30 Ekim 2009

Ağlamakla Gülmek Arasında


Zamanımı mümkün olduğunca kitap okuyarak geçiriyorum bu aralar.

Aslında cümle yanlış oldu: beni tanıyanlar bilir ki öğle aralarında, 5 dakikalık metro yolculuklarında, servis beklerken kısaca en ufak zaman diliminde dahi kitap okurum. Çantamda hep bir kitap bulunur, e insanın ne zaman kitabına zaman ayıracağı belli mi olur?

Yine de bu aralar biraz daha fazla okuyorum. Başkalarının dünyasına dalmak yaşadığım tüm o aptalca olayları daha kolay unutmamı sağlıyor.

Fahrenheit 451'den önce bir kitap daha okumuştum. 1999'da almışım ama ancak sıra geldi!

Yazarı Mücap Ofluoğlu. Belli bir yaşın altı kendisini pek (belki de hiç) bilmez ama 1980leri hatırlayabilenler "Hanımlar Sizin İçin" programını hatırlar. Ani İpekkaya, rahmetli Alev Sezer ve diğer değerli oyuncularla birlikte Mücap Ofluoğlu'da oynardı orada. Tam bir İstanbul beyefendisi...Nostalji oldu benim için.

Mücap Bey 3. kitabında da anılarını yazmış, sahneye koyduğu oyunlara ve hatta eleştirilere dahi yer vermiş. Seden Kızıltunç' u hatırlar mısınız? Uzaylı Zekiye diye (yanlış hatırlamıyorumdur umarım) bir dizisi vardı. Kitaptaki anılarda "gelecek vaad eden oyunculardan" diye geçiyor. Komik değil mi, bizler için yaşlı olan bu sanatçıların bir zamanlar yeni yeni sahneye adım attığı dönemleri okuyorsunuz...

İşte böyle bir kitap. Anılarla dolu.

Kitapta en çok hoşuma giden kısım eleştirileri okurken sahnelenen oyuna nasıl bakmam gerektiğini öğrenmem oldu. Mesela sadece oyuncunun yorumu değil, kılık kıyafetler ve ışıklandırma bile yönetmenin becerisine bağlı olduğunu; ufacık hatanın bile oyunu nasıl etkilediğini okudum.

Denk gelirseniz sayfalarını karıştırın derim.

29 Ekim 2009

Bu Kadar Mı Korkuluyor Senden Atam?


Onlar dağdan gelmemişti.

Onlar bölmek için sloganlar atmamıştı.

Ellerinde terörist fotografları ya da bayrakları yoktu.

Onlar silah alıp cumhuriyetin varlığını tehlikeye atmaya çalışmamıştı.

Onlar sadece "yürümek" istemişti. "Yapmayın ablacığım" diyerek, "Neden??" diye şaşkın şaşkın sorarak ortada kaldılar ve hemen "gözaltına" alındılar.

Çok büyük suç işlediler çooookkk! Çünkü onlar ATATÜRKÇÜ idi. Görenler panik oldu!

Aman Tanrım!! Kaçın...Kaçınnn...

Geliyorlar!!

Ve gelecekler....

Aman Tanrım!!! Kaçıııınnnnn....

28 Ekim 2009

Yaşasın Cumhuriyet


Soldan sağa kutladığımız şey...Cevabı 29 Ekimde Cumhuriyet'te.


Son zamanlarda çok sevdiğim bir reklam.

Evet görüşümüz, kökümüz, inancımız ne olursa olsun bugünü kutluyoruz. Ve hep kutlayacağız.

Sonsuza kadar...

Yürekten inanarak...

Özgür olmanın ve Türk olmanın anlamını bilerek...

Gururunu hissederek...

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.


Not: Bu kez gerçekten fener alayındayım. Çankaya Belediyesi'nin düzenlediği organizasyona katılacağız kısmetse.
SONRADA EKLENEN AMA ÇOK ÖNEMLİ BİR NOT: (Umarım izinsiz yayınladığım için bana kızmasın Sevgili Selda ama bıraktığım yorumda dediğim gibi yazın beni çok etkiledi. Herkes görsün, herkes okusun istedim. Ve inan seni tanımaktan çok ama çok gurur duydum!) SEVGİLİ OKURLAR LÜTFEN BU YAZIYI OKUYUN!

