28 Haziran 2009

Göz Göre Göre Cinayet


Bu kadar mı bilinçsiz olunur??? Tabipler baaaasss basss bağırıyor, ziraatçiler söylüyor ama hayırrr!!!

Nedir bu ya, "genetiğiyle oynanmış gıdalar" ne demek??

Bu kadar gevşeklik, bu kadar vurdumduymazlık, bu kadar paragöz bir zihniyet olur mu??


Offf...


Bıktımmm...

Bezdimmmm....

Bitsin artıkkkkk!!

Evet kendim ettim kendim buldum fekat ne yapalım, içimdeki öğrenme canavarı durmuyor ki!!

Çoookkk yakında tezimi savunmak zorundayım ve savunmam hazır değil. Gayet pişkin "Benim bir şey yapmama gerek yok! O kendini savunur! Yürü be koçum" filan dediysem de Can'ıma söz verdiğim için şimdi birasscık suratımı asıp "tımaaammm! yasscammm savunmamı sayın hakim" diyerek derse oturuyorum.

Dışarda yağmur yapıyor ve dün farkettim ki yaklaşık 8 aydan beri ilk kez gökyüzünü görebiliyorum. E ama şimdi sıcak çikolata içip (burası o derece serin) kitap okuyarak ara ara dışar bakmak ve huzurlu olmak varken ne dersi yaaa? :(

Offf....

Tammmaaammm...Tamaaammmm...Gittim! :P

27 Haziran 2009

Taşınma


Aksiliklerle başladı ama umarım sonu iyi olur.

Önce taşınmama yardımcı olacak arkadaşım yani Ali, "yola çıktım geliyorum" dedikten 10 dakika sonra "araba bozuldu gelemiyorum" diye aradı. Haydiii! Onun sorununa mı üzüleyim tüm ev toplanmış kalmışım sabahın 9 unda ona mı üzüleyim bilemedim!

Dobi'yi arayıp yardım istedim. Yazık sağolsun tanıdıklarından araba ayarlamaya çalıştı buna da ben itiraz ettim, tanımadığım insana neden yük olayım değil mi? Büyük (minibüs ebatında) taksiler olur ya, hadi onadan ayarlayalım tek seferde taşıyalım, dedik. Bir gün önce haber vermemiz lazımmış. Olmadı. Araba kiralayalım dedik, işlemler vs zaman alacak diye o da olmadı. Ama derler ya "demokrasilerde çareler tükenmez" aynen o hesap en sonunda taksi çağırdı ve 5 seferde tüm eşyaları taşıdık. 2. seferin başında sağnak yağmur başlamaz mı? Hem eşyaların ağırlığından, hem de yağmurdan sırılsıklam olduk! Zaten hastalanmak için bahane arıyorum...ohhh! Buldum!

Yazık Ali arkadaşım sesini çıkarmadan onca şeyi benle taşıdı ama söz verdirtti Türkiye' ye döneceğim zaman haber vereceğim ki Sofya dışına çıksın!?! (Sanırım kötü bir şey söylemiş!!) :)

Nihayet eşyaları salonun ortasın yığıp ver elini markete dedim.

Sabah ismi lazım değil bir blogcu arkadaş mail atıp börek yaptığını söylemişti. (O kendini bilir, insan çay kor beni de çağırır öyle mail atar di mi?? Nerdeeee?!! :P ) O yüzden midir yoksa "dur Bulgarcamı bir test edeyim" düşüncesinden midir nedir, sımsıcak banitsaların kokusunu duyunca "sadece beyaz peynirli bir banitsa" da alayım dedim ve başardım!! (Hemen bir parantez daha, banitsa bildiğiniz börek ve farklı modellerde olabiliyor mesela gül böreği gibi ya da bugün aldığım gibi kol böreğinin daha ince versiyonu). Sevinçle alışverişimi yaptım ama asıl bombayı sona saklıyorum:

Evin çok yakınında pazar kuruluyor!! Her gün!! Ülkemin renkleri gibi değil ama en azından artık tek dal maydonoz almaktan kurtulmuş olacağım.

Sevinerek ve de hoplayarak zıplayarak eve gelip dip bucak köşe kucak temizledim. Burada eve girince ayakkabı çıkarmak gibi bir alışkanlık yok, o yüzden halıların durumundan kuşkuluyum çünkü bu kadar kirli halı görmedim. Saatlerce süpürdüm. Aslında silerdim de ama eşyaları taşırken bel fıtığım azdığı için yapamadım.

Şu an ara ara eşya yerleştirip ara ara kim ne yapmış bakıyorum.

Dediğim gibi aksilikle başladı ama umarım sonu iyi olur.

Herkese güzel haftasonları dilerim.

