29 Eylül 2009

Geri Sayım


Bu gece son,

Biraz sonra bu kapıdan son kez...


Evet aynen Levent Yüksel'in dediği gibi; bu gece son. Ha gittim ha gideceğim derken, bu akşam şu sıralar ne olacaksa yaşayacağım diye beklerken çıkamadım gene! Türklerin aksine Bulgarlar gitmemi istemiyorum sanırım. :)

Olay şu: Dün uçuş firması ile görüşüyorum. Benim bildiğim buradan uçuşlar sadece akşam saat 7 gibi. Durumumu anlatıyorum, yardımcı olacaklarını söylüyor. Sonra nasıl oluyorsa karışıklık oluyor veeee meğersem haftanın ilk üç günü uçuşlar sabahmışşş! Bende sabah saf saf gidiyorum akşam için bilet almaya ve diyorlar ki "Uçak attaaaa". Haydaaaa! Fekat nasıl olur güzel insanlar, benim buradan acilen gitmem hem de havayolu ile gitmem lazım! Diyorum yarın için bilet verin; bir gün önce "Uçaklarımız dolu olmuyor rahat yer bulursunuz" denilmişti bana ama bak ki şansıma herkes gitmek için çarşambayı seçmiş! E ne olcak? Sevgi yarın sabah oraya gitcek, yedeklerden bilet almaya çalışcak. Ola ki alamadı, sonra ki uçak ne zaman? Perşembe akşam! Haydiii Sevgi 1,5 gününü havaalanında geçircek. Artııııııı....Sevgi evi boşaltıyorum diye evsahibine söylemiş. Kaldı mı açıkta?? Ne yapcak, havaalanına geceden gitcek sabaha kadar bekliycek sabah binemezse ertesi akşama kadar bekliycek, sınırdan geçemezde uçağı kaçırırsa daha ertesi akşama kadar...Kısaca yeni bir Tom Hanks mi doğuyor arkadaşlar?? :D

Sevgi önce şok oluyor sonra panikliyor ve çözüm araştırıyor. Buyrunuz çözüm; Üsküp' e gidip oradan İstanbul'a sonra da Adana'ya uçmak. Tamam diyor ama öğreniyor ki Üsküp'e gidiş otobüsle! Aman o olmaz diyor, benim sınırdan mutlaka uçakla çıkmam lazım! E ne yapacaz? Tamam bir yöntem daha; İtalya'ya ya da Fransa'ya uçmak oradan...Ay diyorum durun! Ben oraya gidersem TC' ye dönmem ayol! Zaten tatilim gelmiş döner miyim oralardan hemencecik!! :D

Artık sinirler laçka olduğundan soruyorum, peki bunu yaparsam kaç ay içinde evde olurum??

Adamlar şaşkın "Deli mi ne?" diyorlar ama dedim ya sinirlerim bozuk, artı depresyona girmeye müsait bir beynim yok her daim hayatla dalga geçiyor, buna mı takılacak? Kikirdeyip duruyorum.

Neyse sonuçta yarın sabah Allah Allah nidaları ile dalacağım havaalanına. Sonrasına bakalım.

Ben firmadan "hööö" şeklinde çıkıp "Ya bana böölee bööle dediler düdük insan" diye Vijiciğime onları bir güzel şikayet ediyorum. Benim canım kardeşim, bir tanecik dostum "Ne demek havaalanı yaa!Bizde kalırsın"diyor. Ona sarılıp öpmek istiyorum ama ağlarım diye şu an ne söylediğimi hatırlayamadığım ifadelerle geçiştiriyorum olayı. Kararlıyım havaalanında sürüncem. Gerçi daha sonra boynum bükük halde Vijiciğime mesaj atıp gerçekten gelip gelemeyeceğimi soruyorum, anında okleniyor.


Burada özel bir not: E ben sana ne derim düdük insan? İyi ki varsın. Her sabah sana Ankara'dan saati soracağım. Biliyorum bunu hissedeceksin ve yüzünde gülümseme ile dudaklarından rakamlar dökülüverecek. (Saat sormak: Kurlar ne oldu diye sormak fanilerin işi olduğu için ben olaya "Saat kaç olmuş bu sabah" şeklinde bakıyorum. E işin rutini zaten insanı bayıyor, biraz renk fena mı?)


Bu arada gelelim diğer gelişmelere:


Biz (belli bir yaşın üstündeki nesil yani) belli cıngıllarla, çocuk şarkıları ile büyüdük. Mesela "Sağdan git hep sağdan...Kaldırımın sağından" gibi ya da ne bileyim "Yersen pekmez enerjin tükenmez" gibi...Aklımda kalan bir başka cıngıl ise "İyi günde zor günde bir..." diye başlıyor.

Ama bazı şeyler öyle olmuyor. Yani ne "Fidanlar ağaca" dönüp orman oluşturabiliyor, ne de zor günde yanında olan oluyor. Normal olan burada yalnız kalmamış olmamdı ama zaten normali beklemek abesmiş ben bunu yaşadım öğrendim. O zaman yeni sloganım:

Benim için bitmiştir! Daha da gelmem!

Aslında Bulgaristan ya da Bulgarlarla en ufak bir sorunum yok. İnanır mısınız şu süreçte en çok yardım onlardan geldi. Hem de beni hiç tanımayan, dilim/dinim/görüntümün bile farklı olduğu insanlardan. (Gerçi burada hep İspanyol sandılar beni ama olsun. O ayrı!!) Eşyaları taşıyacak firma yetkilisi olayı duyunca (mecburen duydu adama evrak lazım ama veremiyorum!) şaşırıp "Ama yapılacak olan işyerinizin X yapması" dedi. Dedim "Sorunda o. Y sebepten X i yapmıyorlar" Adam o kadar üzüldü ki halime aramadığı yer kalmadı.