Fahrenheit 451


Gelincik'le geçen hafta "bu aralar ne okuyorsun" konuşması yaparken konu önce aradığım bir kitaba (hangi kitap ve neden arıyorum sonra yazacağım çünkü buldum. Haftaya sipariş verilecek gelince de yazılacak kendisi) sonra da o kitap tarzında bir kitaba geldi. Sevgili kardeşim bana bahsi geçen kitabı, ki kendisi yazı konumdur, tavsiye etti.

Bende geçen hafta kitabı buldum, aldım ve okudum. Ve evet, giyim kuşam ve takı zevklerimiz dışında kardeşimle kitap zevklerimizde tutuyor.

Gelelim kitaba:

Aslında girişinde yazar kitabı nasıl ve neden yazdığını çok güzel açıklamış.

Kitap ilerde bir günden, insanlar kitap okumaktan sıkılıp önce özetleriyle idare ettikleri sonra özetinde özetini tercih ettikleri bir dönemden bahsediyor. Artık sadece kitap değil gazetelerde yok. Ailelerin yerini duvar televizyonlar almış, insanlar düşünmüyor konuşmuyor ve aslında hissetmiyor. Herşey mekanik herşey karanlık....Ama hala direnenler var. Kitapları saklayan ve okuyan. Ama onlarında sonu genelde bir ihbarla geliyor ve kitaplar bu işle görevli itfayeciler tarafından yakılıyor.

Bilim kurgu dünyasını sevmeyenlerin bile keyifle okuduğu bir kitap olduğu söyleniyor. Ki bence de öyle..Bu arada; Fahrenheit 451 kitap sayfalarının yanıp tutuştuğu ısı.


"Gözlerini merakla doldur", dedi, "ve sanki on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa. Dünyayı gör. Fabrikalarda yapılan veya oarası ödenen herhangi bir rüyadan daha muhteşemdir. (sf. 228)

Tanrısal

- Yani adam kendini kral mı sanıyordu, diye sordu.
- Hayır, dedim, kral değil Tanrı!
- Nasıl yani, diye sordu şaşkınlıkla. Ne anlamda söyledin bunu?
- Kralların ya da Sultanların içinde bir "yaradan" korkusu vardır. Kendilerinin üstünde bir gücün varlığını bilirler. Ama onda böyle bir şey yoktu. Herşeyin tek hakimi kendisiymiş gibi davranıyordu. Hem zaten Allah'tan korkan adam bunları yapar mıydı, dedim.
Sustu.
Sustum.

Ta Taaaaaaaa! Ve Karşınızda: 'Ben'

Son bir kaç saat kaldı blog dünyasına dönmeme.
Önce yorumlarınızı yayınlayacağım (okudum ve hepsi için teşekkür ederim) sonra size laf yetiştireceğim. Hi hiiii.....
Sonraaaaacııımmaaaa okuduğum kitapları yazacağım.Kısacası anlatcam da anlatcamm.
(Yazım tarzı için özür dilerim normalde yapmam ama şu an şımarığım birazcık!!!) :D
Olayımız şu:
Evde net var, nette Sevgi var!! İlahi ben!!! :)

16 Ekim 2009

Mini Mini Sevgi


Yan tarafta başka bir kitabın adı var ama o kitap şu an kolilerin birinin içinde Sofya'da gümrükte.

Kitapsızlığa dayanamayınca bende hemen gidip çok istediğim bir kitabı aldım:


Bir kitap bu kadar mı güzel olur ya? Çocuğu olan arkadaşlara kesinlikle tavsiye ediyorum. Hele masallarla ilgili çizimler o kadar güzel ki...Ay bayıldım.

Masalların bir kısmı size de tanıdık gelecek. Hepsini heyecan ve ilgi ile okuyacağınıza eminim.

Her masal öncesi masalın alındığı ülke hakkında kısa bilgiler ise çok yerinde olmuş.