26 Haziran 2009

Acı



Diyelim ki bir yeriniz ağrıyor olsun. Hmm...Mesela kulağınız. Hatta diyelim ki ortakulak iltahabı oldunuz ve ağrıdan kıvranıyorsunuz. Ne geçirir acınızı? Mesela bir sms geçirir mi?

Benimkini geçirir. ;)

Michael?!


???
Nasıl olabilir ki bu?? Nasıl yani?? Yani...

Sen onca zaman neredeyse ölümsüz kalcam diye uğraş, oksijen çadırlarında yat kalk, maskeler tak ve sonra her fani gibi öl??
Bazı insanlarında ölebileceğini beynimize anlatmak ne zor!?

Bir Öğlen

Eşya toplamaktan yoruldum, araya bir mama daha ekleyeyim dedim. İşte bir öğle yemeğim:


Bazen yakındaki bir yerden tavuk pirzola (pileşka pırjola) ve haşlanmış patates (bildiğimiz patates salatası ama yağsız genelde) alıyorum. Tadı gerçekten leziz. Kışın yanına közlenmiş kırmızı biberde alıyorduk.

Neyse, aklıma geldi paylaşayım dedim. Menü arayan olursa bunu yapıverin işte!! :D


25 Haziran 2009

Yemeekkk Yemeeekkkk

Bugün sizinle geçenlerde yapıp ayıla bayıla yediğim makarnamı paylaşmak istedim.

Aslında tek özelliği yapıcısının ben olmam, yoksa bildiğiniz makarna:



Bir miktar makarna haşlanır

Kenarda dinlenirken az bir salçalı, kurutulmuş domatesli ve zehirrr gibi acı biberli bir sos hazırlanır

Ardından tüm malzemeler karıştırılır

Kenarlara küçücük turplar ve üzerine maydonoz konularak servise hazırlanır.

Afiyet oldu banaaa :)

24 Haziran 2009

GünEşim Eksilmesin Gönül Penceremden


Gün Eksilmesin Penceremden (*)


Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!


Cahit Sıtkı Tarancı



(*) Orjinali

Ciyaaakkkk


Bugün korku filmi gibi!! Dün epey sinirli olduğum için erken yattım. Sabahın köründe de kalktım ama şu saat oldu hiç bir işimi yapamadım!! Valla bravo!! Halbuki birilerini bekletmekten nefret ederim ve bugünki misafiri bekletemem çünkü büyük patron geliyor!!

Düşünsenize, ay kusura bakmayın ancak işte...makyaj filan...ekii ekiii, dediğimi!! :)

Sabah sabah kendime gülüyorum. Ve farkettim ki yeni ojelenmiş tırnaklarla yazmak zormuşşş!!

Gününüz güzel ve de az koşturmacalı olsun.

23 Haziran 2009

Gerçek Ben


Bakmayın siz bıcır bıcır olduğuma...Yeteneksizin biriyim aslında; elimi neye dokundursam kurutuyorum.

Dürüst olmaya ve güzel bir şey yapmaya çalışırken bile herşeyi elime yüzüme bulaştırabilmek en büyük özelliğim.

Zaten çok fazla özelliğim yok.

Sıradan bile sayılamayacak bir insanım.

Her neyse.

Gerçeği bilin istedim. :)

Sıkıntı

Bir kadın sıkılınca ne yapar? Birkaç örnek üzerinde konuyu değerlendirelim:

1. Saç modelini ve de rengini değiştirir.

Ama ben bunu yapamam, saç konusu GünEşimin iznine tabii. :)

2. Yemek yer.

Bu zaten mümkün değil, sonra daha çok bunalıma giriyorum.

3. Alışveriş yapar.

Evet işte bu! Tammmm bana göre!! :D

Öğle arası sıkıntı ile dışarı çıkıyorum, bir ara parfüm vs bakmak için bir yere giriyorum. Çıkarkense elimde bu var:







Ama çok şeker değil mi? Aslında oldukça büyük bir sepet ve yeni evimizin ilk cicisi. Tabii ki çoookkk kokoş. :)

Bakalım BHA beğenecek mi?

Sıkıntınız az, neşeniz bol olsun. :)

Uyku


Gözlerimden uyku akıyor. Uyudum uyuyacağım.

Ama ne yazık ki vaktim yok; bitirmem gereken işler var, sonra öğle arasında birkaç şey almam lazım, eve gidip eşya toplamam lazım, savunmamı yazmaya başlamam lazım....Ah yoruldum!

Kulağımda bebek müziği çalıyor (hani şu müzik kutusundan çalınıyormuş gibi sesi olan ritmi yavaş melodi) ve gözlerim git gide kapanıyor....

21 Haziran 2009

Yağ Yağ Yağmuuurrr...


Süper!! Vallahi bravo!!?!!

Nasıl bir yağmur başladı anlatamam! Şimşekler, gökgürültüleri, arada yerimden sıçramalar....

