29 Temmuz 2009

Sevgi' nin Tijen Usulü Kabaklı Fırınlanmış Sandviçi


Daha uzun bir isim olabilir miydi bilemiyorum.

Aslında Tijen bu kabağın aslını burada anlatmış, ama ben yemeğime onun adını eklemeye karar verdim. :)

Menümde ızgara sebzeli salata vardı ama Tijen'in tarifini okuduğumdan bu yana "Acaba...?" diyordum. Sonuçta denemeye karar verdim. Evdeki kabağı aynen onun yaptığı gibi değerlendirdim. Yalnız ben para para değil kızartma yaptığım zamanki gibi doğradım çünkü benim ki çıtır kabak değildi. Kabak fırında hazırlanırken tavada kırmızı biber ve acı yeşil biberlerimi (acısız olamazzz!) közledim. Sandviç ekmeğimi ikiye bölüp közlenmiş ve kabukları temizlenmiş acı biberlerimi tabanlara yerleştirdim. Üstüme ince bir dilim kaşar koydum her iki parçada da, ardından fırındaki görevini tamamlayan kabaklarımı yerleştirdim. Tekrar kaşar koydum. (Kaşar hem ince dilim hem de bir dilim ikiye bölünerek yerleştirilmiştir). En üstede közlenmiş kırmızı biberimden koyarak renk katmak istedim.

En son olarakta olduğu gibi fırına atıp kaşar erimeye başlar başlamaz çıkardım.

Ben beğendim, umarım sizde beğenirsiniz.

Kabakların kalan kısmı ise gerçek anlamda Tijen usulü kabak olarak yani sarmısaklı limon suyu eklenerek dolaba kaldırıldı. Kendisi ile yarın akşama randevum var. ;)


Not: Sevgili Tijen' e ve Esin'e bu güzel paylaşımları için teşekkür ederim.

Not 2: Fotograf kötü farkındayım ama sözzzz yakında güzel bir şey alcam!

Bulgur Salatası


Daha önce yeşil mercimekli buğday salatası yapmıştım.

Bu kez farklı bir şey denemek istedim. Aslında dün eve gidince sadece salata yiyecekken ekmek istedi canım yanına. Ama ekmek yemek istemediğim için salatayı "ekmekli" hale getirmeye karar verdim.

Bir miktar bulguru haşlayın süzdüm ve salatama ekledim.

Güzel oldu ve birazcık Dobi'nin kısırını hatırlattı.

Salatamı önceden hazırlamıştım dediğim gibi:

Domates

Acı kırmızı biberler

Taze fesleğen

Dereotu

Maydonoz

Taze nane

Sumak, balsamik sos ve azıcık nar ekşisi ile ovulmuş kuru soğan

Zeytinyağı

Bu karışıma bulgurumu ekledi.

Evde limon olmadığı ve ekşiyi çok sevdiğim için balsamik ve nar ekşisi miktarı çok oldu. Ama güzel oldu! :D

Ben yeşillikleri doğramayı doğru bulmadığımdan daha çok didiklediğim için o akdar büyük büyük duruyorlar, bunu da belirteyim.

28 Temmuz 2009

Capote -2-



Truman Capote: Ulaka, bencil, kırılgan, dönemi için bile sıradışı bir adam.


Philip Seymour Hoffman: Bu nasıl bir oyunculuk? Bu nasıl bir duygu yoğunluğu??

Tanrımmmm! Resmen "o anları" yaşattı bana Seymour. O sene Oscar'a aday diğer oyuncuları bilmiyorum ama bu adam bu filmle kesinlikle haketmiş.

En ufak ayrıntıya kadar yansıtmış Capote'yi: Ağız hareketlerinden gülüşüne, ellerin gazete okurken ki duruşuna kadar.

Ve ben bu filmi bu kadar merak ederken neden ama neden bu kadar beklemişim?

Tek kelime ile bayıldım!

Aralarda bile yerimden kalkamadım.

