28 Şubat 2009

Tai




Dün Tijen' in yazısına cevap yazarken hiç aklıma gelmemiş...2 gün önce Bilyana, Ali ve ben öğle arasında Happy' ye gittik.


Happy ağırlıklı tavuk içeren menüye sahip. Sıfır bedene yakın, birbirinden çekici kızlar servisinizi yapıyor. Öğle ve akşam saatlerinde yer bulmak mümkün değil. Bu yüzden de işyerimize yakın olduğu halde pek tercih etmiyoruz.


Geçenlerde menülerini değiştirdiler ve Çin yemeklerini eklediler. Ali ile herşeyi yiyip notlandırmaya karar verdik. Maksat bize iş olsun. :)


Geçen hafta shu' yu denemiştik. Ama fotograflamayı unuttuğum için mantar ve kabakla yapılmış tavuk yemeğiydi diye özetleyebilirim. Soya sosu çok olduğu için biraz tadı aşırıya kaçmıştı.


Bu sefer Bilyana ile birlikte gittik; o shangai denedi (haşlanmış pirinç ve körili tavuk) bense tabii ki büyük bir hevesle tatlı ekşi soslu tavuk denedim. Yanına da yumurtalı pilav istedim.


Ali geldiğinde ise tai istedi.


Biz açlıktan herşeyi silip süpürdük o yüzden gene fotograf yok!! Ali ise biz doyduktan sonra geldiği için onun yemeğini ve yemeğe saldırmadan öncesini fotograflayabildim!! :D


Biz yemeğimizi beğendik ama Ali patlıcanların yemeğin tadını bozduğunu söyledi. Bilemem...Denemem lazım! ;)

Yağmurum


Nasıl ki toprak yağmuru bekler hasreten kavrula kavrula

Bende bekliyorum...Sabırla...Sessizce...



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

26 Şubat 2009

Martenitza Günü


Şu aralar heyecanla bekliyorum: 1 Mart burada Martenitza Günü olarak kutlanıyor. Bu benim ilk Martenitza Günüm olacak.

Günler öncesinden her yerde kırmızılı beyazlı "Piju ve Penda" (Pizhu and Penda) lar satılmaya başladı. Erkek yani beyaz olan Piju, diğeri ise Penda. Ya da benim dediğim gibi "Pigeon and Panda".

Bugün bende kendime, Gelincik' e, BHA ve kendime birer tane aldım. (Evet farkındayım kendime biraz torpil geçtim ama sebebini sonra yazacağım).

Amaç sağlık ve bereket getirmek.

Hele de şu günlerde sağlıkla ilgili dileklere çok ihtiyacım var...


Detaylar sonra....Hele 1 Mart olsun anlatacağım! :)

24 Şubat 2009

Haylaz


Tüm gün suratımı asıp ne derlerse "Yapmıııycaaammm", "Gitmiiiyyyceeeemmm" ve "Yemiyyyceeemmm" diye tepki verdim!

Hastayım diye, yazık, tüm çalışma arkadaşlarım seferber oldular. Haklarını nasıl öderim bilmiyorum.

Sneje evden kulağım için ilaç getirmiş, Daniela ve Dobroslava sırayla (ve de zorla) onu kulağıma damlattı. (Telaşlanmayın ilacın doktorca kontrolü yapıldı ve kullanmam uygun olduğu için kullandım. Bilinçsiz tüketim değil yani.)

Bilyana ve Ali ne yedirseler de antibiyotiği içirsinler diye etrafımda dört döndüler. Bense her önerilen yiyeceğe "Bana neee yemiycem işte" diye tepki verdim. Eminim Bilyana' ya Alexis' i aratmamışımdır!!

Son olarak yerime oturup suratımı ve de ayaklarımı sallandırarak "Ben sizle oynamıycam işte! Eve gitmek istiyorum" dedim!! :D

Anlayacağınız her türlü kaprisi yaptım. ;)

Ama sevdiklerinden ve hasta hasta çalışmama kıyamadıklarından hiçbir hareketime ses çıkarmadılar.

İyi ki varlar....


Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.

23 Şubat 2009

Saniye


Bir saniye ne kadar önemli hayatınızda?

Alıştığınız bildiğiniz şeyleri yaşarken sizin için günler, aylar ve hatta yıllar önemli oluverir.