Aslında anlamalıydım; hava sabahtan beri bir sıcak bir sıcaktı ki sormayın! Tam yağmur sıcağı denilen cinsten. Resmen bunalmıştım evde.

İyi oldu yağması da... Sevgili yağmur, bak biz birazdan Dobi ile buluşacağız. Olmaz ki böyle! Var yok bir haftasonum var, sen böyle yaparsan ben evden çıkamam ki!

Allah'tan eylül çocuğuyum da bu tür havalar beni melankolik yapmıyor. Şu an bir görseniz beni; bulunduğum oda karanlıkta kaldı iyice, o karanlıkta oturmuş radyodan caz dinliyorum. (Sağolasın iTunes!) Oldukça neşeliyim aslında ama içimden dışarı çıkmak değilde yatağa kendimi atıp kitabımı elime almak, bir dizimin üstüne atıp destek aldığımı ayağımı müziğe uygun sallamak ve tembelliğin keyfini çıkarmak geçiyor.

Neyse, biraz sakinleşti gibi.

Babişkolar Günü


Buraya gelmeden önce babama bir buzdolabı mıknatısı (a.k.a. magnet) almıştım:

Herkes baba olabilir ama herkes babişko olamaz!

diye.

Tüm babişkoların babalar gününü kutlarım.

Dilerim ki kutlayanınız ve kutladığınız yıllarınız booolll olsun. :)

Pazar Kokoşluğu


Birazdan diğer "Kokoş" ile buluşacağım. Birazdan diyorum ama 3 koca saat var. Gerçi ancak hazırlanırım! :)

Bugün Dobi beni İtalyan restoranına götürecek. Tezimi yazdım bitirdim ve bu aralar canımı sıkan şeyler var ya, biraz moral olsun diye gidelim dedik.

Restoranın tiramisusu çok güzelmiş ve de kahvaltısı harikaymış. Açıkçası biz kahvaltıya gidiyoruz. Planımız sabahtan buluşmaktı ama onun Filibe' ye gitmesi gerektiği için erteledik. Aslında bu kokoş mekanı merak ediyorum etmesine de, burada her yer kokoş! Nasıl süslü püslü yerler anlatamam! Ve tüm o süse ve ödedikleri kiralara rağmen yiyecek içecek fiyatları Türkiye ile karşılaştırdığınızda o kadar komik kalıyor ki.

Mesela fotograftaki "serinleticiler"imiz tanesi 2 ile 4 leva arası idi. TL karşılığıda aynı. Ben, Dobi ve Bilyana iş çıkışı bir yere gitmiştik. Ortamda çok güzeldi ve ben o bembeyaz tada (içinde hindistancevaizi, bolll buz ve hatırlamadığım ama tadını daha da leziz kılan bir iki şey vardı) o kadar bayıldım ki durmadan "Ne zaman gitcez geeneeee?" diye cırlıyorum.

Neyse, lafa daldım. İşlerimi bitireyim hemen yoksa zamanında hazırlanamayacağım.

Sizin için fotograf çekmeye çalışacağım.

Güzel ve kokoş bir haftasonunuz olsun!! :D

Rüyada Öykü Görmek


Selda rüyasında Öykü' yü gördüğünü yazdığında tebessüm etmiştim. Komik olduğundan değil, hoşuma gittiğinden.

Dün gece kitap bittikten sonra uzun süre uyuyamadım. Bu ara canımı sıkan bazı gereksiz şeylerle uğraşıyorum. Mırrr mıırrrr (Söylenme efekti!!)

Bir süre BHA tarafından pışpışlandıktan sonra (kahramanım ve kurtarıcım benim!!) saat 4' e doğru ancak uyuyabildim.

Rüyamda asansörle bir eve çıkıyorum. Kapıyı Doğu Alman kadın sporcularına benzer bir yaratık açıyor. Saçları sonradan boyama sarı. Benim 3 katım neredeyse. Kapı ağzında kalıveriyorum. Ağzımdan sadece "Öykü??" dökülüyor. O an rüyada olmayan beyin parçam "Yok artık!! Bu nasıl Öykü olacak??" komutu veriyor. Ama Öykü'ymüş!! Resmen tırsıyorum.

Rüyanın devamında teyze, Jale ve en önemlisi misafirin çocuğu var. Fekatttttt bilin bakalım misafir çocuk kim: Ben!

Öykü beni mikro dalgaya atmasın diye uğraşıyorum.

Aklımda kalan kısımları bunlar.

Rüyaların tersi çıkarmış ya, kendini Öykü İnsanı sanan o insan azmanının gerçek olmaması tek dileğim!!!

The Devil Wears Prada


"Ahn-dre-ah???"

Miranda Andrea' ya her seslendiğinde bana sesleniyormuş gibi hissetmeye başlamıştım.