Filmin bence en keyifli sahnelerinden biride sevdiğim bir yazarın kadın olduğunu öğrenmem oldu! :D



Harper Lee, Bülbülü Öldürmek romanının yazarı ki en sevdiklerimden biridir (Yalnız filmin alt yazısında kitabın adının "Alaycı Kuşu Öldürmek" diye çevrildiği gözümden kaçmadı. Yanlış mı biliyorum acaba??), filmin başında görülünce önce şaşırdım. Nasıl yani, Harper Amca kadın mıydı?? Bu ne cehalet diyip güldüm kendi kendime! Kitabını okurken bile yazarı hep erkek olarak hayal etmişim iyi mi? Sonradan Truman'ın Jack'le yaptığı konuşmada Harper'ın erkeksiliğine ithafta bulunulunca olay netleşti; belki de gerçekten tercihleri o yönde olduğundan ya da belki de o dönemde kadınların edebiyatta geri planda kalmasından erkeksi bir ifadesi vardı. Harper Lee' yi canlandıran oyuncuyu ki adını şu an unuttum çoookk beğendim. Capote' nin kırılgan ve ikiyüzlülüğü kişiliğinin yanında o dürüst ve güçlü bir portre çizmeyi çok güzel başarmıştı.




Ah filme bayıldım. Keyifle tekrar izlerim.

Bu arada filme konu "In Cold Blood" ı da çok merak ettim. Havalar serinlemeye başladı, artık kitap okumaya devam edebilirim. ;)




27 Temmuz 2009

Capote


Yehhuuuuuu

Daha dün aklımdan geçmişti "Temmuz ayında CNBC-E de Capote oynamıyacak mıyıdı? Gene mi kaçırdımmm?" diye ve epey hayıflanmıştım. Az önce kanaldan kanala hopalyıp zıplarken "...Capote...birazdan..." dediğini duydum! Yehhuu ki ne yehuuuu!! :)

Capote ile sadece bir kere karşılaştım. Yazılarını çok merak ediyordum ve aslında başlangıcımız güzel oldu. Geçenlerde yarım bıraktığım sıcak kitaplardan biri o diye çok da üzülmüştüm. Neyse neyse...Var bunda da bir hayır!

Şimdi merakla beklediğim bu filmi izleyeceğim. Bana müsadeeee....

...dim, ...yorum..., ...ceğim


26 Temmuz 2009

Ufff Puffff


Hava ne güzel serindi...

Sonra, her akşam olduğu gibi bu saatlerde serinlik gidiyor ve bir sıcak basıyor ki sormayın gitsin.

Gene başladı işte...

:(

Uff ve de pufff

Tatil Ne Zaman???

O kadar bunaldım ki...

Hava sıcak. Bende hayalle sığındım. Mesela BHA ile tatile çıkmışız...

Bu kadar lüks olmasa bile deniz manzaralı bir otel odasına eşyalarımızı bırakmışız...




Öncelikle iskelede yürüyüşe çıkmışız. Güneşin ve denizin tadını çıkarmak için...



Sonra kumsalda yürümeye başlamışız. Manzaranın güzel olduğu, palmiye ağacının yakınında bir yere doğru adım adım ilerlemişiz...



Oradaki hamakta sarmaş dolaş uzanıp denizi dinlemişiz, konuşup gülmüşüz...





Sonra güneşin batışını yakalamak için kumsala doğru gitmişiz. Orada yürüyüp biz müddet sonra kumlara oturmuşuz...



Güneş batmaya başlamış sonra...




Ve biz romantizmin tadını çıkarmışız...



Tatiilll istiyorummm tattiillll :P

W?


Türkiye'den ayrılalı yaklaşık 9 ay oldu. Sanırım o sürede alfabemizde değişiklik olmuş?!

"v" harfimiz yerine "w" harfi mi kullanılmaya başlandı?? Konu, Show Tv' de yanılmıyorsam perşembe akşamı izlediğim bir haber. Boğaz'ın sularında lav silahı bulunmuş ama Şilili Eduardo gibi bunda da hata var. Öncelikle burada ingilizce "kanun" kelimesine gönderme varsa merak içindeyim, ikinci dilimiz ingilizce mi oldu? Yahu, ben ayrılıdığımdan beri ne yaptınız Allah aşkına?? Her gelişimde şaşırıyorum o ayrı da şu an hızınıza yetişemiyorum! İkincisi, neye şaşırıyorum ki; kanalın adı bile "show" değil mi?