Bugün evi boşaltacağım dışarda kaldım dedim ya. Bunu duyan .... ünvanlı bazı ülkem vatandaşları "Havaalanına bu gece gidip bekliyorsunuz. Yarında uçağa biniyorsunuz" diyerek beni yapayalnız bırakırken evsahibi (ki kontrata aykırı olarak bir ay önceden haber vermeden aniden evi boşaltmama rağmen) evden içeri girip "Bu gece uçamıyorum yarın sabah" dediğim an hemen işlerini bırakıp başka izahı beklemeden "Olur böyle şeyler Sevgi. Hayat bu üzülme. Yarın kapıyı kitle anahtarı kapının altından at" diyip bol da şans diliyerek evi tekrar bana bırakıyor.

Siz olsanız ne hissedersiniz?


Ve vedalaşma anı....Birbirinden kaçırılan gözler. "İçin rahat olsun. Allah buna neden olanlara hakettiğini verecek. Bu kötü olaylar senin için çok iyi sonuçlanacak" lar, sıkı sıkı sarılmalar, yutkunup başı öne eğmeler, sulanan gözler, titreyen sesler ile...ama "Mutlaka görşeceğiz" diye ayrılmak. Dediğim gibi en kötü ihtimalle rüyalarına gireceğim ama geri geleceğim! :D


Farkındasınız değil mi? Sadece 11 aydır buradayım ama yıllardır buradaymış gibi ayrılıyoruz.

Belki burada istediğim hiçbir hayalimi gerçekleştiremedim ama çoookk güzel dostluklar edindim. Bundan güzel kazanç olur mu?

Ve sizler! Beni bu süreçte yalnız bırakmayan, dualarını esirgemeyen sizler...Hepinize çook teşekkür ederim. İyi ki varsınız.


Yarın sabah mecara dolu bir güne başlayacağım. Kulaklarımda cıngıl vs yok artık sadece "Dattiri dit dat..." var. :)

Çok eğleneceğim çoookkkkk :D


26 Eylül 2009

Teşekkür


Şimdi size yaşadıklarımı anlatsam yer yerinden oynar ve bir anda reyting rekorları kırarım.

Gerçi beni sevenlerin yüreğine iner yazacaklarım, bu durum tecrübe ile sabit çünkü yapı olarak çok serinkanlı olan abim bile "Yok artık!?!" diye tepki verdi ve sinirlendi.

Ama yazamıyorum. İş ahlakı gereği yazamıyorum. Kişisel haklara saygımdan yazamıyorum.

Bir gün bunlar bittiğinde roman yapacağım ve inanın "best seller" olacak. O derece yani! :D

Ama hala gülümseyebiliyorum. Beni o gerikalmış, kendini bilmez zihniyetten ayıran da bu sanırım.

Uykusuz ve yorgunum ama hala gülümseyebiliyorum. Hem de içten gülümseyebiliyorum. Haklıyım ve biliyorum ki yalnız değilim. Hani sevgi karın doyurmaz derler ya, doyuruyor aslında. Hem de sıcakcık tutuyor insanı.

Sevgili Viji, Elka, Bilyana ve Ali...İyi ki varsınız. En çok sizlerden ayrılacak olmak beni üzüyor. Ama biliyorsunuz kalbim hep sizle olacak. ;)



25 Eylül 2009

Geri

Blog sahibi kişi eğer ki basiretsiz kişilerin neden olduğu sorunlar nedeniyle tutuklanmadan ülkesine dönebilirse...en geç çarşamba geceyarısı ülkesinde!
O zamana kadar sessiz ve koşturuyor!

24 Eylül 2009

Özledim: Kitapları


Raflardan adımı seslenen kitapları almayı...

Sayfalarını karıştırıken burnuma çarpan yeni basım kokusunu...

İlk kez gördüğüm bir yazarı / kitabı heyecanla karıştırıp tanımayı...

Türkçe basılmış kitapları...

Hatta en nefret ettiğim "yeni çıkanlar" ve "çok satanlar" bölümlerini....

Çok ama çok özledim. :(

Bir de BHA'yla kitapları paylaşmak, ona "bak ne okuyorum/ne buldum" demek, ondan kitap önerisi almak...Özledim. :(

21 Eylül 2009

Sofya'nın Bayramı!!



Sevgi sabah uyandı ama aslında tam sabah sayılmaz; bu aralar öğlenlere kadar yatıyor tembel tembel!! Hala virüsten dolayı vücudu yorgun, o yüzden yavrımın heeçç suçu yok!!

Her neyse uyandı ve dedi ki "Madem ben oraya gidemiyorum, o zaman orayı buraya getiririm!" Kalktı hızla hazırlandı ve bayram çocuğu olarak süsünü püsünü kırmızı ayakkabılarını hazır etti. Sonra aynen çocukluğundaki gibi yaşadı bayram gününü:



Açtı oyun havalarını (o sırada seçtiğim "Sendeki kaşlar bende olsa" isimli Manisa yöresinden bir parçaydı) ve yine aynen küçüklüğündeki gibi mutfaktan gelen çatal bıçak sesleri eşliğinde (bu kez anneşkosu değil kendisi idi mutfaktaki) en sevdiği kahvaltısını hazırladı: Menemen!

Sonra hobbidi hobbidi eşliğinde neşeyle kahvaltısını yaptı. Kendi kendine eski günleri yaddetti. Ama hüzünlenmedi bu kez, çünkü yanında tam kalbinde hissettiği andığı herkesi.