Mesela işinizde 20. yılınızı kutlarken yıllardan hatta onyıllardan bahsedersiniz de işe yeni başlayan için saniyelerin ne kadar özel ne kadar heyecan verici olduğunu unutursunuz. Siz yılları sayarken o daha saat doldurmaya çalışmaktadır. Sizin yaşadıklarınızı yaşayacak mı merak eder. Sizin tecrübelerinizi ve başarılarınızı elde edecek mi diye düşünür durur.

Hem bir saniye o kadar çok şey değiştirir ki insan hayatında; düşünün bir kere:

...geç gelmek,

...erken gitmek,

...önce / sonra cevap vermek,

...nefes alamamak / sonra nefes almak

vs vs...örnekleri siz de çoğaltabilirsiniz. Sizin için önemli anları düşünün, ya bir saniye geç / erken olsaydı?

Basit gibi gözükse de bazıları için çok şeydir bir saniye.

Ama kimse benim kadar iyi bilemez...İnanın bir saniye çok şeydir bu hayatta!



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

Gazete


Bir süredir gazete okumuyorum. Önce tezdi, iş yoğunluğuydu..bir sürü bahane buluyordum kendi kendime.

Ama bugün farkettim ki içimden gelmiyor!

Başta Türkiye' den haberler olmak üzere hiç bir yerden haberi duymak, köşe yazısını okumak istemiyorum. Çünkü

- kredi kartını ödemek için böbreğini satmak için bekleyen gözü yaşlı insanları

- evinde bir tas çorbası ya da yiyeceği yokken buzdolabı hediye edilen insanları

- sağlam raporu verildiği halde yıkılan ve insanları öldüren evleri

- herkesin elindeki dosyayı "açıklarım haaa!" diye salladığını ama asıl konuyu atladığını

- eli taşlı küçücük çocukları

- patlayan ya da (çok şükür) patlamayan bombaları

- bilinçsiz annelerin babaların ihmali ile küçücük çocukların öldüğünü

- oy uğruna herkesin "açım açım" açıldığını

- parasızlık nedeniyle soyulan bankaları, kaçırılıp öldürülen çocukları

ve burada yazamadığım her türlü haberi görünce oturup ağlıyorum.

Ne acı değil mi? Elimden üzülmek dışında bir şey gelmiyor...Yazıklar olsun bana!



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

22 Şubat 2009

Çın


Durmadan aynı ses var kulağımda: Çınnnnnnn çınnnnnnnnnnnnnn

"Acı yok Rocky!!" diye kendimi gaza getirmeye çalışsam da biraz sıkıntılıyım: Aralıksız çınlama, azalmış duyma yetisi ve de arada "Hu huuu! Ben buradayım" diye hatırlatan bir ağrı.

İyileşince sadece çınlamayı çok arayacağım!! 2 günde çok alıştık birbirimize! ;)



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

21 Şubat 2009

Güneş


Bugünlerde belki üşüyeceğim. Çünkü GünEşim kısa bir süreliğine benden birazcık daha uzakta doğacak.

Olsun, uzakta olsun ama hep mutlu hep huzurlu olsun. Hem ben biliyorum ki oralardan bile beni sıcaklığı ile sarmaya, günümü ve yolumu aydınlatmaya çabalayacak. Ve yine biliyorum ki her zaman ki gibi bunu başaracak.

Dedim ya...O benim GünEşim. :)



Not: Her ne kadar gözlük ve saçlar benimki ile aynı olsa da, kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

Eko

Şu an Sünger Bob' un "la laaa laaa" ları yankılı yankılı geliyor.
Sabahın 6' sında korkunç bir ağrı ile uyandım. Ağrının kaynağı sağ kulağımdı. Ne yaptıysam geçmedi ve en sonunda ağrı kesici aldım. Genelde ilaç ölmek üzere iken başvurduğum bir yöntemdir. (Sevmiyorum ne yapabilirim!) Ama bu kez gerçekten dayanamadım.
Uzun süre yatakta döndüm durdum....Sonra uyuyakalmışım.
Uyandığımdan beri ise her şeyi yankılı duyuyorum.
Geçer herhalde...

Uyku


Uykum yok...



Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.

Filibe mi? Plovdiv mi?


Ali: ..E o zaman bu hafta sonu gidelim?


Sevgi: Nereye?


A: Plovdiv.