Gözlerime inanamadığım için TDK sözlüğünden de baktım ama...Onlara bile haber verilmeden değişiklik yapılmış? Yazık onlarda "lav silahı" diye biliyor!Koca kurum ayakta uyumuş!!

Eğer ben haklıysam yani hala "v" diyorsak sormak istiyorum RTÜK nerde??

Eskiler



Bugün temizlik günüm. Bilgisayarımı temizliyorum. Herşeyi düzenliyorum, grupluyorum ve bazı dosyaları bilgisayarda tutmak yerine cdlere aktarıyorum. Anlayacağınız çoookk işimmm var çok! :D


Bu arada geçmiş fotograflarıda buldum.


Biri bir kandil günü denediğim kandil simitlerim. Eh pek aslına uygun olmadılar ama fenada olmamışlardı.


Diğeride can kardeşimin "ablaaaa...kurabiyeee!" seslenmelerine cevabım: Parça çikolatalı kurabiye.


Tarifleri ne yazık ki aklımda kalmamış. Kurabiyenin tarifini bloglardan birinden almıştım zaten ama sahibi aklımda kalmamış. Aslı üzümlüydü ben parça çikolata ile değişmiştim ama kimin tarifiydi inanın hatırlamıyorum. Özür dilerim. :(


Güzel bir gün geçirin.

Nezihe Araz


Edebiyat dünyasından bir kaybımız...

Hakkında bilgi için buraya tıklayın.

Pizzacı Geldii Hanımmmm :D



Sevgi bugün sabaha ne yaptı?

Aslında brunch yaptı desek daha doğru olur. :)

Geçen sefer mücver yaparken aklıma gelmişti bu tarfi dur bakalım yapalım nasıl olacak dedim. İnsan uydurmaya başlayınca duramıyor vee ta taaaa:işte size pizzaaa!

Mücverin hamurunu kabaksız ve maydonozsuz hazırladım. Yani göz kararı

Un
Tuz
Peynir
Süt
Dereotu
1 yumurta
Biraz kabartma tozu

karışımını hazırladım ve fırına attım. Biraz piştikten sonra sonra üstüne mantarlarımı ve siyah zeytinlerimi dizdim. O sırada o kadar güzel gözükmüyordu yalan yok! Hatta acaba sonuç nasıl bir felaketle sonuçlanacak diye bile düşündüm.


Kıvamı iyice katılaştıktan sonra üstüne salçalı sos döktüm ve biraz daha pişmeye bıraktım. Çıkarmama yakında kaşarımı döktüm.

Sonuç bu:



Hamuru peynirle olduğu için o kadar güzel oldu ki kalanını yemek için saatlerdir sabah olsun diye bekliyorum!! :D

Şaka bir yana, değişik bir tat oldu. Malzemeleri göz kararı koyduğum için size detay yazamadım ama eli krep hazırlamaya yatkın olanlar daha rahat yapacaktır sanırım.

Neyse, deneyen olursa afiyet olsun. :)

25 Temmuz 2009

Sıcak Kitaplar


Evet farkındayım, yan taraftaki okuma günlüğünde görüntü bu ara ışık hızında değişiyor.

Öfff...sıcak ya, uzun süre aynı kitabı okuyamıyorum.

Ama bu kez kararlıyım:

Diriliş'i okuyacağım.

Gerçi sıcaktan o kadar halsizim ki şu an bu yazıyı tamamalayaca...

