiş)

Baharatlar

1 Yumurta

Annem soğanı rendelemiş. Sulu soğan rendesinin içine ekmek içi ve 1 yumurta koymuş. Kıymayı katmış. Tuz, karabiber ve kimyon (isteğe göre kırmızı biber) katmış ve yoğurmuş. Ardından kıymayı dolapta bir saat dinlendirmiş. Sonra para para doğradığı patateslerin arasına köfteleri koymuş.

Üstünede domates sosunu dökmüş.

Fırında pişirip sofraya koymuş.

E bizede "hmmm...nefisss" demek düşmüş. :)

19 Aralık 2009

Döncem Diyorum....


Gelcem gelcem...Az kaldı.

Yorgunluktan şikayetçiyim ama keyifli yorgunluklar bunlar. :)

Sizler nasılsınız bakamadım. Az öncede gördüm ki gözde bloglarım kayıp!!! Hızla yerine koydum ama eksik kalan bloglar olabilir. Ne olur kimse alınmasın, yarın ilk fırsatta blogumu güncelleyeceğim. Neden silinmiş onu da anlamadım.

Yarın hızla döneceğim. Anlatacak çok şeyim var. Ayy içime ata ata biriktirdim. Hem annemim yemeklerinden de ekler yapacağım. :)

Şimdiden keyifli pazarlar sizlere.


Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.

15 Aralık 2009

Mutlu


Hepimiz gayet iyiyiz ve yüzümüzde gülüyor. Sizlere tekrar çok teşekkür ederim. :)

Havalar soğudu, zaten evden dışarı bir süre çıkmayacağız. Bizde bunun keyfini çıkarıyoruz. Birazdan kestane atacağım...Hmmmm....

Ve oturup örgümü öreceğim.

Yorgunluğumu atınca tekrar bıdımak için aranıza dönerim.

Belki yeleğim o zamana biter de fotografını koyarım. :)


13 Aralık 2009

Soğuk Ama Yine De Güzel Bir Gün

İstanbul'da kar yağıyor sanırım. Burada da hava kapalı ve soğuk. Gene de güzel bir gün çünkü babacığım iyi maşallah.
Bir kez bile nezle olmamışken birden korkuttu bizi, e bu da nazar boncuğumuz olsun.
Bu süreçte yanında olan tüm arkadaşlarıma çook teşekkür ediyorum.
Allah herkese sağlık, sıhhat ve bereket versin.
Güzel bir pazar günü geçirmenizi dilerim. :)

11 Aralık 2009

Babasının Kızı


Lütfen çabuk iyileş...



Not: Kullanılan "Baba kız" fotografı buradan alınmıştır.

10 Aralık 2009

Gene NuNu'dan


Geçenlerde misafirlerime sabah ben yokken güzel bir kahvaltı yapsınlar diye poğaça hazırlayayım dedim.

E araştırmacı ve aşırmacı kişiliğimle dolanırken NuNu'dan bunu seçtim.

Sonuç:

Elbette beğenildi. :)

Hatta sonuncusunu bu yazıyı yazarken hapur hupur yedim.

8 Aralık 2009

:(


Ben kıyamadım o güzel yüzlü çocukları toprağa vermeye, anaları babaları nasıl dayanıyor yarabbim!! Kahrolmamak mümkün mü?

Nedir bu anlamıyorum ki? Anlayamıyorum!

Hiç mi tarih okumamışlar, nasıl unuttular bir zamanlar hep birlikte omuz omuza bu ülkeyi koruduğumuzu?

Hiç mi insanlıktan nasip almamışlar, nasıl bir rahatlıkla / umursamazlıkla basıyorlar o tetiğe?

Ellerine bulaşan kandanda mı korkmuyor bunlar?

Hay Allah'ım ya! Anlamıyorum ben bunu, asla da anlayamayacağım.


...

Hepsinin mekanı cennet olsun. Ailelerine sabır dilerim.

7 Aralık 2009

Kendimi Şikayet Ediyorum

E o kadar söylen, "sizin yüzünüzden koşu bandına çıkıyorum, ömrüm oralarda geçiyor" "ben tatlı sevmem" de..veee sonra git içeri bunu yap bir de otur ye!

Pessss!!!Kendimden şikayetçiyim! :)

Pastamızın tarifi buradan. Sevgili Müjde'ye teşekkür ederim.

Ben susuyorum ve sizi fotograflarla başbaşa bırakıyorum.












6 Aralık 2009

Annemden Salata


Annemden bir salata klasiği.

Seviyorum kardeşimmmm ben salata yemeyi çoook seviyorum. :)

Pazar Keyfi


Şimdi yazacaklarıma sanırım bayanların büyük çoğunluğu katılacaktır.

Diyelim ki günleriniz koşturmaca ile geçti. İş bir yandan, gelen giden bir yandan, çoluk çocuk bir yandan...Ev temizlik, çamaşırlar yıkanmak, yıkananlar ütülenmek ister...

Sizse ayaklarınızı uzatıp "ıssız" ve tertemiz bir evde, elinizde kahveniz/çayınız/bitki çayınız gazetelere göz atmak ve sevdiğiniz sanatçının namelerini dinlemek istersiniz.