Sevgi ve Ciana: Olur.


Konuşmalar devam ediyor. 2 dakika sonra...


Ciana: Filibe' ye gidiyor muyuz yani?


A: Tamam ayarlayalım milleti gidelim.


S: E hani Plovdiv' e gidiyorduk???


C: Zaten oraya gidiyoruz; Filibe ile Plovdiv aynı yer!!


S: ?!?


Bu konuşma geçen ay, Ali ve Ciana ile yemekten dönerken ingilizce olarak geçti. Rezalet!! 3 ay durduktan sonra Filibe ile Plovdiv' in aslında aynı yer olduğunu yeni öğreniyorum!! E ama ingilizce konuşurkende Plovdiv veya Filibe diyorlar. Nasıl ayırt edebilirim ki??? Ben yeniyim galiba.... :D
Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

20 Şubat 2009

Filibe Yolunda


Burada Türk yemekleri hem lezzetli olduklarından hem de tarihsel bağlardan dolayı çok seviliyor. Tahmimden çok Türk lokantası var. (Aslında çok da Türk var, sayının bu kadar fazla olması doğal.)




Geçenlerde hava da tam yaz havası gibiyken arkadaşlarla Filibe yolu üzerinde "Zeki' nin Yeri" gitmeye karar verdik. Ben, Dobi, Lora ve Ali (şoförlüğümüzü yaptı sağolsun) arabaya atladık ve öğlen yola çıktık. Hava gerçekten güzel ve ortalık cıvıl cıvıldı. Şu an dışardaki kara bakınca çok kısa bir zaman önce ara ara camı açarak yolculuk yaptığımızı tebessümle hatırlıyorum.

Yaklaşık 1 saatlik gittikten sonra hedefe ulaştık.

Yol kenarında, 2 katlı eski tip bina olan lokantadan içeri girince tam "ocakbaşı" keyfi yapılacak bir yer olduğunu gördüm. İçerisi neredeyse doluydu ama dördümüze zorda olsa yer bulabildik. Ali daha öncede gittiği için yemekleri anlata anlata bitiremiyordu. Biz bayanlar ise salatanın derdindeydik. Zaten önce o geldi; tam Türk işi, metal bir tabakta kocaman bir salata! Normalden farkı burada adetten olduğu üzere onun üstünde de beyaz peynir bulunmasıydı. O kadar güzel gözüküyordu ki saldırmaktan aklıma fotograf çekmek gelmemişti bile. Son anda fotograflayabildim!! :)



Ekmekse tarif edilemez güzellikteydi....Tadı hala damağımda!

Dobi et yemediği için o ekmek ve salataya gömülmüşken, bizler ortaya dana şiş - kuzu şiş ve adana kebap karşımı söyledik ki hepsinin tadına bakabilelim. Ne yazık ki onların fotografı yok. O sırada iştahla yemek yemeğe dalmışız. Bu güzel yemeğin üstüne misss gibi sütlaç ve çayda gelince ben kendimden geçmişim....


Şimdi tekrarını yaşamak için havaların düzelmesini bekliyoruz. Daha çok fotograf var ama onlar facebookta. :)

19 Şubat 2009

Okunmalı


Bu aralar "tez"ip tozmaktan okumaya çok fırsat bulamıyorum. Hala başucumda aynı kitap duruyor.

Yılbaşı için Mersin' deyken iki kitap okudum ama onları sonra yazacağım. Önce şu "tez"canlılığımı ortadan kaldırayım!! :D


Gene de ara ara okuma listeleri yapıyorum, bugünlerde listeme 4 yeni kitap ekledim. Bu aralar annelik ve çocuk yetiştirme üzerine kitaplara merak sardığım için özellikle ikisini merak ediyorum.




Şu tezim tez zamandan tez elden biterse...Ay oturup kitap okuycam ben yaaa!! :D

Çocuk


Açık söyleyeyim: Mide bulandırıcı!

İnsanlar bunu o küçücük çocuklara nasıl yapabiliyorlar gerçekten anlayamıyorum. Çok sinir bozucu.

Görüntü olarak çocukluktan çıkmış, ruh olarak kadınla kız çocuğu arasında kalmış, erkenden yaşlanan - olgunlaşan değil- zavallı çocuklar. Yazıda da dediği gibi ne yaptığının bilincinden olmayan sadece anne - babalarını mutlu etmeye çalışan bu çocukları gelecekte ne tehlikeler bekliyordur Allah bilir.