Mücverim


Fırınlandım ya, geçen gün gene bir deneme yaptım. 3. denemem şu an kahvaltım olmak üzere pişmekle meşgul. :)

Burada 2. denememden bahsedeceğim. Yurtdışına taşınırken nedense mikser getirmek aklıma gelmemiş. Sıcaktan ve tembelliktende gidip çırpıcı tel almak zoruma gidiyor. Bildik eski modeli kullanıyorum:çatal! :D

Uzun zamandır fırında kabak mücver yapmıyordum, evde çook güzel beyaz peynirim ve dereotum olunca denemeye karar verdim. Tüm malzemeleri göz kararı koydum:

Biraz un

Bol dereotu ve maydonoz

Bir kabak

Birazcık kabartma tozu

Birazcık tuz

Birazcık kırmızı toz biber

Bol keçi peyniri

Birazcık da Karagöl peyniri

Bol süt

Malzemeleri hazırlayıp fırına attım. Sonuç bu:

Kabaklı ekmek gibi oldu aslında ve ben tadına bayıldım. Küçük dilimler halinde salata yanında yedim.

Güzel haftasonları dilerim. :)

24 Temmuz 2009

Hayalim...


Sıcak...Çok sıcak...(Yarın) daha da sıı caaaak olaaa caaakkk....
Offf!

Özel Biri ve Höykürerek Gülmek?!


Yüzünüzde kocaman bir gülümseme ile höööyyyküüreee hööyyyküüreee ağladınız mı hiç? Ben 5 dakika öncesine kadar aynen böyle ağlıyordum. Hani mutluluk gözyaşları diye bir ifade var ya, işte benimki mutluluk gözyaşlarıydı.

Sebebi özel. "O" nedenini biliyor. Beni o kadar mutlu etti ki, dilerim Allah'ta herşeyi ama herşeyi onun o güzel kalbine göre verir. Neden ağlamaya başladım anlayamadım ki! Aslında gerçekten gülüyordum, bir anda ağlamaya başladım. Sanırım heyecandan hem gülüp hem ağlıyordum.

Bu arada insan öyle gülerek ağlarken bayağı bir garip gözüküyormuş. İyi ki yalnızdım!! Hmmm..Ya acaba bu yazıyı yayınlamasam mı?? :D

Normalmişiz


Bu aralar en çok duyduğum laf bu: normalmişsiniz.

Efendim olay şu, Türk dizileri ve filmleri için Bulgaristan çok büyük bir pazar şu anda. Aylar önce yemek yemeye gittiğim yerde ekranda Binbir Gece'yi görünce şoka girmiş aynı zamanda sevinmiştim. Sanırım onunla başladı. Geçen haftalarda Dobi ile başka bir yere oturmaya gittiğimizde sesi kapalı olsa da ekranda Dudaktan Kalbe'yi gördüm.

Dobi'nin annesinin Binbir Gece'nin sıkı takipçisi olduğunu biliyorum çünkü benden müziklerini istemişti. Bunlar dışında gördüğüm ve duyduğum kadarıyla Gümüş ve birkaç dizi daha oynuyor. Hatta gene geçenlerde Haciski bana şaka yollu takıldı, bıktım dizilerinizden, diye. Ne olduğunu sordum ve söylediği aynen şu "Bizim hanım tüm gün Gümüş'ü izliyor, e eve gidiyorum yemek yok!?". Bu arada dizinin adını Türkçe söylüyor. :)

Bergüzer Korel çok popüler olmasada Ceyda popüler! Halit'in aşıkları hızla artıyor!!

Peki bunun bizim normal olmamızla ne alakası var diyeceksiniz. Buraya ilk geldiğimde arkadaşlarımla aramda bir konuşma geçmişti ve sordukları sorulara çok üzülmüştüm. Art niyetsiz sadece meraktan soruyorlardı. Neyse onu sonra anlatacağım. Kısaca bizi hala uçan halı ile seyahat ediyoruz zannediyorlar desem abartmış olmam. Konuyu aşağı yukarı anlamışsınızdır. İşte genelde Türklere bakış burada da böyle olduğu için dizileri izlerken şaşırmışlar. Hatta anlatıldığına göre günlerde kadınlar biraraya geldiklerinde "Ne kadar normallermiş, aynı bizim gibiler" diye konuşuyorlarmış.

Ben bu dizileri pek izlemem. Aslında bu yüzden çoğu dizi ile ilgili soruya cevap veremiyorum. Ama bizi daha olumlu ve "normal" tanıttıkları için mutluyum.

