21 Kasım 2009

Çivisi Çıkmış Dünya


Aslında Tanios Kayası'nı okuduğumda çok sevmiştim ama Afrikalı Leo'yu okurken kıyıldığım için Semerkant'ı okumamıştım. Belki üstüste aynı yazarı okuyunca olmuştur. Bu daha önce Herman Hesse serisini alıp art arda okuyuncada başıma gelmişti.

Her neyse, uzun zamandır Amin Maalouf'la ayrı duruyorduk.

Bu sene Çivisi Çıkmış Dünya yayınlandığında bu küslüğe son vermek istedim. Kitaptaki tarihe göre 5 temmuzda almışım. Yani tezimi savunmaya geldiğimde ayağımın tozuyla.

Herhalde o dönemin stresinden olacak, kitabı Sofya'ya götürdüğüm halde unutmuşum. Buraya (mecburi) kesin dönüşümü yaptığımda gene kitaplarla hasret giderirken almak için elimi uzatmış ama o an hatırlayamadığım bir nedenden almadan çıkmıştım. Almadığımı farkedince sonra alırım diye de üstünde durmadım. İyi ki de durmamışım çünkü Sofya'dan eşyalar geldiğinde "Aaaa! Bu kitap zaten varmış bende?" diye tepki verdim.

Ben kitaba o kadar bilinçsiz yaklaşmışım ki aldığımda roman sanıyordum!? Bu yüzden üzerinde "deneme" yazdığını görünce afalladım.

Okumaya başladım.

Giriş ABD, dinsel çatışmalar vs ile başladı. Bildik, duyduk ve bayıldık şeyler. (Burada bayılma iç bayılması/sıkıntı anlamındadır)

Yalan yok "öfff ya" diye elime aldığıma pişman oldum. Biraz önyargıdan birazda aynı konu hakkında binlerce şey okumuş olmaktan pek içime yatmadı. Okurken farkettim ki kitap bana değil BHA'ya daha uygun. Gene de zorladım kendimi ve en sonunda "yapamayacağım" diyerek bıraktım. Ama neden bilmem içimden bir his, belki kitapları yarım bırakmayı sevmediğimden ya da belki de önyargının utancından, devam etmeye zorladı beni. İyi ki de öyle yapmış!

Ben kitabı bıraktığımda 70li sayfalardaydım. Okumaya devam ettim. Lübnan kökenli ama yıllardır yurdu dışında yaşayan ve Müslüman olmayan yazarımız İslam alemi ile ilgili kısımlara gelmişti. Ve Mısır'da Nasır'ı anlatmaya başlamıştı. Sayfayı çevirdim ve...

Sayfa 80:

"Ama Nasır'ın izlediği yolu değerlendirmeden önce, şu 'yurtsever meşruiyet' kavramını biraz daha belirginleştirmek istiyorum. Özel, hem de çok özel, hatta belki de İslam aleminde bir eşine rastlanmamış bir örnekten, halkını yıkımdan kurtarmayı başarmış, bu yüzden de savaşçı meşruiyetini hak etmiş, böylesine bir kozun ne kadar güçlü olabileceğini ve ondan nasıl yararlanabileceiği açıkça göstermiş bir önderden hareketle yapacağım bunu. Atatürk'ten söz etmek istiyorum."

Yüz ifademi tahmin edebiliyor musunuz? Şimdi "Elin adamı tabii ki Atamızı övecek" demek dışında önemli bir nokta var benim için, Atamızın unutturulmaya çalışıldığı şu günlerde ve Cumhuriyetimiz kurulalı bunca yıl geçtikten sonra bir yabancı O'nu överek kitabına alıyor. Hadi Atatürk'ün döneminde ve ölümden sonra bir süre çok övücü yazılar çıkmıştı diyelim. Ama yıllar geçtikten sonra kaç yabancı yazardan övgüler duydunuz? Tam tersi, mesela Mandela diktatör olmakla suçlayıp kendisine verilen ve Atamızın adını taşıyan ödülü reddetmemiş miydi? Yanlış mı hatırlıyorum? Yakın bir zamanda medyada, ama doğru ama yanlış %100 bilemem, okullarda Atatürk fotografları olduğu için bizi eleştiren Avrupalı politikacıları okumadık mı?

Peki tüm dünyada okunan ve bilinen bu yazarın kitabında BİZDEN bahsettiğini kaçımız gördük/duyduk? Belki yayınlandı ama beni affedin, farkedeceğim bir reklam olmamış demek ki. Bu durumdan uluslararası anlamda faydalanmamak bizim hatamız ya neyse.

Amin Maalouf Türkiye'nin kuruluşundan, Atatürk'ün tavırlarından ve kararlarından ve bunların diğer Arap ülkelerine olumlu etkisinden bahsetmiş.

O andan sonra kitap beni bir anda sardı.

Kitapta hoşuma giden bir kısımdan daha alıntı yapacağım. Yazar genel olarak kitap boyunca dinler arası uçurumlardan, bunların etkilerinden ve kendince bu anlamda her iki tarafın nerelerde hatalı olduğundan, göçmenlerin sorunlarından ve dil-kültür ilgisizliğinden bahsetmiş.

"Bilgi sonsuz bir evrendir, bütün yaşamımız boyunca hiç de ölçülü davranmadan beslenebiliriz ondan, ne yapsak tüketemeyiz onu. Üstelik, daha da iyisi: Ondan ne kadar beslenirsek, dünyayı da o kadar az tüketiriz." (sf 143)

Başta sıkılsanız bile mutlaka şans vermeniz gereken bir kitap bence. Ve yazarın gözlemlerinde çok etkili kısımlar var.


6 yorum:

asyaselda dedi ki...

iyi geceler canımmmmmmmmmm:):):)

öykü dedi ki...

Bundan 5 sene oncesı benı kıtaplarla dolu bı adayaa kapasalr kımseye ıhtıyacım kalmadan mutlu yasarım dıycek kadar kıtap sever olan ben su sıralar okuyamaz oldum
kendımı kınıyoırum senın bu guzel satırlarını okurken

Sevgi Küçük dedi ki...

Selda Hanımmmmm??Bacım nerdesin sen yaaa???Sesini duymadan nasıl uyurum ben? :)
Hem bana Don Kişot okumayacak mısın?Hi hi....

Sevgi Küçük dedi ki...

Canım benim, sen ıssız adaya düşersen beni de al yanına. Benim kitaplar senin kitaplar bir arada olur. Ohhhh yüzyıllarca okuruz. Selda'yı da alsak mı? :)
Şaka bir yana canımın içi bu aralar bu kadar koşturup dururken okuyacak zaman bulamaman çok doğal.Üsülmee sen!

Damak Tadı dedi ki...

Amin Maalouf sevdiğim yzarlardan biridir..Tanios Kayasını okumadım ama Afrikalı Leo'yu ve Semerkant'ı okumuştum..Bende sana tavsiye bir Amin'den okuyup 4-5 kitap farklı yazarlardan okuyup aralarına Amin'i serpiştireceksin..Bak ne güzel gelecek sana..Bu aralar bende okuyamıyorum..Öperim çok çok..


Sevgilerle Sevgi'mmmm...

Sevgi Küçük dedi ki...

Evet Gül Abla, kesinlikle üst üste çekilmiyor!!Bünyeyi yormadan sindire sindire okumak lazımmış gerçekten! :D
Öptümmmm