Her yaşın bir güzelliği var diye boşuna söylemiyoruz. Bırakın çocuklar çocuk kalsın....



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

17 Şubat 2009

Buz


Balkanlardan gelen soğuk hava daha size gelemeden beni çarptı. Ha şimdi siz "Ay buralarda nasıl soğuk donuyoruzzz!" derseniz ters ters bakarım çünkü burası buz gibi. Abartmıyorum; aynen fotograftaki gibi ortalık, duvarlar bile buz gibi. Süpermen' mişimde kaleme gelmişim gibi bir halim var. Ama pelerin yerine battaniye taktım! :)

2 gündür şapka takmıyordum ve işte sonuç: Başım ve tüm vücudum ağrılar içinde.

Ve tek başına olmanın tadını (?) çıkarıyorum. Kendimi iyi hissedersem gider sıcak bir şeyler hazırlarım kendime.

Fırrrkkkk....



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

Saygıyla


Allah rahmet eylesin...


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

Esmer


Hani vardır ya "Ben esmeri badem ile..." diye güzel bir parça, işte bizimki de aynen o hesap oldu. BHA çantamı hasretini çektiğim kuru kayısı, dut kurusu, fındık ve cevizle doldurdu. Bir de kayısı döneri yedirdi. Ohhh...Canıma değsin. Bıdır bıdır yedim hepsini.

Bu haftasonu ete açlığımı giderdim. Tantuniden (ki ev yapımı olmasına rağmen cidden süperdi) ciğere bir Mersinlinin sayıkladığı herşeyden tattım. :)

İçine üzüm, kayısı ve bal konarak hazırlanan o güzel yoğurdu da unutamıyorum.

Ama yalan yok; en ama en güzeli sabah kahvaltısında ikram edilen simit oldu! Hmmm....Çay, simit ve de peynir.

Sağolsun laf arasında sayıkladığım ne varsa hazırlatmıştı. Ve hepsi çok güzeldi.

Dönerkende kurufasülyeden bulgura, mercimekten çaya salçaya neler eksikse evde onları aldım. Huzurrrr!!! :D

O' nu görmeye mi gittim yemek yemeğe mi hala bilemiyoruz ama... ;)


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

16 Şubat 2009

Chestit Rojden Den :)



I don' t know if the headline is correct! I try to say "Happy Birthday to You".


I know you all suprise to see that this time I write in English. Well, I have an excuse: I want him to read it.


This handsome boy is Alexis and I hope he will be my friend in the future because we have many things in common. However, we have a little problem: I can' t speak in Bulgarian and he can' t speak in English. As he is a few (?) years younger than me I am so sure that he will learn the language first.


Last monday was his birthday and I wanted to buy something for him. The gift was a book, actually a puzzle, about wild animals. I gave it to my lovely Bilyana (the mother, the colleague and the friend). In the evening I received a call from him and heard his voice saying "Thank you". Ohh it was such a lovely time. He was so cute and polite. :)


He learned how to thank in English but silly me, i didn't learn what to say to him!! :(


Well, Alexis, again HAPPY BIRTHDAY TO YOU!


And; mola! :D




Note: I have permission for one photo but he is so cute and I couldn' t choose one. Sorry Bilyana!


Sebep(siz)


Sebepsiz yere içinizin sıkıldığı oldu mu?

Ne yaparsanız yapın kalbinizin hızla atmasına engel olamazsınız...Sakinleşemezsiniz...Ne olduğunu anlamaya çalışırsınız ama bulamazsınız bir türlü. Bulunduğunuz alanda kafese kapatılmış kaplan misali dolanır durursunuz.

Şu an ruh halim böyle. Ne olduğunu anlayamamak, adlandıramamak çok kötü. Belki yorgunluktandır...

Bilmiyorum...Umarım öyledir.


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

:)

Uykusuz başlanan gün, 7 saate yakın süren araba yolculuğu, havaalanında rötar dahil 8 saate yakın bekleyiş, filmlerdeki gibi oturma yerlerinde el bagajını yastık yapıp uyumalar, türbulanslarda uçakta yaşanan heyecanlar ama yorgunluktan ona bile tepki verememe, bir yakadan bir yakaya geçerken 2 saat harcama, dinlenemeden 7 saatten fazla süren araba yolculuğu ile geri dönüş...
Bunların hepsi yaklaşık 24 saat görüşebilmek için.