Ardından ev işi yaptı akıllı uslu ve hazırlanıp Sofya'daki büyüklerinin ellerini öpmeye çıktı!! Fekat kimselerden harçlık alamadı. Surat astı dil çıkardı ve kendi kendine yine çok eğlendi!!

Bol bol fotograf çekti çünkü bugün herşey ondan yanaydı; dışardaki hava, gökyüzündeki güneş, kuşlar böcekler ve çiçekler....

O da mutlu mutlu gezdi tozdu.

Bugün bayramdı gerçekten bana da...Her günümüz böyle olsa... :)
Not: İlk resmin kime ait olduğunu bilmiyorum sayfası açılmadı ama her iki resimden netten alındı.

20 Eylül 2009

Bir Telefon Konuşması


Bulgar hattım çalıyor. Numara kayıtlı bir numara değil ama arayan Bulgaristan'dan. Kim olduğunu tahmin ediyorum ve gülümseyerek açıyorum:

- Hello?

- Sevgi?

- Da? (Evet?)

- Sım Sineje. (Ben Sneje)

- (Gülümsüyorum tahminim doğru) Kak si? (Nasılsın?)

- Dobre. Ti? (İyiyim. Sen?)

-Dobre. (İyiyim)

- İyi bayramlar (tercümesi yok! cümle bu!!)

- (Gülüyorum çünkü çok mutluyum) Mersi mnogo. Teşekkür ederim. Thank you! (Anlayabildiği her şekilde teşekkür ediyorum)

- Obiçam te (Seni seviyorum)

- Obiçam te do bolka be matse (Seni acılar içinde -yani çoook- seviyorum be fıstık)

- Obiçam te. Kısmet..Kısmet.. (Kısaca burada olmamı sevdiklerimden uzak olmamı "inşallah seneye" diye yorumlanabilecek şekilde kısmete bağlıyor. Burada kısmet aynen bizdeki kısmet)

- (Hüzünle birlikte mutluluk var içimde...Bir an iç çekiyorum) İnşallah...

- Çav (Burada da çav kullanılıyor, İtalyanların ciao ı gibi)

- Çav


Konuşmamız bu kadar. 34 saniye. Ama benim için çok özel ve dolu dolu bir 34 saniye. Çünkü Sneje Türkçe ya da İngilizce bilmiyor. Bense yukarda okuduğunuzdan bir iki kelime daha fazla Bulgarca biliyorum. Kısacası ortak bir dilimiz yok. Ama ortak başka bir şeyimiz var; insanca duygularımız. Burada olduğumu öğrenince üzülüyor. Çünkü tatil yapamadığımı ve bayramı bile burada geçireceğimi öğreniyor; burada, bir başıma, tüm sevdiklerimden uzakta. Ama yalnız kalmamı istemiyor, yalnız olmadığımı hissettirmek istiyor.

Gerek var mı dil bilmeye? Aslolan içtenlik, insanlık, sevgi - saygı değil mi? Dil bilmesek de bir bakışla anlaşabiliyoruz. Normalde yaşadıklarıma gülüp geçiyorum ama o anlıyor aslında ne kadar üzgün olduğumu. Hiç yurtdışında yaşamamış ama hissediyor nasıl bir yalnızlık hissettiğimi.

Ve ben bir kere daha görüyorum ne kadar şanslı olduğumu, ne kadar insan olduğumu ve ne kadar sevildiğimi...İyi ki varlar. İyi ki varsınız. :)

19 Eylül 2009

İyi Bayramlar


İlk kez mi bir bayramı evde sevdiklerimden uzak geçiriyorum?

Hayır.

İlk kez mi bir bayramın tamamen evde oturarark geçireceğim?

Hayır.

Ama ilk kez tüm sevdiklerimden bu kadar uzakta geçireceğim. Sağlık olsun. Vardır bunda da bir hayır. Zaten huyumu öğrendiyseniz bir iki saate kalmaz ben bundan da keyifli bir sonuç çıkarırım. :)

Elbette herkesten uzak olmak zor ama gelecek güzel günler için küçük bir fedakarlık bu.

Dilerim ki sizler, elinizdekilerin kıymetini bilip bu bayramı coşkuyla ve mutlulukla geçirirsiniz.

Hepinize

Sağlık

Huzur

Mutluluk

Bereket

Şans

Şen kahkahalar

dolu çooookkk güzel bir bayram dilerim. Sevdikleriniz bol ağzınızın tadı tatlı olsun. :)

Aman şeker tüketimine dikkat! ;)


18 Eylül 2009

Yakup Cem


Bu resmi buradan aldım. O adresi de tesadüfen burada buldum.

İstanbul Sanatevi'nin bu faydalı çalışmasını henüz detaylı inceleyemedim ama Türk ressamlarına ulaşmak özlem duyduğum bir şeydi.

Gezinirken Yakup Cem in bu resmini gördüm. Yakamoz o kadar canlıydı ki bir süre manzaraya karşı oturdum. :)

17 Eylül 2009

Egecik cik im Benim :)


Teknik bazı nedenlerden dolayı tatile çıkamadım.

Sağlık olsun.

Aslında evimi, kitaplarımı, ülkemi, ülkeme ait herşeyi (taksicilerinden çöp kamyonlarına, basılı gazetlerden yemeklerine aklınıza gelecek herşeyi ama herşeyi) özlemiştim.

Bir de sevdiklerimi:

Can dostlarımı

Ailemi

BHAmı

ve...

ve evet itiraf ediyorum; en çok Egemi. Geçen gün cik ciklerini duydum ve o kadar oturdu ki içime.