İşte Bulgaristan'daki son gelişme bu: Türkler normalmişşşş :D

23 Temmuz 2009

Netim Netsin Net :D

Nettim gariiiii :D
Evet artık evimizde net var. Tabii ki ilk kavuştuğum BHAm oldu.
Evet, nerede kalmıştık?
:)

Şişlili Eduardo



Dün haber izlerken dondum kaldım. Spiker Şişli'de gösteri yapan uçaklardan birinin düştüğünü söyledi sandım. "Şişli'de ne gösteri uçuşu ya? Orada panayır mı var??" diye dikkat kesilince ekranda gerçekten Şişli yazdığını gördüm. Ama pilot Eduardo'ydu?? Demek ki yabancı ülkelerdende gelmişler diye düşündüm.


Bu arada spiker konuşmaya devam ediyordu. Derken olayın aslında Şişli değil Şili'de geçtiğini anladım. Yanlış duymuştum.


Ama sanırım sadece ben değil yayın ekibide öyle duymuş olmalıydı ki ekranda bir süre Şişlili, sonrada Şilili pilot yeraldı!!!


Olay kötü sonuçlanmamıştı çok şükür, pilot gayet iyiydi ama ben o sırada çoktan dağılmıştım!! :D

22 Temmuz 2009

Net(sizlik)


Ağlamak istiyorum! Bildiğiniz gibi değil halim! Resmen avazım çıktığı kadar bağırıp ağlamak istiyorum!

Yok böyle bir işkence! 14 temmuzdan beri 3 gün içinde takılacak (?) olan interneti bekliyorum.

İçim sıkılıyor. Evde netsizlik beni çıldırtıyor.

Hadi sizler neyse de BHA'mı çok özledim ben! :(

Adamlar gene gelmemiş ve gene "yarın" demişler. Yuhh yani! Gerçekten sinirlendim.

Dua edin bugün takılsın yoksa sıcağıda bahane ederek cinnet geçireceğim.

21 Temmuz 2009

Yedim İçtim...

Anlatacak şeyler birikiyor farkındayım.

Tembellikten değil, sadece araya hep bir şeyler girdi. Misal son olarak evde netsiz kaldım. İşten de kafamı kaldırıp uzun uzun yazmak mümkün değil.

Azıcık kaldı sabredin.

Yemekteyiz' i izlediniz mi geçen haftaa? Makedonya vardı. İşte o 3 şehri, Ohri Struga ve Üsküp, anlatacaktım. Ana üs Ohri olmak üzere hepsini gezdim. orada gördüğünüz gibi, yemyeşil bir yer....

Neyse. Şu ara yemekten laf açmıştık madem, size Ankara' daki iki sofradan fotograflar koyayımda içimiz açılsın! :D

İlki muhteşem bir balık sofrası.


Benim balıkla aram yoktur ama denizden çıkan balık hariç her tada düşkünlüğüm vardır. Ama bu balık süperdi süper. Babacığımın kesesine, anneciğimin ellerine sağlık.

Diğeri de sosyete mantısı olarak da bilinen, soslu gül böreği. (Adı gül böreğimi emin değilim, hani gül gibi olan börek işte!Hmm....Evet o zamn gülböreğidir. Her neyse...) Anneciğim hazırladı gene. O da çok lezzetliydi.

Ete doydum anlayacağınız. Ama komik bir şey oldu, ömrü hayatımda ilk kez kebapçı yanından geçerken kokudan rahatsız oldum. Sanırım otçul yanım daha ağır basıyor artık. ;)


Varolmayan Şövalye


İtiraf edeyim, adını çok duymama rağmen Italo Calvino okumamıştım. Yapı Kredi Yayınları' ndan yeni çıkanları tararken çocuk kitabı sayılabilecek iki kitabını gördüm ve başlangıcı onlarla yapmak istedim. Geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye geldiğimde aldığım kitaplardan biride Varolmayan Şövalye oldu. İlk izlenimim: Resimlerle süslenmiş kitap ilgi çekici geldi.