Nihayet hikaye zaferle bitti.

Hikayeyi baştan anlatalım:

Aslında "çok satanlar" etiketinden nefret eden ve inatla "kardeşim bana ne kaç adet sattığından? güzel mi bana uyar mı sen onu söyle!!" diye satıcıları cırmalayan ben, itiraf ediyorum ki sırffff ucuz olduğu için kitabı aldım! Burada 9.95 leva olan (yaklaşık 10 TL diyelim biz) bu orjinal kitap (orjinal: kendi dilinde basılıp satılan kitap) bir anda bana çekici geldi. Canımmm ülkemde olsam muhtemelen daha fazla verecektim çünkü buranın Olgunlarında bile kitap 25 levaydı. O fiyata nasıl aldım bilmiyorum, açıkçası merakta etmiyorum. Sonuçta ingilizce bir kitabı hele de yakın tarihte basılmış, filmi yapılmış bir kitabı sudan ucuza bulmuştum, doğal olarak kaçıramazdım!

Ama gene de bilinçaltımın "özenti olma, unutma sen asi koyunsun" çığlıkları nedeni ile kitabı okumaya başladığımda odaklanamadım. O yüzden uzun süre benimle oda oda gezdi.

Hikaye klasikti; kız okuldan mezun olur, iş arar ve hayallerinin işi olmasada güzel bir başlangıç yapar: Miranda Priestly, ki kendisi moda dünyasında gurudur, yanında asistandır. Amacı orada tecrübe edinip hayalindeki işe geçmektir. (10 yıl önce bende böyle başlamıştım ama...Neyse daha halaaa ümidim var!!) Sonrası aslında hepimizin iş hikayelerine benziyor. Her işyerinde mevcut sadistler gibi burada da bir sadist vardır ancak muhtemelen benim hayatım boyunca karşılaştığım tüm sadist, kendini bilmez, koltuk aşığı vs vs lerin toplamından daha fazladır Miranda.

Bu noktada bir itiraf iyi olacak sanırım: Önce "Yalnız değilim, cinslerle çalışmak zorunda kalan başka insanlarda varmış" derken sonra "A haaa haaa!!Benden beter durumdaymış!!" demeye başladım. Açıkçası kitaptan zevk almamı (?) sağlayan da bu düşünce oldu.

Zavallı kahramanımız, çalıştığı (yaklaşık) bir yıl boyunca özel hayatını sağlığını huzurunu hiçe sayar. Ama dediğim gibi sonu zaferle biter. Eh zaten bu tür kitapların çok satmasının bir nedenide bu ümitler değil mi?

Şaka bir yana genede beklediğimden iyi bir kitaptı. Demek ki çok satanlara çok da önyargılı olmamak lazımmış.

Daha fazla detay vermiyorum. Okumaya üşenirseniz filmi izlesenizde olur! :D


20 Haziran 2009

Savulunnnn!!!


Yanlış meslekteyim ben! Ah baştan beri gönlüm arkeolojideydi. Çocuğunu Indiana Jones' larla büyütürsen olacağı budur işte! Aztekler, Hititler, Mısır gizemleri...Sayıklar da sayıklar! Nerede ne bulsa okur, her gördüğüne şaşkın şaşkın bakar. Hayallere dalar. Ne maceralara katılır....

Şimdi Yenikapı' daki kazıları izliyorum da, tutmayın beni gideyimmmm, demek geçiyor içimden.

Öyle bir ülkemiz var ki; sadece meyvesi sebzesi, havası, suyu ve insanı değil tarihi de çok güzel ve özel. Her yerden tarih fışkırıyor demiyor muyuz?

Yok yok....Anlaşıldı. Nerde benim şapkam ve kamçım?? Dağılın bre, Indianiye Jones geliyor!!! :D


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

Tatilden Bir An

Geçenlerde tatil hakkımı kullanmıştım ya; ilk gün sabahı kahvaltıda evimizin yeni tabaklarını hayırladım.

Kahvaltı sofram pek bir güzel oldu canım! Maşallah pek de hamaratım!! :D
Üçlü tabakta sırasıyla peynirler, yanında buraların Pamuk Prensesi ve benim gözden sinejanka (süzme yoğurt, sarmısak, dereotu ve salatalık karışımı olarak özetleyebilirim, üstünü acı yeşil biberle süsledim) ve hafif sulu yumurta (ki dereotsuz olmazzz!!) var. Başına buyruk ufak tabak cumhuriyetlerinde ise anneciğim kayısı reçeli, Isparta' dan gül reçeli ve yurtdışında olduğum anlaşılsın diye Yunan zeytini var.
Buyrun, gelecek sefer birlikte olsun! :D

19 Haziran 2009

Sevdiğim Çalışmalardan
















Not: Kullanılan resimler internetten alınmıştır.