Biliyor musunuz bazen sormaya korkuyorum, arada şakayla soruyorum ama "Egenin sesi gelmiyor? Oğlum iyi değil mi? Öldürmediniz inşallah sıcaklarda çocuuumuu?!" Ya beni unutursa? Webcam ile annesi ile konuşan kaç muhabbet kuşu var ki??

E sende adam gibi anne olaydın da çekip oralara gideceğine başında kalaydın..demiyor kimse. Biliyorlar ki çok özlüyorum onu. Herkesi..Herşeyi...



Sonuç Olarak?


Burda...

Kaçtı...

Yakalandı...

Yok oradaymış..

Tut tut kaçıyor....

Hah yakaladım...

Tüh o değilmiş...

Orada mı? Yok şuradaymış!

Derken yakalandı. Daha doğrusu gelip teslim oldu. Yakalanmak fiili farklıdır, o kaçar siz gider peşinden koşar bir şekilde tutar yani yakalarsınız. Ayağınıza gelirse o teslim olmaktır. O yüzden yakalandı diyenlerin dikkatini bu farka çekmek isterim.

Teslim oldu ama birden "ahhh yazık tühh tühhh...ne kadar üzülmüş. Titremiş konuşurken" ifadeleri başladı. Bugün Öykü'nün yazısını okumadan önce benimde dikkatimi çekmişti ve "Biraz abartmıyorlar mı? Sonuçta kasten ve sonrası planlanmış bir durum değil mi bu?" dedim.

Elbetteki suçluluğu yasalarla ispat edilene kadar bu konuda bir şey demek uygun değil ancak inkar edilemez gerçeklerde ortada.

Akıllarda onun ne kadar korktuğu veya nasıl göründüğü değil bunca zaman kimler tarafından nasıl saklandığı olmalı. Olayın gerçekleri göz boyamaları ile ortadan kaldırılmamalı. Yardım ve yataklık ne demek uygulamalı öğretilmeli.

Her neyse dilerim adalet yerini bulur ve en azından o kızcağız yattığı yerde artık biraz huzur bulur.

Bu arada medyamın gözü aydın; artık yeni bir "avları" var. Bebekliğinden itibaren olay anındaki psikolojisine kadar "film şeridi" gibi hayatı, çakma psikologların "Efendim şimdi bakın şuradaki kaşın havada olup göz bebeğinin büyütüldüğünü yakın çekimde görünce kişinin çocukluğuna indim..." cümbüşleri, ne yedi - nerde yattı haberini ilk hangi kanal verecek yarışı...kısaca midemi daha da kaldıracak gelişmeler olacak.

Bu arada ekonomi, politika, iç siyaset vs unutacağız yine; bakalım C.G. nin sakalları kesilince yüzü neye benzeyecek diye heyecanla ekran karşısında çekirdek çitleteceğiz!!

Ah be güzel ve masum Münevver...Tüm bunlar olurken dilerim sen bulunduğun yerde biraz olsun tebessüm edip rahat edersin. Sana verdiğimiz tüm bu zarar için ben çok özür dilerim.
Not: Bu arada; bugün bir haber daha vardı gazetelerde ve eminim ki kaynayıp gidecek. Bürokrasinin ve ilgisizliğin acı sonu gibi geldi bana. Bir göz atın isterseniz.

16 Eylül 2009

Yandığın Zaman


Parmakların yanınca:

1. Yanıklar su toplar

2. Çok parmak dokunmaya alıştığın klavyeye bu kez dokunduğunda canın acır, kendi kendine "dikkat edeceğim" diye not alırsın ama nafile! Beyin gene aynı emri verir ve....Bir "ah" daha!!

3. Suya elin her girdiğinde canın acır.

4. Su toplamış yeri görünce Dobi rahatsız olmasın diye çaktırmadan göz ve ağız yapılarak görüntüye sevimlilik katılır.

5. Bir müddet sonra torba adamı kukla yaparak konuşturmaya başlarsın.

Aman işte kısaca her zaman olduğu gibi bu durumdan da eğlenceli bir olay çıkarırsın.

:)

14 Eylül 2009

Şaşkaloz


Şaşkın ve sakar blog yazarımız ufak bir ev kazası geçirip "çarpıldığı" için yanan parmaklarının acısı geçene kadar bir süre yazılarına ara verecektir.

"Beni izlemeye devam edin" diyeceğim ama sabah ki kazadan sonra "Bir insan bu kadar mı şapşal olur yaa? Yandın göz göre göre" dediğimden susuyorum!!

Ev kazası böyle oluyormuş...Hmmm...Demek bağırsakları dışına çıkmış bir priz görürsek fişi çekcez diye uğraşmıyoruz hızla oradan uzaklaşıyoruz, yok illah benim gibi uğraşacak olursak da önce şehadet getiriyoruz!! :D

Alınan ders: Elektirik yanığı acıtıyormuş! :D

12 Eylül 2009

Ceyda' nın Annesi


Güya muhteşem bir iftar yapacaktım.

Herşeyim hazırdı. Fotograflarım bile... Hani moralimi düzelteceğim ya, kendimi şımartayım dedim. Herşeyi hazırlarım ince ince, özene bezene.

Zaman yaklaşınca televizyona bakarken çorbamı yapayım istedim...

Sonra izlerken utandım kendimden. Sıcak, kuru, temiz bir ortamda huzurla oturmuş çorba karıştırıyorken utandım, hem de çoook utandım kendimden.

Ceyda' nın annesinin haykırışları, isyanı asla kulaklarımdan silinmeyecek.