Ayıptır söylemesi şu an ben bunu "istemek" ten "yapmak"a dönüştürdüm.

Misafir yoğunluğumuz azalmadı, arttı. Allah eksikliklerini vermesin, kesinlikle şikayetçi değilim. Aslına bakarsanız geç saatte yorgun argın evede gelsem de bir şeyler hazırlayıp ertesi gün övgüleri almak, tam bir Türk misafirperverliği ile onları ağırlamak çoook hoşuma gidiyor. :)
Cuma günü Sofya'dan kardeşlerimeden Ali'nin Türkiye'ye ve hatta Ankara'ya geldiğini, üstelik bu ziyaretin 7 aylık bir eğitim olduğunu öğrenip çok mutlu oldum. Ama bu haftasonu önceden ayarlanmış işlerim olduğu için henüz onunla görüşemedim. Neyse, daha burada nasıl olsa. "Pianitse" ile doya doya görüşebileceğim. (Tırnak içindeki ifadenin espirisini sen anlarsın Vijim!)

Bugünse misafirlerim misafirliğe gitti. Bende gitmek istiyordum ama baktım ki enerjim son çizgide ve şarj olmazsam hafta içi dağılmış olacağım. E işte yoğun, dağılacak vaktim yok. O yüzden bende sabah onları yolcu edip gazetelerimi aldım geldim ve uzun bir aradan sonra kahve içerek gazetelerimi okumaya başladım. Müziğimi de açtım, Ege'de eşlik ediyor. Anlayacağınız oğluşumla ben pazar keyfi yapıyoruz.

Ne diyeyim, darısı sizlerin başına olsun.

3 Aralık 2009

Necefli Maşrapa

Blog sahibi şahsiyet yorgunluktan ölmek üzere olduğu için bir süre yayınına ara vermiştir. Aslında o sırada sizi bu manzara ile başbaşa bırakacaktı. Ama ona bile gücü yoktu. Gecikmeli olsa da işte karşınızda...Necefli Maşrapa! :D


Döncem özleyin beni anacım.

2 Aralık 2009

Şikayetim Var!

Bazen blogları gecikmeli takip ediyorum.

Ama kardeşim bazılarını özellikle geç takip ediyorum çünkü çok insafsızlar. Hiiççç acımaları yok! Demiyorlar ki bu Sevgi diyette midir, ömrü koşu bandında mı geçer...Bugün 25 dakikayı zor doldurdum çünkü hem yürü hem uyu...epey problemli oluyor(muş). Bir de tehlikeli! Detay sormayın. "Acı" bir anıdır.

Sonra gel ekran başına. Aç ekranı ve Gül Abla'nın bunu ve bunu yaptığını gör:













Ardından Zehra'ya git veeee....İşte buyrun:



En sonunda çayı koydum gelin dedim...Halaaa bekliyorum. Ekran başında yutkuna yutkuna telef olcam!

Ya yok anacım bunlarda insaf yok!
:)

Süpersiniz hanımlar! Vallahi hayranınızım.

Ellerinize sağlık.

3...3...3....

Stattaymış gibi bir edayla daldım işe!

Ya bu Ayça acayip sevimli bir insan yahu. Bu haftaki yarışmasını sırf çalışmalarını beğendiğim için bir inceleyeyim dedim, ardından geriye doğru giderken bir de baktım ki 2.nin sonucu açıklanmış. Ama ne açıklama! Kayda almış... Öykü insanı bilir, "çııtt çııttt puuu puu" sesleri arasında heyecanla çekirdek çitleyerek heyecanla 1.35 lik kısa metrajlı filmi izledim.

İnce davranışı o kadar hoşuma gitti ki anlatamam ama film tadında sonuç beklemek daha heyecanlıydı. Ha bir de insanın adını kağıtta görmesi de heyecanlı bi şiiymiş! :D

Bu hafta stadı yıkcazzzz sayın izleyiciler.

İşte ben Ayçadan ne sevdim sorusunun cevabı:

Kokoşum ben yaaa!

Bayıldım buna.

Bunu çekilişe koyamaz mıyız? Yok yok küpeler olsun.

Hadi kızlar parmakları tıkırdatalım.

Zehracığım hadi gel müstakbel komşum. Belki bu kez birer hediye alırız da İzmir'de onları alır alına salına yürürüz. :)


Not: Çekirdek sesleri tamamen efekt olmakla birlikte blog yazarı çekirdekten pek hoşlanmamaktadır.

Kış Mı Geldi Sanki?


Sevgi işten eve gelir.

Patiklerini giyip sofraya oturur. Yemekten sonra çay hazır oluncaya kadar eline örgüsünü almıştır bile.

Tv'de bir şeylere baka baka bir kaç sıra örer.

Sonra bir bardak sıcacık çayını alır, içi ısına ısına şakırda şukur örür durur.

E malum kış zamanı. Saat 10 gibi Sevgi'nin uykusu çoookktan gelmiştir...Son cümleleri bile gözü görmez ol..u......

Zzzzzzzz............