Çocuk sahibi değilim o yüzden sözlerim doğru mu bilemiyorum ama bence 13 yaşından önce çocukların okuyup algılayabileceği bir kitap değil. Amacım sansür koymak değil ama "piç", "bekaret" ve benzer kavramları 13 yaş öncesine nasıl açıklayabilirsiniz bilemiyorum. Tabii günümüzde çocukların bilmediği şey mi var diyebilirsiniz, ancak ben cinsel eğitime karşı olmasamda bunun detaylarının zamanında öğretilmesi ve öğrenilmesi taraftarıyım. Her neyse, konumuz bu değil. Özetle, kitap 3 yaşındaki çocuğunuzu koynunuza yatırıp okuyabileceğiniz bir masal kitabı değil.

Gelelim görüşüme:

Ben kitabı masal kitabına yakın beklediğim için başta şaşkınlık yaşamış olsamda okudukça sevdim. Kurgusu çok hoştu. Parıl parıl zırhının içinde inancı ile savaşan şövalyenin sonu bir dersti bence. Diğer kahramanlar (Bradamante, ona sevdalı Rambaldo, annesini ve babalarını arayan Torrismondo gibi) da oldukça renkliydi. Aslında belli yaştaki çocuklara birçok şeyi sorgulamalarını sağlayacak bir kitap. Ayrıca büyükler içinde sevimli bir masal denebilir.

Benden 5 üzerinden 3,5 yıldız aldığını söyleyebilirim. :)

20 Temmuz 2009

Koca Kafalı Sevgi


Aynı fotograftaki kedicik gibiyim; kafam koskocaman ama vücudum ufacık bugün.

Tansiyonum mu yükseldi nedir anlamadım, kafam kocaman oldu taşıyamıyorum resmen!Boynum ağrıyor taşıyacağım derken.

Eve gidip dinlenmek istiyorum...

Böreğin Fotografı ve Evimizde İlk Misafir Sofrası



İşte meşhur börek!




Fırındayken pek bir şeye benzemiyor ama dışarı çıkınca fena olmadı. Dediğim gibi yanlış yufka seçiminden sorunlarım oldu ama ne yapalım buna da şükür.



Bu sofrada cumartesi gününden. İlk misafirimizi ağıradım. Dobi geldi ve ona tam istediği gibi bir sofra hazırladım (?). Soru işaretinin nedenini sonra uzun uzun anlatırım. O çok eğlensede ben mahvoldum o gün. Rezillikti halim!!



Masadaki tabaklardan üçlü olanında TC' den getirdiğim Karagöl ve Sepet peynirleri var. Büyük yuvarlak tabakta çeşnilerle tadı zenginleştirilmiş 4 farklı çeşit kaşar var. Ve son olarak domates dilimleri ise alışıldığı üzere mozarellalı değil gene Karagöl peynirli. Üstünde de taze fesleğen ve çoookk azıcık taze anason var. Açık söyleyeyim tadı böyle çok güzel oldu. Fotograf çekildiğinde sofrada olmayan ve fırında kızarmakla meşgul olan bir şey vardı: sarmısaklı ekmek.


Güzel ve Dobi için oldukça eğlenceli bir gece oldu.








Not: Şarap açık duruyor ama içen olmadı. O bardaklar gece boyunca öyle kaldı. Neden aldıysak??

17 Temmuz 2009

Büürek (*)