"Siz de annesiniz....Benim çocuğumu kuşlar mı yedi, yılanlar mı yedi bilmiyorum"

Allah'ım ben aklımı kaçıracak gibi oldum! Can nasıl dayanır buna?

Bunca yıl afetler yaşayan ülkem ne zaman GERÇEĞİ görecek ve HAZIRLIK yapacak? Ne zaman?? Daha kaç kişiyi gömeceğiz?

Hiç tadım yok...Aç bile değilim...

Hayatın Kendisi Komedi


Yapı meselesi, ya da yaşaya yaşaya elde edilen tecrübelerden, mi demeli bilmiyorum ama en üzgün, kızgın ve kırgın olduğum anlarda bile mutlaka komik bir durum bulabiliyorum! Ama hayatta acı ve tatlı, iyilik ve kötülük..ya da en genel ifade ile "yaşam ve ölüm" bir arada değil mi? Ağlarken gülmekte doğal olarak mümkün.

Bir kaç gündür çok can sıkıcı olaylar yaşıyor olsam da kişilik haklarına saygı nedeniyle kimseyi bloguma taşımak niyetinde değilim. Ama size bu olaylar sırasında verdiğim iki komik tepkiyi anlatacağım:

1. Bir kaç gece önce sinirle başladığım bir maili nasıl olduğunu anlayamadığım bir sakinlikle bitirdim ama en güzeli bitirirken "Artık yarın Mel Gibson gibi boyalarımı sürer içeri dalarım" demem oldu. O an klavyeyi bırakıp gülmeye başladım. Bir anda parmaklarımın tıklayıp ekrana düşürdüğü ifade aslında çok gerçekçi bir görüntü oldu:




Böyle saçım başım karışmış, kir pas içinde ve yüzümde mavi boyalarla, elimde baltam "Özzzgüürrrrlüüükkkkkk" diyerek içeri daldığımı düşününce...Eh takdir edersiniz ki öyle bir ruh halinde en son akla gelecek şey "geyik yapmak" ama benim geldi işte!! Hala da gülüyorum. Herşeyden önce görüntü bana yakıştığı gibi olayın özüne de oldukça uygun.

Hepimiz için ÖZZZGGGÜÜRRRRLLÜÜÜÜÜKKKKK

:D

2. Allah herkesin (dini inancı ne olursa olsun) ibadetini kabul etsin diye dua ederim her zaman. Elbette bu ibadet (müslüman dahi olsa) kötülük içermeyen bir ibadet olduğu sürece. Çünkü "benim dinim hoşgörü dini, iyilik ve sevgi dini" diye inanırım hep. Bu nedenle bu mübarek ayda ibadet eden iyi niyetli herkesin ibadeti kabul olsun. Ayrıca herkese hayırlı ve bereketli Ramazanlar olsun.

Bu tür bir şeyi buradan yazmak bence hoş olmasa da yazma nedenime daha sonraki yazımda özellikle değineceğim için rahatlıkla söyleyeyim; bende orucum ve iftar burada 19.50 de. Allah sabrını versin.

İftara kadar, yaşadığım diğer olayların etkisinden de kurtulayım diye oturdum film izliyorum. Biraz da günlerdir pek uyku uyumamın ve yemek yemiyor olamamın (oruçtan değil canım bir şey istemediğinden) etkisi ile halsiz olduğumdan da tembellik yapmak işime geliyor, yalan yok. Seçtiğim film Yüzüklerin Efendisi. E bir elften ne beklenir ki? Eski günleri bir yad edeyim demiştim!! :D



Filmin daha birincisinde (Yüzük Kardeşliği) ve daha ilk saatindeyim. Birden kendimi Frudo gibi gördüm. Elimde kötüğülün temsilcisi bir yüzük ateşe doğru yürüyorum. "Evet ben yanacağım belki ama onu da yakacağım" dedim. O kadar inanarak söyledim ki bunu... Yüksek sesle ağzımdan dökülen bu ifade ile canlandım birden; "Nasıl dolmuş ve üzülmüşüm yahu" diye gülmeye başladım!

Bilinçaltı ilginç bir şey. :D

Yaşadığım olayların dramatikliğinin yanı sıra bu tür komik tepkilerimde var.

Beni merak eden ve ilgilenen herkese çok teşekkür ederim. Malum bazı sebeplerden eskisi kadar rahat iletişim kuramasamda buradan söyleyeyim; hepinizi çok seviyorum.

Yakında gene toparlarım. O zamana kadar bloglarınızda yazılan birbirinden güzel yazıları atlarsam ne olur affedin. Telafi ederim.

Ben şimdi izninizle gidip kötülüğe karşı mücadeleme devam edeyim, hem Sam de beni bekler!! :D

Oruç olduğumu neden yazdım: Uzun bir aradan sonra kendime harika bir iftar sofrası hazırlamayı planlıyorum. Onu fotograflayıp eklerim ilerleyen saatlerde. Beni izlemeye devam edin anacııımmm :)
Güzel ve güneşli, sıkıntılardan uzak bir haftasonu dilerim.
Son söz:

Özgürlük kıymetlimsssss :D

10 Eylül 2009

Hiç...


Hayatta en ağız cezalardan biri hiç haketmeyen birine ünvan ve makam verenlere olmalı...O makamı gereksiz yere işgal edende, ona o makamı verende kısaca emeği geçen herkes cezalandırılmalı.

Sırf üstüsün diye bir insanın hayatıyla, geleceği ile, umutlarıyla oynamak ya da ona sebepsiz hakaretlerde bulunmak bu kadar kolay olmamalı. Çok ağır cezalandırılmalı çokkk.

Ama..Düşünüyorum, aslında "hiç" için değer mi?