NDK ve Nigel Amca


Nigel Kennedy konseri buradaki sanatsal aktivite hayatımın başlangıcı oldu. Aslında bunun Depeche Mode konseri olması lazımdı ama ne yazık ki olamadı, 2 gün önce gözyaşları içinde biletleri geri verdik.

Neyse sağlık olsun diyorum. Nigel Kennnedy felaketi içinde aynı şeyleri söylüyorum ama itiraf etmek gerekirse tümmmm çileye rağmen hayatımın en güzel anılarından biri oldu. İsterseniz olayı başından alarak anlatayım:

O gün işten çıkınca önce bir şeyler atıştırmak için yol üstündeki Pizza Place' e gittik. Burada sevdiğim yerlerden biri bu mekan, hem lezzetli hemde doyurucu bir menüsü var. Fiyatta burada normal sayılabilecek düzeyde. Hava güzel olduğu için yol üzerinde masaların durduğu platformda oturmaya karar verdik. Böylece yanımızdan geçen insanları ve tramvayı izleyip kendimize geyik konusu bulabilecektik. Aç hissettiğimiz için pizza söyledik. Adı Pizza Place olsa da pilavdan (sebzeli, deniz ürünlü...daha çok ispanyol yemeği havasında) et yemeklerine kadar herşey var. Acele etmiyorduk çünkü saat 8' de başlayacak konsere kadar yaklaşık 2 saatimiz vardı ve NDK' ya oldukça yakın bir yerdeydik.

Yemeklerimizi yiyip NDK' ya doğru yola yürümeye başladık. İkimizde en son 20 yıl önce Vivaldi çalarken dinlemiştik Nigel Amcayı. Hayal meyal de olsa çok keyif aldığımı hatırlıyorum. Sonra bir daha kendisinden haber alamamıştım ama Dobi' nin anlatttığına göre burada çooookkk seviliyordu ve hemen hemen her sene geliyordu. Haklılığını binanın girişindeki muazzam kalabalıkla da onaylamış oldu. Binbir güçlükle içeri girdik.

Bu NDK' nın içine ilk girişimdi. Arkadaşlar büyük olduğunu söylemişti ama bilirsiniz, bu tür durumlarda kişinin hayalgücü ancak tecrübeleri kadardır. Bende TC' deki örnekler yeterli olmayınca Prag' daki tecrübemden faydalanarak bulabildiğim en büyük hayali oluşturmuştum. Ama gördüm ki yetersizmiş!! Ben size şöyle söyleyeyim: içeri girdiğimde AVM' de gibi hissettim kendimi. AnkaMall gibi, CEPA gibi ya da ne bileyim düşünebildiğiniz en büyük AVM' yi düşünün. Aynen o işte! Bir kez daha ülkemde sanata ve sanatçıya gösterilen ilgi aklıma geldi, boynum eğik binada kalakaldım.

Önce lavabolara gidip kendimize çeki düzen verelim dedik. Bir kat aşağıya inip oldukça temiz ve bakımlı lavabolara geldik. giriş paralıydı ve bilirsiniz genelde böyle yerlerde pek de hijyen ya da temizlik beklemezsiniz. Yani benim Ankara' da gittiğim konserlerde hep öyle olmuştu. Hatta Carmen' i izlemek için gittiğim ve şu an adını unuttuğum (sanırım Anatolia adlı gösteri merkezi (!!!) idi) yerde midem altüst olmuştu lavaboları görünce. Adına merkez dediğiniz kocaman bir alan yapıyorsunuz, bir sürü para harcayıp bir sürü para kazanıyorsunuz ama müşterilerinize zerre saygınız yok!! Neyse, özetle burada bu konuda da yanılmıştım.

Sonra tekrar yukarı çıkıp yerimizi bulmaya çalıştık. Dobi görevlilere sorduğunda adamın asansörden bahsettiğini duydum. (Asansör bizdeki gibi söyleniyor). Asansörle 4. kata çıkmamız gerekiyormuş. E bu kadar koca bir binada her katta farklı bir salon olması doğal değil mi? Bizde çıktık ve salonun girişini bulduk. Nasıl kalabalık anlatamam! 5-6 dakika giriş için kuyrukta bekledik. Ve en nihayet salona girdik...Ama o da ne??? Salona girdik ama sahne 3 kat aşağıda!! Salonun 4. kattaki girişinden içeri girmişiz, salon 4. katta değilmiş!!