Nihayet evimize taşındık biliyorsunuz. Veee hep hayalini kurduğum şeyi yaptım: fırını kullandım.
Dün söylemiştim hatırlarsınız, bugün sıra bendeydi. Bende börek yaptım. Alışverişi tek başıma yapmak istedim ve yufkamı, peynirimi, yeşilliklerimi (dereotu ve maydonoz) ve sütü tek başıma aldım. Ama tabii hata yapmadım mı, yaptım! Bizdeki gibi tek çeşit olduklarını düşünüp 4 farklı marka arasından belki de en yanlış yufkayı seçmişim.
Eve gelip paketi açtımda yufkadan çok yağlı kağıt gibi görünen, dikdörtgen yufkalarla karşılaştım.
Ben normalde böreğin yufkasının bir kısmını süt,yumurta ve azıcık yağlı karşımın içine dider bekletirim. Bu kez de öyle yaptım ve sonuçta bir öbek hamur elde ettim!! Aferin bana. Moralim çok bozuldu çünkü normalde bu şekilde hazırladığım böreği dolapta dinlendirince su böreği gibi bir kıvam elde ederim ama gelin görün ki sütlü karışım içindeki yufkalar hamura dönünce elim kolum bağlı kaldım. Artık ne yapalım diyip şansımı denemeye karar verdim; yağladığım borcamıma serdiğim yufkanın üstüne bu karışımın bir kısmını sütlü sütlü serip üstüne peynir,maydonoz ve dereotu karışımını yaydım. Ardından üstünü gene sütlü yufkalarla kapattım. En üst tabakayı tepsiye serdiğim yufka gibi üstüne kapak oluşturacak şekilde sererek yaptım ve süt-yumurta karşımı sürdüm. (Sütlü yufka kısmının içine bir yumurta kırmış, bir yumurtanında sarısını ayırıp sadece akını eklemiştim. Karışımın yufka kısımlarının kullanınca az da olsa sıvı kısmı kaldı. Onu yumurtanın sarısı ile karıştırıp en üste yaydım)
Bir süre dolaptan beklettikten sonra fırına sürdüm.
Dobi, Vijdan ve Sineja tattı ve istediğim gibi olmamasına rağmen çok beğendiler.

(*) Yazımda hata yok, burada ö sesi olmadığı için uzun "ü" ler var. Düüner, büürek gibi. :)

Yandıkkkkk

Arkadaşlar; nasıl söyleyeceğim bilmiyorum ama...HAVAAA ÇOOOKKK SICAKKKKK!!
Ve olacakları biliyorsunuz; yakında bu sıcak hava buradan oraya hareket edip sizi pişircek!
İnanın burada sıcaktan bayılacağız. Öğle tatilimizde yakındaki bir kaç ağacın gölgesine sığındık. Ben Daniella ile konuşurken karşımızda oturan genç bir kadın dikkatimi dağıtmaya başladı. Çünkü elinde bir broşür ve bir küçük şişe soğuk suyla oturan kadıncağız yavaş yavaş kendinden geçmeye başlamıştı. Epey tedirgin olduk ve ne yapacağımızı bilemedik. Malum, sadece sıcaktan değil içki ya da uyuşturucu yüzünden de olabilirdi ve arkadaşlar tedirgin oldular. Sonunda dayanamayıp kadına nesi olduğunu sorduk ve sıcaktan tansiyonunun iyice düştüğünü, biraz dinlenmek için oraya oturduğunu öğrendik.
O derece sıcak yani...
Gerçi bu sıcaklar kahve içmeme engel değil ama ne yapabilirim, var yok bir keyfim var; o da Türk kahvesi içmek.
Aman ne olur kendinize dikkat edin, zorunlu değilseniz dışarı çıkmayın. Çıkarsanız kendinizi koruyun. Ve lütfen boooolll booolll su için.

Not: Bilgisayarımda sorun olduğu için bir süre fotografsız yazılar yazacağım.

16 Temmuz 2009

Kısır

Dobi kısır yaptııı!! :)

Fotograftaki kısır, ki kendisi "Dobi versiyonu kısır" olarak adlandırılmıştır, bugün öğle tatilinde tarafımızca silinip süpürüldü. Aslında tam süpürülemedi...Sineja için bir parça ayırdık ama saatlerdir dua ediyorum ki yemesin ben yiyeyim.

Olay şöyle başladı:

Dobi başta Türk mutfağı olmak üzere tüm Akdeniz tatlarına bayılıyor. Ben burada çalışmaya başlayınca da kendine "kaynak" bulmuş oldu!!

Kısır sevdiği için geçenlerde yapıp getirmiştim. Sonra Türkiye'den onun için bulgur sipariş ettik. Buradakiler pilavlık bulgur olunca hakkıyla kısır yapılmıyor tabii ki.Neyse, uzun lafın kısası o da kendi yöntemini buldu ve uygulayıp bana getirdi bugün. Bir de son doğradığı biber acı çıkınca tam benlik olmuş mu olay? Ondan çok ben yedim ve dediğim gibi hala da dua ediyorum.