8 Eylül 2009

Kızartma Yağları 2


Daha önce yazmıştım ve o zaman söz vermiştim bulacağım diye ama araya giren şeyler yüzünden biraz geciktim. Özür.

İşte bu konuda facebook da gördüğümü hatırladığım ve aynı kaynaktan ulaştığım bilgi:

"Biriktirdiğiniz 5 litre ve üzeri bitkisel atık yağlarınız için 444 28 45 nolu telefonu arayıp toplama aracı çağırıyorsunuz. Ezici Yağ Sanayi bu yağları toplayıp tesislerinde temiz bir enerji türü sayılabilecek biyodizele dönüştürüyor."Kullanılmış bitkisel yağlar atık su kirliliğinin %25 ini oluşturmaktadır. Denize, akarsuya ve göle ulaşan bitkisel atık yağlar, kuşlara, balıklara ve diğer canlı türlerine zarar vermektedir.Gelişmiş Ülkelerde ve ülkemizde kullanılmış bitkisel yağların kanalizasyona, yüzeyselsulara dökülmesi yasaktır. LÜTFEN ATIK YAĞLARINIZI BİRİKTİREREK ''ALO ATIK'' a 1 Dakikanızı ayırarak TELEFON AÇIN"

Ben orada olmadığım için deneyemedim ama sizler deneyebilirsiniz. Gelişmeleri bana da söyleyin. Ben burada böyle bir şey olduğunu sanmıyorum ama araştıracağım.


Yorgun


Doğumgünü çocuğumuzu dün işyerinde arkadaşları da iyice şımarttığı için üstüne böyle huzurlu ve mutlu bir yorgunluk çöktü. :)

O yüzden mırıl mırıl dolanıyorum.

Dün çok duygulandırdılar beni, özellikle de sabah gittiğimde kocaman buketle beni karşılayan Vijiciğim (ki tekrar söylüyorum renklerine bayıldımmm) ve masama başka bir buketi güzelce yerleştirip bana süpriz yapan Bilyanacığım; ardından doğumgünüm olduğunu öğrendikçe elinde çiçekle odaya gelen tüm iş arkadaşlarım bir ara gözümden pıtır pıtır dökülen yaşlara neden oldular. Bende kızdım "Ayıp değil mi? İnsan bu kadar sevilir ve sevindirilir mi? Cıııkk cııkk, hiç mi acımanız yok?" diye. (Arsızım ya ağladığımı saklamaya çalıştım kendimce ama yemediler!!)

İnsan evinden uzakta da olsa, yabancılar arasında da olsa demek ki insan gibi insanların arasında olunca o mesafeler hep lafta kalıyor.

Bu arada Türkiye'den dostlarım ve sevdiklerim gün boyu mesaja boğdular beni. Bir de bloga girip de yine sizlerden içten ve güzel mesajlar aldığımı görünce iyice mayıştım yalan yok.

E şimdi ben yorulmayayım da ne yapayım?

Not: Fotografın adı Newborn Sleep, bu kadar mı güzel oldu konuya!! :D

7 Eylül 2009

Son Bölüm: İyi ki...


Karanlıkta dıtlayıp da odayı ışıl ışıl yapan telefonumu görünce anladım ki saat 12.00 olmuş. Yani yeni bir gün başlıyordu artık ve bugün benim doğduğum gündü.

Canım Düdük İnsanım Vijdan (a.k.a Viji) yeni yaşımın gerçek gününün ilk kutlamasını göndermişti. Beni duygulandıran bu inceliğine bir de mesajın doğumgünümü espirili bir şekilde kutlaması da eklenince yeni yaşıma kahkalarla başlamış oldum.

Ona cevap yazıp önceki konumuma dönüyordum ki telefonum çaldı ve bu kez Gökçem "Alooo??" ve telaşlı bir "Uyuyor muydun?" diyerek, ardından kikirdiyerek "Gıdından bal çalarım!!Yeni yaşın kutlu olsun" diyerek beni hem güldürdü hem de özlemden hüzünlendirdi.

Her ikisine de tekrar teşekkür ederim.

Sonra sırayla kimler aramadı ya da mesaj yazmadı ki? Şımardıkça şımardım şu son 3 günde. :)

En sonunda pes edip bilgisayarımı açtım ve bu kez de buradan gelen kutlamalara şahit oldum.

Belki içinizden "Üff amma abartı ya! Ay iyi ki doğmuşsun ha! Yazacak başka bir şeyin yok mu??" diyenler vardır ama bilin ki gurbette ilk senem olunca tüm bu kutlamalar daha özel benim için. Yok aslında 10. yılımda olsa özel olacaklar, çünkü uzaktayım ama bu tavırları aramızdaki kilometrelerin aslında sadece lafta olduğunu gösteriyor bana. Hepsini çok ama çok özlüyorum.

Düşünen herkese çok ama çok teşekkür ediyorum. Sevdiğiniz kadar sevildiğinizi de bilin lütfen. :)


Not: Gerçek mum sayısını sığdıramayınca pastaya rakamın sadece birler hanesini koyduk artık kusura bakmayın!! :)

6 Eylül 2009

Can'ıma


Kutlamaların hepsi çok özeldi de bir tanesi daha bir özeldi.

Can'ım, GünEşim, gözbebeğim, bir tanem aradı; ağzımda kulaklarıma kadar tebessümü yaydı.

Çok sağol nefesim benim. Burada yalnız olmadığımı biliyorum.