Değdi mi? Her saniyesine.... :)

12 Şubat 2009

Nihat Bey

Büyük bir üzüntü ile söylüyorum, kendisini tanıma fırsatım olmadı. Daha da acısı, belki bu haber olmasaydı varlığından haberim bile olmazdı.
Tijen' in yazdıklarını okuyunca iki şey hissettim:

Geç bulmuş ve erken kaybetmiş olmaktan dolayı büyük bir üzüntü

Örnek alınacak bu insanlarının varlığını bilmenin mutluluğu


Dilerim mekanı cennet olur.

Ağız Kulak Birleşmesi


Ege' nin söylediği gibi:


Neden olmasın ki? Can sıkıntılarını, "Ama..." ları, "Neden?" leri, "Keşke" leri bir kenara bırakalım ve bugünü yaşayalım.

Hadi, ilk hareketiniz gülümsemek olsun. Misal ben, gördüğünüz üzere arkadaki ciddi arkadaşa aldırmadan ağzım kulaklarımda gezmeye başladım bile!! :D


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.




Sümbül


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

Mutluyum...Mutlusun...Mutlu




Uzaktan da olsa "özel biri" nin mutlu olduğunu öğrenmek...

Bu mutlulukta küçücükte olsa katkın olduğunu bilmek...

"Uzaktayım ama aklım ve kalbim sizde" diyebilmek...

"Ne olursa olsun biz bir aradayız" diyebilmek...

Bunlar siz olunca güzel!

Canım kardeşlerim; ikinizi de seviyorum.



Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.







































10 Şubat 2009

Duyuru


Kamuoyunun bilgisine:

Son kararım çay, simit ve de tulum peyniri!


:)


Off...Artık hiç bir yemek blogunu okumayacağım. Okudukça gurul gurul ses geliyor benden.

Hepinizi kınıyorum.

:P


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

8 Şubat 2009

-meli -malı

Evet bu salata mutlaka yapılMALI.

Renklerin güzelliğine bakar mısınız? Hellime düşkünlüğümde malum zaten.
Kesinlikle buradan dönüşte Ege tarafındayım!!
Bana neee...Bana neee....Ot istiyorum, zeytin istiyorum ve peynir istiyorummmm....
Ohh! Sefam olsun inşallaaahhh!!!
:)

7 Şubat 2009

O Hep Yanımda

Karanlıkta suratımı asarak oturmuş benim kadar "Çaresiz" "Ev Kadınları" nı izlerken bir yandan da yalnızlığımla savaşmaya çalışıyordum. Msn çalışmıyordu. Teze odaklanamıyordum. Arkadaşlarımdan, dostlarımdan, ailemden ve BHA' dan uzak olmak o kadar zor gelmişti ki bir anda...
İçimin iyice, ama gerçekten iyice, sıkıldığı bir anda telefon çaldı; O arıyordu.
Telefonda duyduğum ses:

...O şimdi burda olmalı

dedi.

2 dakika 7 saniye boyunca dinletti, dinledim...sessiz sessiz ağlayarak.

İyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın!



3 Şubat 2009

Çiğnemek

"Sofya' da yaşamak nasıl? Oralar nasıl yerler? Tek başına, hem de bir bayan olarak orada yaşamak nasıl?" sorularına cevap verebilecek bir insan değilim. Yani örnek olarak alınmam hata! :)

Kenya - İngiltere - Vatikan - Nepal - Somali - Antartika vs olsaydı da muhtemelen şu an ne hissediyorsam aynısını hissederdim. Yapım öyle; bardağın boş tarafını değil, bir damla ile bile olsa dolu tarafını görüyorum.

Burada olmanın çok büyük zorlukları da var. Ama şimdi iç sıkmanın anlamı yok, hem söylesenize yaşamın kolay olduğu herhangi bir yer var mı??

Nerede, nasıl ve ne kadar mutlu / huzurlu / başarılı olduğunuz tamamen size ve seçimlerinize bağlı. Eğer ki bunalım yaratacaksanız hemen yardımcı olacak şeyler anlatayım: burası şu an buz gibi, sabahları yürürken donuyorum, sosyal aktivite imkanlarınız dil öğreninceye kadar kumarhane ve tıkış tıkış gece klüpleri ile sınırlı, iş yoğun ve yorucu, başınıza bir şey gelse en yakın arkadaşınız sizde km.lerce uzakta vs.