Ben kısırı kıpkırmızı, acı ve ekşi yemeyi seviyorum. Onun versiyonu benim için batırık ile bulgur salatası arasında bir yerde kalmıştı ama itiraf edeyim ki gerçekten güzel yapmış.

Salıdan beri öğle arası için evden yemek yapıp getiriyoruz ve birlikte yiyoruz. Olayın ekonomik boyutu yok aslında ama sağlık boyutu var. En azından içinde ne olduğunu bildiğimiz şeyleri yiyoruz. Bir de farklı tatlar tatmak çok hoşumuza gidiyor.

Yarın sıra bende ve ne hazırlayacağım bilmiyorum. Akşam giderken alışveriş yapacağım. Bakalım artık, sanırım "doğaçlama" bir çalışma olacak benimki. :)

14 Temmuz 2009

Ah Barry Vah Barry


Hava değişiminden mi yoksa ayların yorgunluğundan mı bilmiyorum, resmen ayakta uyuyorum. Sabahtan beri esneyip duruyorum. Üstümden miskinliği atıp bir şeyler yazmak istiyorum ama sanırım ruhum ve beynim tatile çıktı. Ayarlamam ve düzenlemem gereken çok şey var. Ama kısa zamanda hepsini bitiririm (diye umuyorum).

Neyse, tembelliği bırakalım ve yazalım birşeyler.

Farkettiniz mi bilmiyorum, geçtiğimiz haftalarda okuma günlüğümdeki fotograflar hızla değişti. Evet, hızlı okuyabilen bir insanım ama o kadar da hızlı değil!! :)

Öncelikle Borges' i okumaya başlamamla bırakmam bir oldu. Diğer kitapları ile çoookk mutluydum ama sanırım bu kez ruh halimde dalgalı olunca ağır geldi. (Gördüğünüz gibi yiğitlik yapıp "Sanatsal açıdan..." diye ahkam kesmeye çalışmıyorum, dürüstçe "anlamayadım" diyorum). Belki ilerde tekrar denerim.

Onu hızla bırakıp uzun zamandır ertelediğim bir kitaba, Barry Trotter' a geçtim. İtiraf edeyim Harry Potter (nam-ı diğer Hayri Pıtır) bana hep itici gelmiştir. Belki güzel bir kitaptır, bilemiyorum çünkü okumadım. Filmlerini (2 tanesi, aklımda bile kalmamışlar) sırf mavi filmlerdir diye izledimdi. Bence (şişirilmiş) reklam harikası!

Belki de o yüzden Harry' e inat Barry daha doğal, daha sade ve heyecanlı geldi. Gene de "aman çok güzellll...ay mutlaka okuyun" demeyeceğim. İllah farklı bir şey yaşayayım derseniz zaten küçücük bir kitap. İlkini (ki bununda serisi var, sonuçta bu da bir pazarlama harikası!!) alıp okusanız...fazla bile!

Yalnız:Çocuklara kesinlikle tavsiye etmiyorum!

Ayrıca, yandaki resme bakıp da okuduğum kitap hakkında yanlış bilgi edinmenizi istemem. Tam yola çıkmak üzereyken ve daha ilk sayfalarındayken onu bırakıp buna başladım. Özür...

13 Temmuz 2009

Geri Döndüm

Öncelikle, ben yokken mesaj gönderen ve güzel dileklerde bulunan herkese çok teşekkür ederim.
Nihayet geri döndüm. İşlerimi hallettim. Sonuç olumlu oldu!! :D
Yakında yazmaya başlayacağım. Ertelediğim şeylere yenilerinide ekleyerek bir sürü şey anlatacağım size.
En kısa zamanda görüşmek üzere...

2 Temmuz 2009

Kapsama Alanı :)


Blog sahibi kişilik bir süredir ve de halen yoğun çalışmaa ortamında, ayrıca yol hazırlığı yapıyor, üstelik kılıcını kuşandı ve "Alaaaaa Alaaaaaaaa" nidaları ile savunma hazırlığı yapıyor.

Tüm bu nedenlerle....12 temmuzda görüşürüzzzzz!!! :D