:)

300 Spartalı


Braveheart' tan sonra en beğendiğim savaş / özgürlük filmlerinden biri oldu. Çekimler, konu, oyunculuk..kısaca her yönüyle göz dolduruyor. İnsanı sıkan ayrıntılar ya da zorlama / uzayıp giden dialoglar yok. Budur ve de budur kardeşim, diyerek konuyu açıklamışlar. Duygusallık çok yok ki bu da hoşuma gitti. Filmlerin satışını sağlayan cinsellik bile böyle bir film için dozunda kalmış.

İzlemeyen farsa izlesin. Kill Bill gibi foşur foşur kanlar akmıyordu ya da Er Ryan'ı Kurtarmak' taki gibi "Ay bakamıyacammm" olmadım. Savaşın şiddeti dozunda verilmiş.

Tabii bu arada yalan yok içimden iki de bir "Hey yavrum heey! Sen bir de Çanakkale Destanını duysan aklın gider" dedim durdum. Gönül isterdi ki onunda bu kadar etkileyici bir filmi yapılıp dünyaya yayılsın. Kısmet, belli mi olur?

Güzel bir haftasonu dilerim.

Not: Filmle ilgili tek sorun gecenin bir yarısı izlerken çalan telefonda "ne yapıyorsun" sorusuna uyuklayamaya başlamış beynimin "300 Dalmaçyalıyı izliyorum" demesi oldu ki söyler söylemez uyandım. Adamlara ayıp oldu ama siz ses çıkarmayın, belki farketmezler!! ;)

Bölüm 2


6 Eylül' ün ilk saniyelerinde beni arayıp kutlamak için bekleyen siz çılgın insanlar sesleniyorum: çoookk teşekkürler!! :D
Delisiniz yaaa! Gurbette olduğum içinse bu ilgi döndüğümde olmayacak filansa şimdiden söyleyeyim: Ha haayytt! Avcunuzu yalarsınız! Aynısını isterim!! :P
Gene aile bireylerinden birine notum var, hakkını yemeyeyim:
Kardeşim, çok sağol ablam! Gerçi yalan yok kız kardeşim açık ara önde senden ama hadi 30 yıllık hukukumuz var diye ve telefonda çok şekerdin diye susuyorum. :) Seni çok seviyorum canım benim.

5 Eylül 2009

Bölüm 1



Ya aslında kime nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum! Herkes o kadar tatlıydı ki...


Ve belki de en güzel yanı bunun 3 gün süreceğini bilmek :D


Gene de buradan özellikle bir kaç kişiye teşekkür etmek istedim:


Evrim ve Öykü! Birbirinizi tanımıyorsunuz ama aynı şekilde bir kutlama ile beni hem utandırdınız hem de çookkk mutlu ettiniz. Farkedince nasıl heyecanlandım anlatamam!! Süpersiniz yaaa! Gerçekten gördüğüm en güzel kutlamalardan biriydi. (Foto Öykücüğümden bana geldi. Çok şeker değil mi?)


Goncam ve Gökçem!! Yahu kontörsüzlüğüze rağmen iki farklı ülkeden sevinçle aradınız yaa...Ne desem ki? Canımsınız siz benimmm


Emineciğim...Bir yıl atlamadın! Bu kez gurbette daha da özeldi. Seni o kadar çok seviyorum ki...


Yöncimmmmm! Eşini ve o tatlı kızını çoook öpüyorum. Her sene bu kadar ince davrandın bana bir yönetici ve abi olarak. Çok teşekkür ederim.


Nünü ve Ablaların en tatlısı Ayşegül! Sizsiz olur mu?? Severim sizi beeennn :D


Aile bireylerini yazmayacağım ama özellikle canım kız kardeşime, Gelincik'ime Görümcük' ü olarak sesleneceğim:


Sen var yaaaa bir tanesssiiinnnn. Seni çok özledim ablam ve çoook seviyorum!


Sadece burada yazdığım isimlere değil arayan, e-posta yazan, dıtlayan ve sms gönderen herkese çoookkk teşekkür ederim. Hem hayatımda oldukları için hem de birinci günden itibaren bu kadar özel hale getirdikleri için. :D




Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.


Borat


Uzun yazmayacağım çünkü 37. dakikada "kusaciim galiba?!?" diyerek ekranı kapadım! Recep İvedik' i sevmem ama kurban olurum ona ben bu filmden sonra!! Hayır bir de hayran kitlesi var(mış ?? ) ya ne diyebilirim. Iğğğğğ!!

Uzak durun! Hatta yakınınızdaysa kaçın.

Off bir de yeni film yapmıştı bu adam değil mi? Onda da yersiz ve gereksiz ve zorlama ve salakça (başka ve'lerde ekleyebilirim ama suscam dedim) cinsel içerikli espiriler artı aşağılamalar vardır kesin!

Şimdi ahkam kesip "ey güzel insanlık!oturun belgesel izleyin" demeyeceğim çünkü belgesel sevmeme ve izlememe rağmen nasıl oluyorsa tüm magazin gündemi benim bilgi alanımda!! Üstelik taaa fii tarihindeki olayları bile bilip "yok şekerim bu var ya teee ne zaman şööle şööle yapmıştı da.." diye yorum yapıyorum! Kendimden utanmıyorum, beni bu hale sokanlar utansın!! :P


Her neyse, son sözüm:

İİĞĞREEENNÇÇ!


Not: Bu notu eklemeden duramadım; afişteki A harfi şekli itibariyle Kiril alfabesinde D harfidir. Rus etkisi için koymuşlar kesin. Ama sayelerinde Bulgarcadan soğudum!!

Masallar Diyarı 2: Pamuk Prenses


Filme bayıldım!! Kesinlikle çocuklarınıza izletmelisiniz.