Olayın şokundayım! Dobi' ye dönüp şaşkın şaşkın "Dobi?? Sahne aşağıdaki yer mi??" diyorum. Evet diyerek gülüyor. Kızıyorum, insan söylemez mi en azından dürbün getirirdim diyorum. Bu arada Dobi yerlerimizi bulma telaşında. Ve ben günün diğer sürprizini yaşıyorum, yerimiz yukarda. Biz alanın ortasından girişiz ve yerimiz bir kat daha yukarda. Sonlara doğru bir yerdeyiz, arkamızda 3-4 sıra daha var. Salak salak bakıyorum Dobi' ye, oraya mı çıkacağız?, diye soruyorum. Bu kez o da şaşkın. O bile bu kadar "yüksek" de bir yer beklemiyormuş. Ah keşk oksijen tüpü alsaydık yanımıza diyorum. Yerimiz tam sahneyi ortaladığı için mutluyuz.

Oturunca şaşkın şaşkın etrafa bakıyorum. Tıklım tıklım bir salon. Gerçekten seviyorlar demek ki.

Salona girerken sıra bekledik demiştim ya, Dobi gülerek "Bak biz 7 milyon kişiyiz ama her sene farklı bir grup gelip Nigel' ı dinliyor" diyor. Çünkü her sene gelen bir adama bu kadar ilginin başka açıklaması olamaz, olmamalı!! :D

Sonra konser başladı. Başlangıç mükemmeldi. Nigel Amca bulunduğumuz yerden göremediğimiz bir yerden çalmaya başladı önce. Alt katlarda oturanlar dönmüş onu izliyordu, bizse görmek için çırpınıyorduk. Alkışlar içinde çalarak ilerledi ve VIP kısmından geçerek sahneye doğru yürümeye başladı. Bir ara durdu, oturan bir bayana bakarak, daha çok kur yaparak diyelim, çaldı ve bitirince kibarca uzanıp elini öptü. Küçük bir kız çocuğu koşarak gidip çiçek verdi onu da kibarca selamladı ve elini öptü. Çok kibar ve çok güzel başladı anlayacağınız. Amaaaa....

Olanların hepsini anlatmayacağım. Özetle:

- maksimum 1 ya da 1,5 saat sürmesini beklediğimiz konser 3. saatini tamamladığında ağlamak üzereydik çünkü halaaa devam ediyordu!!! 3,5. saatte ise salonun yarısından çoğu gibi bizde kaçmaya karar verdik.

- parçalar 10 dakika ile 40 dakika arasında sürüyordu.

- ve en kötüsü caz sevmemize rağmen doğaçlama ağırlıklı parçaların enstrümanlara farklı soundlar yüklenerek çalınması bir süre sonra parçaları "kuru gürültüye" çevirdi. Öyle ki bir ara Dobi "felç geçiriyorum sanırımmm!!" diyerek çektiği acıyı anlattı.

- gene de çoğunluk nezaketi elden bırakmayıp sabırla konseri sonlandırmasını bekledi. Ancak; bu son parça diyerek hepimiz alkışlamaya ve salonu terk etmeye çalışırken Nigel Amca gayet sakin "Bir saniye! Nereye gidiyorsunuz? Bir parça daha çalacağız" dediğinde hepimizin kanı çekildi. Yerimize oturmayıp resmen çöktük. hele ön sıramızda oturan kadıncağızı unutmayacağız, kadın bitsin konser diye resmen dua ederken parçanın bitmesi ile ayağa fırlayıp alkışlarken ve de gitmeye çalışırken bu söz üzerine elleri havada kalakaldı!!

- Son olduğu iddia edilen parçanın 10. dakikasında "ne olur!! temiz havaaa" diyerek çıkmaya karar verdik.

Salondan kaçan kalabalıkla beraber 4 katı koşarak indik ve dışarı çıktığımızda halaaa gülüyorduk sinirden. Uzun süre nefes alamadım.

Tahmin edebileceğiniz gibi çıkışta da uzun süre o anları konuştuk, kimi zaman korku dolu gözlerle kimi zaman kahkahalarla.

Sonuç olarak bu hayatımın en komik ve eğlenceli anlardından biri olmuştu. herhalde 20 yıl sonra bile o kadını, yaşananları ve parçaları hatırlayıp güleceğiz. Hem zaten seneye gene gelecektir, olmazsa gene gider bir anı daha yaparız!! :D


Not: Kullanılan resim netten alınmış olupi korku ve acımızı anlatmaktadır!! :D

18 Haziran 2009

Dünya Vatandaşı


Dobi' nin şu benzetmesine bayıldım:

"Sen farklısın çünkü dünya vatandaşısın ama Türkiye semtinden. Bende dünya vatandaşıyım ama Bulgaristan semtinden"

Elbette ülkemi seviyorum ve gurur duyuyorum ama dünyayıda çok seviyorum! :D

Yok aslında birbirimizden farkımız!


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

Merak Etmeyin Diye...


Dün gecce gerçekten çok keyifliydi.

Olayları ve "gösteriyi" en kısa zamanda anlatacağım.

Şimdi birazcık işim var.