Özetle masalların kardeşliğini büyük küçük herkese gösteren bir kitap olmuş.

Biz şimdilik Egemize okuduk, sizler çocuklarınıza okuyun. :)

15 Ekim 2009

Bir Ara...


"Bir ara gelcem yanınıza" diyecekmişim gibi oldu başlık!! :D
Hala dinleniyorum. Başım kötü, migren gibi ağrılar çekiyorum ara ara. Yaşadıklarımın vücuduma yansıması böyle olmuş. Ne yapalım bunada şükür. Şu an nezaretlerde olabilirdim!!
Sizlerden çok uzun ayrı kaldım ve çok özledim. Ama affınıza sığınıp biraz daha izin isteyeceğim. Düzenimi kurduktan sonra tam gaz yanınızda olacağım gene. :)
Hem ne hikayelerim var ne hikayelerim...Ohh ohhh...Valla nasıl güzel nasıl heyecanlı şeyler!! (Filaaşşşş filaaaşşşş filaaaşşşş...Şok şok şok!!!! Sevgi' nin maceraları azzzz sonraaaaaa....)
Aslında ekran başına oturduğumda amacım size Sofya'da son günümü anlatmaktı ama o anları düşünmek bile başımın ağrısını şiddetlendirdi. O yüzden onu ileri bir tarihe erteliyorum.
O zamana kadar size güzel şeyler yazacağım. Mesela bu süreçte iki güzel insanla nihayet görüşmüş olduk:
İlki sevgili Tijen. İstanbul'a vardığımı ilk haber alan kişilerden biriydi. Sağolsun mesajıma hemen telefonla döndü ama ben o an hala olayın şokunda olduğumdan hayal meyal hatırlıyorum herşeyi. (Düşünün ki uçağın havalandığını farkedemeyecek kadar şoktaydım Sofya'dan ayrıldığımzda! Bindiğimi hatırlıyorum sonra cama döndüğümde havadaydık hem de epey yüksekte!!) Ama o an ne hissettiğimi çok net hatırlıyorum; bu kadar güzel insanlar tanıdığım için kendimi çok şanslı hissetmiştim. Çok sağolsun, hepiniz sağolun.
İkinci güzel insan sevgili Selda oldu. Çok güldürdü beni telefonlarda hemşerim. İtiraf edeyim aslında ben onu Asya'ya ulaşmak için kullanıyorum!! Yakında "kankam" ile buluşcam belki Selda'da gelir!!?! :D
İşte böyle...
Şu an eskisi kadar neşeli değilim. Hatta nemrut bir insan oldum. Ama düzenimi oturtunca olanları atlatmak daha rahat olacaktır (diye umuyorum).

Not: Dönmeme sizler ve ailem dışında sevinen ama adı burada geçmeyen iki kişiyi unutmayayım: Ege ve BHA!
Ege ile şu an hala car caarrrr carlıyoruz birbirimize, o beni ısırıyor bende onu! Tamam biliyorum kuşla kuş olmayayım ama bu o kadar şeker ki....Hani bebekler parmağınızı kavrar ya, bu da öyle yaptı geldiğimde. Çok özlemişim keratayı çoookkkk....

7 Ekim 2009

Saraydan Kız Kaçırma: Bölüm 1

Beni merak eden herkese hızla bir not yazayım istedim:
Şu an iyiyim. Açıkçası hem kendi yaralarımı hem de sevdiklerimin yaralarını sarmakla meşgulum. Yakında aranızda olacağım.
Dualarınız ve desteğiniz için teşekkür ederim.
Ayrıca;
Eski yöneticim Sayın Gürcan ŞENER'e sınırda tutulduğumda İstanbul'dan ulaşıp kurtarıcılık yaptığı için,
THY yetkilileri Erol Bey ve Maria Hanım'a hem yer bulmamda hem de sınırda hemen yardımıma koştukları için,
Canım babacığımın bulunduğu şehirden arayıp ulaştığı elçilik yetkililerine ilgileri için
çok teşekkür ederim. Bu sayede sınırdan geçebildim. Asıl yardımcı olması gerekenler mi? Onlar utançları ile otursun!! :)