30 Nisan 2009

Ohrid ya da Ohri







Blog sahibi kişi son zamanlarda çok yorulduğundan tatile kaçmaya karar verdi!! Haberiniz olsun.

Burada 1-6 mayıs arası tatil olduğundan bizde arkadaşlarla Makedonya'ya kaçmaya karar verdik. Ohrid Gölü kıyısında bir yer ayarlandı. Yarın sabah arabaya atlanıp layyy laaayyy looyyy diyerek hedefe varılması planlanıyor. İnşallah kazasız belasız...


BHA' da olsa yanımda daha güzel olacaktı ama inşallah sonra onunla da gideriz.

Dönüşte size detayları veririm. Şimdilik netten bulduğum fotograflarla idare edeceksiniz. :)


Kendinize iyi bakın. Beni özleyinnnn ;)

29 Nisan 2009

Firmin


Firmin: Hümanist Entel Serseri.

Kitabı Gelincik'te de gördükten sonra iyice merak etmiştim, Ankara'ya gittiğimde sağolsun bizi kavuşturdular.

Az önce televizyonda gördüklerim içimi dağladıktan sonra daha fazla dayanamayıp ekranı kapadım ve kitabımın sayfalarına sığındım. Biliyorum, bu yaptığım bencillik bir yerde ama elimden şu an için başka bir şey gelmiyor.
Kaldığım yerden okurken bir de baktım ki sevgili fare Firmin sözlerini tamamlayıvermiş.
Kitabı kapattıktan sonra aklımda kalan satırları taradım ve birini sizlerle paylaşıyorum:

"...Jerry, eğer hayatını tekrar yaşamak istemiyorsan, hayatın boşa geçmiş demektir derdi. Bilmiyorum. Her ne kadar bu hayatı yaşadığım için kendimi şanslı hissetsem de iki kere bu kadar şanslı olmak istemezdim..."

Acı


Son günlerde haberleri izlemeye gerçekten dayanamıyorum.

Gencecik insanlar...Geride kalan gözü yaşlı anneler, babalar, eşler ve çocuklar...Ne denebilir ki? Nasıl teselli edilebilirler ki? :(


Mekanları cennet olsun.

28 Nisan 2009

Büyümenin Türkçe Tarihi


Ankara' ya gitmeden önce "Büyümenin Türkçe Tarihi"ni okuyordum:


"Çocukluğumuzda ya da yeniyetmeliğimizde okuduğumuz bir öykü bazen bizi beş-on yaş birden büyütür. Kimi zaman edebiyat hayattan önce öğretir " diyordu Murathan Mungan.


İlerleyen sayfalarda ise birbirinden güzel yorumlarla ve birbirinden güzel hikayelerle edebiyatın "olgunlaştıran" anları...


Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Bir kısmı geçmişten, okul zamanlarından hatırınıza gelecek. Bir kısmını belkide ilk kez okuyacaksınız. Okudukça belki sizde biraz daha olgunlaşacaksınız.


Okurken bir yandan da beni büyüten hikayeyi düşündüm. Sanırım Sait Faik' ten "Son Kuşlar". Bilirsiniz hani; o küçücük kuşlar ile onları ökse ile yakalayan adamın hikayesi....Bir gıdım eti olan o zavallı küçücük kuşları yakalayan o adamın ve kafese konan başka kuşların tuzak olarak kullanıldığı, o zavallılara yardıma gelen iyi niyetli kuşların hikayesi...İnsanların kötülüğünü mü öğrendim yoksa iyi niyetli olmanın canı nasıl yaktığını mı, tam olarak bilmiyorum. Ama çok etkilendiğimi hatırlıyorum.


Ve o zamanlar bilmiyordum. Meğer hayatta bu kötü adamlardan/kadınlardan çok varmış. Ve iyi niyetle "başka kuşlara" yardıma gittiğinde canını yakıyorlarmış.
Olsun. Ben gene de yardıma gideceğim.


Sanırım bu yüzden ben hiç büyüyemeyeceğim. :)

26 Nisan 2009

Geri Geldim!!

Aslında Isparta'da doğmuş biri olarak bende "Nerde galmıştık??" desem yeri... :D
Evet bugün sabah Sofya'ya döndüm ama son iki haftadan da hiçbir şey anlamadım. Yorgunluk, sinir harbi, son günlerde ağlamalar vs vs...
Ama bitti. En azından en büyük adım bitti.
Şimdi ton balıklı makarnamı yiyip gazetelerimi ve sizleri okuyacağım. Ayrı kaldığım zamanı hızla kapatmalıyım.
Anlatacak çok şeyim vardı, daha da arttı.
Tüm olan biten....Az sonraaa......
:)

18 Nisan 2009

Tezdimmm Tozdummm Amann Amann Amaaannn...