Sağlığıma gelince....Bugün yataktan kalkmak dahil istedim ama bu bana özgü bir şey değil. Hava kapalı ve yağmur var. Epeyde serinledi. Her odadan biri mutlaka hapşırıyor. Ben bizim odanın hapşırıcısıyım!! Eski yazılarıma bakarsanız bundan daha beter olduğum anlar olduğunu göreceksiniz. Hatta martta işin ortasında iyice beter olup panikle "nefes alamıyorum" diye kontrolümü kaybedince apar topar doktora gitmiştik. Ama o kısımlardan pek bahsetmedim.

Bunları benim için telaşlanmayın diye yazıyorum. Kabul yorgunum ve boğazımda ağrıyor ama haftasonu geliyor. Dinlenince daha iyi olurum.

Biliyorum bana "neden doktora gitmiyorsun" diyeceksiniz...Doktorlarla ve ilaçlarla aram yok. Ölmeye yakın gidiyorum!! İyi bir alışkanlık ya da mantıklı bir tavır değil biliyorum ama sevmiyorum. Korku filanda değil, sevmiyorum sadece.

En kısa zamanda düzelirim (yani bir iki aya kadar!! :) ). Şu an tek sorun domuz gribi nedeniyle ülkeden çıkışımın daha karmaşık oluşu. Gel de adamlara anlat, ben heeeeppp böyleyim. Yaz ortasında fırrkk fırrrkkk ve öhüü lerle dolu bir hayatım var. :D


Not: Karikatür Selçuk Erdem' den alıntıdır.

17 Haziran 2009

Gene Mi Konser??


Hastayım. Gerçekten hastayım.

Benim için halsizlik ve diğer şeyler (hapşırmalar, öksürmeler) rutine dönsede çoookkk yorgunum.

Ama bedenimin yorgunluğu ruhumu dizginleyemiyor. O "bana neeee" havasında. O yüzden bu gece ne konserdeyim. Bu kez Türkiye' deyken çok isteyip de gidemediğim bir grubum dinleyeceğim:


Pazartesi gün ki konser tam bir faciaydı. Terapi görüyorum unutmak için desem yeri!! :D

O yüzden onu kendimi hazır hissedince anlatacağım. Bugün ki konser için yorgun ama oldukça heyecanlıyım.

Az önce "hastayımmm" diye söylenirken Dobi' den "Hı hıı...Tamam anladım. Öğlen gidip Michael Bolton konserine bilet alıyoruz di mii?" cevabını aldım. Daha ne diyeyim ki???

Bitti mi sandınız? Hayır! Düdük İnsan' da başka bir konserden bahsedip gidelim mi dedi! BHA' ya ne diyeceğim bilmiyorum artık!! :S

Hasta ama sosyal bir insanım!! :D


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.


Gonca' nın Kutlaması


Heyecanlı heyecanlı anlatıyordu bana kuzucuğum: "Sonra bana böyle böyle dediler...Sonra bitti. O kadar gergindim ki öğlen böyle böyle yaptım"

Gerilimden kaç gündür ağlıyormuş benim canım dostum, ama kolay mı? Tezi vermeye Türkiye' ye geliyor ve aniden "E hadi savunda git" diyorlar çünkü o da benim gibi gurbette. Kıyamıyorlar git gel yol parası vermesine, bekleyerek stres yaşamasına. Hele bir de akademik çalışması bu kadar başarılı olunca alıveriyorlar "savunmasını". Sonra "Tamam" diyorlar, "Bitti. Hayırlı olsun!"

Dün savunmasına girebilir diye dualar ettim durdum. Azıcık içi rahatlasın diye, sınavını rahatça versin ve emekleri boşa gitmesin diye dua ettim. Çünkü biliyorum o güzel gözleri heyecan, endişe ve korku ile kocaman kocaman açılmıştır. Yalnızdır da kuzum orada; eşi Norveç' te, ekibin bir elemanı mecburen işte, diğeri yani ben taaa Sofya'larda... Hani bu aralar aranızda çocuğunu sınava göndermiş olanlar varsa halimi anlamıştır. Benim küçüğüm, tırtılım da dün sınava girdi. :)

Hepi topu 15-20 dakika sürmüş. Önce mesajı geldi: Bitti!!

Sonra aradı beni, heyecanla olanları anlattı. Telefonda çok belli edemedim ama kapattıktan sonra sevinç çığlıkları attım durdum odada!

Geçen haftadan söz vermiştim. Sınavını verirse burada usulden olduğu üzere çikolata dağıtarak kutlama yapacaktım.

Az önce kutlamamızı yaptık. Fotografta kutlamadan bir kesit var. Gördüğünüz üzere çikolata yerine donut aldım. Ama bir kişiye almaya unutmuşum. (Sana borcum olsun Düdük insan!) Hep birlikte yedik ve onun (zaten beklediğimiz) başarısını kutladık. Onu tanımayıp benden dinleyen arkadaşlarımda onun adına sevindi.