Elbette günümüzde masalların farklı uyarlamalarını görüyoruz, duyuyoruz. E ama zamane çocuklarına söz dinletmek veya mesaj vermek için bazı güncellemeler yapmak kesinlikle gerekli. Ne de olsa artık canavarlar sadece masallarda değil her yerde!! :)


Bu filmde aynı şekilde yola çıkmış ve Pamuk Prensesimiz Paris Hilton kılıklı bir ikoncan olsa ne olurdu demiş...(Sonradan ekleme: Sanırım çizimlerde bir Barbie model alınmış. Çocuğu olup da dvd den Barbie izleyenler bu mimikleri çok tanıdık bulacak!!)


Masal kahramanızın eteğini kısaltmış, eline cep telefonu vermiş, kırmızı halıdan oradan oraya koşturtmuş. Ancaaaakkkkkk; evet çok ilgi çekse de kendisini aslında kimsenin sevmediğini görmüş ve iyilik yapmaya masallardaki o kız olmaya başlamışş...


Filmde çocuklara verilen en güzel mesaj önemli olanın göstermelik şeyler yapmak değil gerçekten insanlara yardımcı olmak olduğunun vurgulanması. Bir de insanları dışı ile değil içi ile değerlendirin diyor.


Ben beğendim ve keyifle izledim. Umarım beğenirsiniz. :)

4 Eylül 2009

....


Geriye sadece yansıması kalmıştı...

Mumya 3


Evet ben Mısır'la ilgili herşeyi seviyor(d)um.

Ama gitmeyi artık düşünmüyorum kişisel sebeplerim var. (d harfi o yüzden)

Belki o yüzden Mumya ve Mumya 2 filmlerini severim. O heyecanla 3. de ne varmış diye izledim. Mır mırrrrr....Eh yani yapacak bir şeyiniz yoksa izleyin. Konu "ne kadar basit" ödülü aldı benden; ilk iki filmi karıştırmış ve ortaya bir şey yapmaya çalışmışlar gibi. Yok, "gibi" değil aynen öyle.

Filmden sevdiğim tek sahne açılışta serinin ilk ikisinde oynayan teyzenin değiştiğinin espirili bir şekilde dile getirilmesi.

Jet Li amcayı buradan kınıyorum, heeeççç biii şii yapmadan durmuş öyle! Halbuki açarken ne hayallerim vardı; huuaaaaa çataaaa hiyaaaa dalacak filan diyordum, filmde yaptıklarını ben de yaparım!Ne var ki? :P

Neyse, yıkıldım kırıldım küstüm oynamıyorum!

Dedim ama ben: Üçlemeyin şu filmleri yaaa!

Ay bir de sonuna bakılırsa kesin 4lüycekler! Ayy ayyyy...Bayılcam!:P

3 Eylül 2009

İtiraf Ediyorum: Ben Bir "Elf" im


Şimdi aklınıza "Haydaaa?? Kardeşim, nerden çıktı bu?" sorusu geliyorsa...Sebebini pazartesi göreceksiniz diyeyim!!! ;)
Vurgulanan "konu" benimle ilgili bir itiraf:
Bu blog sahibini sizler gibi biri sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Gerçi iki hafta öncesine kadar bende öyle sanıyordum ama sonra ABD' de yaşayan biricik çocukluk arkadaşım DJ ile sohbet ederken gerçeği öğrendim. Konuşma sonuna doğru bana "Elf mi olcan başımıza bee?" diyince ikimizde aydınlandık: Ben bir Elf'im?!

(Elf nedir bilmeyenler buradan bakıp öğrenebilir).

Ve gelelim ana konuya: her Elf gibi bende yaşlanmıyorum(muş).

Arkadaşımın en çok kızdığı nokta bu idi. Yanyana dursak 10 yaş genç gözükecek olmakla suçladı beni ki alakası yok! Evet birazzcık yaşımı göstermiyorum ama bu fiziksel görüntüden değil tamamen ruhsal olandan diyorum. Normalde insanların içinin güzelliği dışına yansır ama işte, benim içim ne kadar çocuksa mı demeli bilmiyorum, dışarı yansıyan içimdeki çocuk oluyor. :)

O yüzden yaşımı göster(e)miyorum. Yoksa (tabiri affedin ama) eşek kadar insanım!! :D

Yakında plaka değişimi yapıp Mersin plakadan İstanbul plakaya geçeceğim. Ama Allah ömür verirse en çok gelecek sene için heyecanlanıyorum çünkü o zaman İZMİR olacak plakam!! :D
Sizlerle bu bilgiyi paylaşma nedenim hani hakkımdaki gerçeği bilinde ona göre davranın diye!! Atalarımız ne demişler:

Elf lerin hışmııı büyyyüüükkk olurrr ya dağlaaarrr yerleerrr biirrr olacaaakkkkk ya kıyaaameettleerrr kopaaacaaakkkk... :D

Ay çok eğlendim gene kendimle!! (Bu laf Norveç güzeli canımın içi Goncama aittir. Patenti onda reca ederim kullanan bedelini hesabıma yatırsın!!Hi hiiii..Uyanıkım yaaa)

:)

Güzel bir gün dilerim

2 Eylül 2009

Teşekkür :)


Sevgi hasta...


Sevgi yorgun...


Ara ara enerjisinin doruğunda oluyor ama çoğunlukla nefes almak bile onun için zor oluyor.


Bu dönemde işe de gitmediği için dinlendi ve Fener Alayı ile mümkün olduğunca ilgilendi.


Katılan herkese çok teşekkürler. Sonuçta orada yazılanlar anlık duygular olmadığı için meşaleyi yakma seçeneğiniz sonsuza kadar açık. :)