Değerli okur!


Blog sahibi kişi şu an T.C. sınırları içerisindedir. (Ama gizlice, yani eşe dosta duyurmadan!!) Çünkü garibim geldiğinden beri tezini bitirmek için uğraşıyor. Aslında son rötuşlarla uğraşıyor diyelim. Yazık valla, son 4 ayın uykusuzluğunun üstüne çok özlediği evinde horul horul uyuyabilse bari di mi? Yok..Nerdeeee?!

Kendisi yakında ses verecek ve tabii ki dönüşü muhteşem olacak.

:D


Güzel günler sizin olsun.


Not: Fotograf internetten alınmıştır ama ismi "çalışkan sue" olan bu çalışma hem çalışkan olduğumdan hem de Mısırlı arkadaşlar beni Suzi diye çağırdığından özellikle tercih edimiştir. Bir de gözaltlarımız aynı!! Çok yoruldummm!!
Not 2: Değerli danışmanımmm!!! 5 dakika uyuyasaydım yaaaaa...Tezdim hayatımdan valla!!

9 Nisan 2009

Konser






Şu an Facebook' ta olsaydık "ne yapıyorsun millete anlatsana" kısmında "ne yapayım, 18 Mayıs' ta Depeche Mode konserine gideceğimde...he heee...hava atmaya yer arıyorum!!" yazılı olurdu! :D

Evet; sevgili Depeche Mode (gruba da birey muamelesi yapmak bu şekilde oluyor sanırım!) burada olduğumu duyunca uğramak istemiş. E tabii kırmak olmaz, o kadar yoldan geliyorlar. Neyse artık programımı ayarladım ve kapıya gelen çocuğa "evladım söyle, müsaitiz buyursunlar" dedim.

Demez olaydım! Hemen ardından kapıya gene dayandılar: müsaitsem 12 Haziran' da Patricia Kaas, 26 Ağustos' ta da Madonna gelmek istiyorlarmış. Ayyy..İlki neyse de ikincisinin muhabbeti de hiç çekilmez oldu şekerim. Hele bir de yeni ve de çıtır sevgili yaptı ki sorma! Zaten bunca zaman "Şu yaşıma geldim bir gün oram buram sarmadı..ha hayttt" diyordu., iyice sinir biri haline geldi! Offf! Üstelik "kadın iyice sıkıldı, sıkıntıdan kendini alışverişe verdi" diyeceğim ama hoş olmayacak; Angelina sandı kendini, gidip çocuk almaya çalışıyor. Açıkçası kendisini hiiiççç onaylamıyorum. Ama misafir..Ne yapsam bilmiyorum valla!

Hi hiii......Aman sabahlar olmasınnn!!! Şımarmak mı? Kimmm? Ben miii? Aslaaaaa!?! Gerçi şımarmak bile bir insana bu kadar mı yakışır yahu!! :)

Ne olur kızmayın, son zamanlarda o kadar yoruldum ki...Bu kadarcık şımarıklığı hakettim! :D



Son 1 aydır her sabah ve akşam Dobi' ye "Depeche Mode" diyorum. Güya geçen ay alacaktık biletleri. Ama her gün mü terslik olur?? Oldu! O yüzden bugün öğlene kadar amacımıza ulaşamadık. Sevgili Dobi azmetti ve başardı. Biletlerimiz elimizde...

Yuppiiii!

8 Nisan 2009

Alışveriş




Bunlar Sofya' dan alışveriş manzaraları.

Bilyana geçenlerde beni bir süpermarkete götürmüştü. Hazır yemek satıyorlar. Yani meze tarzı şeyler ve et / sosis / köfte (muhtemelen domuz eti) vs.

Bana tarator dedikleri bir meze aldırttı; süzme yoğurt benzeri bir yoğurtla küçük küçük doğranmış salatalık ve az bir zeytinyağı karıştırılmış. Cacığın susuz versiyonu! :)


Ama nasıl güzeldi inanın anlatacak kelime bulamıyorum. Bir de sarma aldık ki o da süperdi.


Fotograflar orada reyondan manzaralar. Peynirler:

Etler:





Ve bakalım bunları tanıyacak mısınız?


Biraz daha yakından bakalım mı?





Daha da yakından...



Evet: baklava. (Bulgarca söyledim Türkçe değil!!) :D




6 Nisan 2009

Yemek İçmek


Hava o kadar güzel ki burada. İnsanın eve giresi gelmiyor. Ama ne yazık ki kürkcü dükkanına dönmek lazım!