Bunların farkındayım amaaaa; yeni arkadaşlarım var, bir dil daha öğreniyorum, her konuda farklı bakış açıları ile karşılaşıyorum ve ufkum gelişiyor, bol bol kitap okuyorum, her an yeni bir şey öğrenme ve kendimi bir çok anlamda geliştirme fırsatım oluyor...Benim ilgimi çeken bu kısımlar. Oturup bahtıma ağlayacağıma bunları düşünüp mutlu oluyorum.

Dediğim gibi olay tamamen size bağlı.

Bu girişten sonra gelelim neden bunları yazdığıma:

Ben bugün bir şey daha öğrendim, artık lokmalarımı "çiğniyorum". Sizde benim gibi çiğnediğini sananlardansanız bir daha düşünün. Yavaş yediğimi sanırdım ama yanılıyormuşum.

Bugün Dobi, ben ve Ali yemeğe gittiğimizde Ali her zaman ki gibi neredeyse yemeğini bitirmişti, ben yarılamaya yaklaşmıştım ve Dobi ise daha çoook başlardaydı. Bu durum Ali' ninde dikkatini çekmiş olacak ki Dobi' yi göstererek "Lokmasını 36 kere çiğnemeden yutmaz" dedi. Bir an durdum, lokmamı daha yavaş ve hatta sayarak çiğnemeye başladım. Birden bunca zamandır farkına varmadan ne kadar hızlı yediğimi, yemeğin tadını alamadığımı ve sadece midemi doldurmaya yönelik çalıştığımı farkettim. Birden durdum ve zevkini çıkara çıkara yemeğe başladım!

Ohh beee! Yemek yemek ne kadar güzelmiş! Hele de bu yediğin "kaşgaval pane" ise! :)


Yanında lahana salatası ve haşlanmış patates ile muhteşemdi. Yağlı göründüğüne bakmayın, yağlı değil. Hmmm....bu hafta ikinci bir kaşgaval (kaşar) ziyafeti daha çeksem mi? ;)

1 Şubat 2009

Aranıyor!!




Bir süredir sesim çıkmıyor çünkü oldukça yoğunum. Uykusuzum ama her daim uyuyorum!?! "Nasıl oluyor bu??" demeyin, depresif bir tavır sergiliyorum ama merak etmeyin depresyonda değilim. Ben bu durumu daha çok "koza" aşaması olarak değerlendiriyorum.


Her daim uyku halimi atmak için işte kahve miktarımın nasıl arttığını sanırım aşağıdaki fotograflar açıklıyor. İlki kahve fincanımı, ikincisi ise o kahve fincanının normalden biraz büyük bir fincanın yanında bile ne kadar büyük kaldığını gösteriyor. Sabahları boş olanla başlayıp, öğlen diğerine geçiyorum, akşamda "mug" la altın vuruş yapıyorum!!




Bu yoğunluğun içinde size anlatacak çok şey birikti ama sonra...Ama konu başlıklarını vereyim:

- Ninjalar

- Filibe

- İşte bu yüzden...

- Sevgililer günü

ve diğerleri....

Bu arada tuzlulara hasretimi bastıran ve çok hoşuma giden bir şey oldu.

Sevgili iş arkadaşım Bilyana, cuma günü ilk maaşını aldı ve adetten olduğu üzere bunu çikolata ile kutladık. Ben içim kıyılmış bir şekilde çikolataya teşekkür ederken Bilyana bir paket daha çıkardı ve "Bunları senin için aldım. Bizim de tuzlularımız var....Gerçi galiba bunlar Yunanistan' dan gelme ama!?" dedi.



Tuzlu kuru pasta!! Bir süre gözlerime ve ağzımdaki o tuzlu tada inanamadım. Bilyana' ya bu güzel "tuzlu" jesti için çoookkk teşekkür ederim. Yarın öğle arası alalım ve evde de çayla keyfini süreyim istiyorum! ;)

Tekrar görüşünceye dek kendinize iyi bakın.


Not: Kullanılan ilk resim internetten alınmıştır.

SBB

Sen + Ben = BİZ

En önemlisi ve en güzeli de bu! :)