Goncacığım, tekrar tebrik ederim. Sen her zaman herşeyin en güzeline layıksın. Dilerim heeepp mutlu olursun. :)

Gökçemmmm!! Seni unutmadım; sende savunmadan çık ertesi günde senin çikolatanı dağıtacağım. ;)

16 Haziran 2009

Leziz Bir Salata: Yeşil Mercimekli Buğday Salatası


Tatildeyken yaptığım mamalardan biri, Karamel Mutfak' tan görüp "yapcam yapcaaammm" diyip ilk fırsatta keyifle yaptığım bu leziz mama oldu. Tarifteki gibi yapıp içine balsamik sirke ve evde ne kadar yeşillik varsa onları koydum. Hmmmm...Nasıl güzel ve besleyici oldu anlatamam!

Tarifi sahibinden okursunuz artık.

Ben şimdi kitabıma döneceğim. Bugün tüm gün hapşırdığım için gene elimde ballı bitki çayım var.

Yazın ortasında bu ne çile benim ki yaaa? :(

15 Haziran 2009

Ciciler

Hep Bengi mi cici şeyler bulacak? :P

Az önce, yani öğle aramda biraz temiz hava almak için dışarı çıktığımda kendimi oradan oraya savururken yolum Orange isimli kırtasiyemsi yere düştü. Kırtasiyemsi diyorum çünkü henüz ne olduğunu çözemedim, Office 1 gibi ama tam olarak öyle de değil. Her neyse, içeri girmiş manasız manasız dolaşırken gözüme önce bu çarptı: Kadın ve erkek fügürleri çizilmiş tuzluk-biberlik setleri. O kadar şirinlerdi ki: Evli çift gibi olanlar, fotograftaki gibi melek şeytan şeklinde olanlar, Japon çift gibi olanlar, hatta biraz fazla muzur olan çiftler...Hepsi çok şirindi.



Aslında bu markanın (Ritzenhoff) hazırladığı herşey çok şirin. Yumurta koymak için dizayn ettikleri şeylere bakar mısınız:




Tuzluk ve biberlik fiyatı biraz uçuk olduğu için onu alamadım ama bana çok huzur verdiği için bunu aldım:



Nessebar isminde, deniz kenarında bir şehirmiş. Dobi gidelim diye söz verdi ama...Bilmiyorum! Bu ara durmadan bir şeyler için söz veriyor.


Not: Ürün fotografları netten, Nessebar küresi benden!! :D

Konser: Nigel Kennedy




Sevgicik haftasonunu sıcaktan ve de bademciklerinin neden olduğu halsizlikten dolayı mayışmış olarak geçirdikten sonra oldukça "sosyal" bir haftaya başladı.


Bu gece Dobi' nin zoru ile konsere gidiyor. Aslında konserleri ve benzer etkinlikleri çok severim ama bu kez durum zorlama ile gelişti. Çünkü konseri verecek kişiyi en son 15 yaşında filan dinledim. Gerçi severdim ve eminim bu akşamda keyifli geçeccek ama...Ama' sı komik geliyor genede.



Benim yaş grubum daha net hatırlayacaktır, bir zamanlar Nigel Kennedy vardı. Hani Kenny G. ve Michael Bolton zamanlarıydı. Klasik eserlere farklı bir yorum katmıştı. Klasik müziğin dahi çocuğu...Farklı ve aykırı saç modeli ile o zamanların asilerinden. (Rahat hatırlamanız için 2 farklı fotografını netten buldum ve yazıya ekledim. Biri albüm kapağıydı).



İşte bu akşam Nigel Kennedy konserindeyim. Yarın anlatırım size. :)

14 Haziran 2009

Verimli Tatiller


Malum tatil zamanı. Bu dönemde benim yaptığım eleştirileri bugün Doğan Hızlan' da yapmış. Yazı çok hoşuma gitti.

Bence bir göz atın derim, özellikle çocuğu olan arkadaşlar mutlaka okusun!

Doğan Hızlan diyor ki:



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

13 Haziran 2009

Döndüm


Döndüm.

Aslında bugün değil yarın dönmeyi planlamıştım. Bugün için çok özel bir planım vardı. Ama gerçekleştiremedim. O kadar üzgünüm ki...

Planımda hazırlıklarımda tamamdı ama son dakika hesaba katmadığım şeyler olduğunu gördüm; domuz gribi alarmı ve benim rutin bademcik sorunum. Ve artık Türkiye' de değil başka bir ülkede yaşadığımı da unutunca...Tijenlerle buluşma hayalim sınırdan döndü. :(

Çok ama çok üzgünüm.

Hayalkırıklığımı biraz giderince size neler yaptım anlatırım.

Görüşmek üzere.