Aslında eve gelirken parka gitmeyi düşünmüştüm ama bugün işte epey yorulmuşum gene, o yüzden eve gelip dinlenmeye karar verdim.

Gelidm ve nette dolaşırken baktım ki birbirinden güzel yemekler yapılmış...Acemi Şef, Yasemin, Ufuk Mutfakta ve diğer arkadaşlar: Ellerinize sağlık. :)

Okurken ve ağzımın sularını silerken, aklıma haftasonu yaptığım yemek geldi. Sevgili Tijen' in daha önce yaptığı yemeği evdeki malzemelere göre "yorumladım".

Tijen' in yemeğinde pancar (kısmen) tek başınaydı ve sunum farklıydı; ben onu haşlanmış patates ve havuçla karedş yaptım. Üstüne de sarmısaklı yoğurt döktüm. Aman pek bir güzel oldu. :)

Tijen' e ayrıca teşekkür ederim. Kaçtır yapmak isteyip de cesaret edemediğim bir şeyi sayesinde denemiş oldum.

:)
Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

5 Nisan 2009

Bir Torba


Dedim ya bu hafta yorgunluğun yanı sıra güzel anlarda oldu diye..İşte bir tanesi perşembe akşamı Dobi ile alışveriş yaparken oldu.

Malum, poşet yerine bez çanta kullanıyorum. Kasada klasik soru soruldu: Poşet istiyor musunuz? İçinde "torba" geçtiğinden ve artık soru gerçekten klasik hale geldiğinden herhangi bir tercümeye ihtiyaç duymadan "Ne!" dedim yani "Hayır!". Benden sonra Dobi vardı o da tek parça bir şey almıştı ama şu an ne olduğunu hatırlamıyorum. Ben malzemeleri çantama doldururken Dobi' de torba istemediğini belirtti, çantasına attı. Hikayenin kalanını marketten çıktığımızda "Ne oldu biliyor musun?" diye heyecanla anlatmaya başlayan Dobi' nin ağzından sizlere aktarayım:

Biz bunları yaparken onun arkasındaki adam benim yabancı olduğumu da görünce kendince bir varsayım yapmış ve yanındaki kadına "Herhalde torbaya para istiyorlar diye böyle yapıyorlar!" demiş. Malum yabancı olduğumdan ülkelerine 15 stotinki (kuruş) para bırakmak istemeyebilirim!! Ha alışverişim 20 leva (lira) tutmuş o önemli değil!! :P

Bunu duyan Dobi dönmüş ve "Hayır ondan değil. Biz sadece bu torbaların çevreye zararını biliyoruz ve onları kullanmak istemiyoruz!" diye lafını söylemiş.

Sonra ne mi olmuş? Dobi çantasına aldığını yerleştirirken kasiyer adama dönmüş ve torba isteyip istemediğini sormuş. Adam bir süre durmuş ve "Hayır istemiyorum!" demiş!!

Dobi ile o kadar sevindik ki! Bir torba bir torbadır sonuçta!

Yaşasın çevreeee! :D



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmış ve doğru şekle (!) sokularak bloga konmuştur.

4 Nisan 2009

Spor




Yorgunluk...Sinir harbi...Üstüne bahar çarpması derken epey kötü bir haftayı cuma günü sonlandrırken Dobi' ye "Gidiyoruz!" dedim.

"Tamam" dedi ve biz bu sabah erkenden buluşup Dobicik' in evinin yanındaki parka sabah sporumuzu yapmaya gittik. kaç zamandır çeşitli sebeplerle erteliyorduk nihayet fırsatımız oldu.



Park denilince benim aklıma Kuğulu Park gibi bir şey geldi. Ho hoooo!!! Nerrrdeeee!! Meğer şehrin göbeğinde kocaman bir yeşil alan varmış. Üstelik Vitosha Dağı' nın eteğinde!! Sabah sabah ağaçların arasında temiz hava ciğerlerime doldukça mutlu oldum. Dobi' nin dediğine göre saat 11 gibi parkta yürümek mümkün olmuyormuş. O kadar kalabalık! Ah ne güzel dedim içimden, epey de kıskandım...Bizde neden şehrin ortasında böyle ciğerler yok ki? :(

Gerçi Dobi' de aynı konudan dert yandı; ağaçları kesip kesip açılan alana elçilik binaları vs yapıyorlarmış. Bir de eskiden ne kadar temizmiş ama artık insanlar iyice bırakmış özeni, her taraf poşet ve plastik şişe doluydu.

Yürürken içinde ördeklerin olduğu sazlık bir gölete geldik. Ne güzel değil mi? Şehrin ortasındaaa!!

İnsanlar köpekleri ile dolaşıyordu. Burada köpekler çok seviliyor ama ne yazık ki kanunen yapmaları da gerekse köpeklerinin yollarda bıraktığı "izleri" temizlemiyorlar. En cahilide en okumuşuda...Köpek deyince aklınıza sevimli süs köpekleri gelmesin; bunlar nasıl desem, koca koca kurt köpekleri mi istersiniz bulldoglar mı, dalmaçyalılar mı yoksa kocaman ayıdan beter köpekler mi? Hele bir tanesi vardı ki yanımızdan geçerken ben resmen sarardım ve nefessiz kaldım! Evet selvi boylu değilim ama kısada sayılmam hani. Köpekle gözgöze gelmek için başımı eğmedim diyeyim siz anlayın!!

Yürürken konuşmaya dalıp farkına varmamışız; o kadar soğuktu ki ellerim dondu. Ve neredeyse 2 saatten fazla yürümüşüz.

Ardından yürüyerek "City Center Sofia (CCS)" geldik, alışveriş yaptık. O da ayrı bir keyifti. Saat 11.15 de evdeydim ve kahvaltıdan sonra temiz hava sarhoşluğu ile bir yatmışım...Saat 3' e kadar kendime gelemedim.

Bacaklarım hala ağrıyor ama güzel tarafı ciğerlerim bayram etti.

Haftasonum güzel başladı, umarım sizinki de böyle güzel başlamıştır ve hep güzel devam eder.

Fotograflar Kuğulu Park' a son ziyaretimden.

Mutlu :)









Sizlere bir şeyler yazmak için nete girmiştim ki birden bir şey dürttü bir daha gazetelere bakayım istedim ve güzel bir haber alarak güne başladım.

(Şu an saat 16.11 nasıl güne yeni başlamış olabilirim ki?? Aslında hem doğru hem yanlış bir cümle. Saat 7 den beri fıldır fıldırım. Ve beni temiz hava çarptığı için saatlerdir uyukluyorum!! Ama bu uzun hikaye sonra yazacağım!!)

Gazetede bunu okuyunca nasıl sevindim! Bu hafta yoruculuğuna rağmen beni mutlu eden anlarla da doluydu.

Bir kendime geleyim; hepsini birrrr birrr yazacağım! ;)

Not: Kullanılan fotograflar içimiz açılsın diye netten aranıp bulunmuştur. Ne demek efendim recaaa ederiimm!! :)

3 Nisan 2009

Yrgnm

Yorgunum gene! İşler bunalttı ama işin suçu yok, insanlar bunalttı asıl!
E ama onca insan bir arada çalışırken bu da doğal...bin türlü karakter... bin türlü huy..bin türlü beklenti...yaş ve kültür farkı...
Farklılar diye kimseye kızmıyorum aslında. Sadece bunalıyorum. Ama 3 güne o da geçer.
Sessizliğim o yüzden.
Bu arada ne yapıyorum? Sizleri okuyorum, bol bol hayal kuruyorum ve kitap sipariş ediyorum.
Şu anda da bunu okuyorum.
Bitince haberiniz olur zaten. Tabii hala bir şeyler karalayacak gücüm varsa! :D

1 Nisan 2009

Bez Çanta


Burada süpermarketler açıldığında hem poşetler hem de otopark ücretsizmiş. Ama bir bakmışlar ki poşetler kısa zamanda tükeniyor, otoparkada civarda çalışanlar park edip akşama kadar arabayı kıpırdatmıyor...İkisinde paralı olmuş!

Artık herkesin çantasında poşetler var. Bir aldıkları poşeti eskiyinceye kadar kullanıyorlar. Alışveriş yaptığım bir gün bir ailenin aldığı tümmm erzakları jumbo boy çöp poşetine koyup götürdüğünüde gördüm.

Bu hikayeyi neden anlatıyorum? Sebebi burada!

Aslında para harcamamak için yapılan bu hareket burada gördüğüm ender "sosyal sorumluluk" hareketlerinden biri: Onlar tüketmediği için birileri bu zararlı şeyleri üretmiyor. Kazanan sadece halkın cebi değil, doğa da oluyor.

Bense poşet yerine bunu kullanıyorum.

Bir gün nevresim aldığım bir yerde aldıklarımı onun içine yerleştirdiler ve bende buraya getirmeye karar verdim. İyi ki öyle yapmışım...İşten eve dönerken yolda alışverişimi yapıyorum ve çevreye daha az zarar veren, bilinçli bir birey olmanın keyfini sürüyorum!

Hadi bakalım sıra sizde. Sizinde hikayenizi orada okumak isterim.