23 Mayıs 2009

Ohrid Yolu - Bölüm 2: Üsküp' te Akşam Yemeği Molası



Hikayeme ara vererek devam ediyorum, kusura bakmayın. Tembelliğimden makinedeki fotografları hala aktarmadım. O yüzden IPhone görüntüleri ile idare edeceksiniz. En azından kısa bir süre daha. Gelelim hikayemizin ikinci bölümüne:

Yolumuzun bu kadar uzun olduğunu bilmeden Makedonya' da ilerlemeye devam ediyorduk. Dediğim gibi her yer Elveda Rumeli seti gibiydi; yemyeşil ve çiçekler içinde. Ben sadece giriş böyledir diye düşünmüştüm. Herşeyden önce Ohrid' in Makedonya' nın Bodrum' u olduğunu okuyunca oranında taş yığını olacağını tahmin etmiştim.

Zaman ilerledikçe otobanda gişelerden geçe geçe ilerlemeye devam ettik ama bir türlü Üsküp' e gelemiyorduk. Malum sınırda kısacık (?) bir zaman geçirdiğimiz için hepimiz acıkmaya başlamıştık. Aklınızda olsun bu gişeler için yanınızda mutlaka ama mutlaka Makedon parası bulundurun. Gişelerde bir euronun altında para ödüyorsunuz normalde (yaklaşık 30 ya da 50 denar arası) ama eğer yanınızda ülkenin parası yoksa 10 euro filan ödüyorsunuz!! Tamam önemli değil diyeceksiniz belki ama Üsküp' e girene kadar 4 kere gişeye girdik, bilmem rakam hala önemsiz gözüküyor mu?

Üsküp' e vardığımızda gördüklerime inanamadım. Çünkü bir arkadaşıma "Sofya' dan sonra Üsküp' e gitmek istiyorum" dediğimde "Tabii..tabii! Eminim gidersin?! Aklını mı kaçırdın, orası daha da küçük bunalırsın sen, yapamazsın oralarda!" demişti. Ankara' yı bilenler için Sofya' nın Ankara' nın yarısı kadar olduğunu söyleyeyim. Benim gözümde beliren Üsküp ise Sofya' nın yarısı kadar bir yerdi ama heyhat! O kadar geniş o kadar "ferah"tı ki...Binalar çoktu ama ne görüntü kirliği vardı ne de çağdaş ucubeydiler. Gökyüzü, dağlar herşey o kadar net görülebiliyordu ki...Ve yemyeşildi.

Daha içine girer girmez Üsküp' e ısınıvermiştim. Evet (ne mutlu ki) bizim gibi "medeni" (?) değillerdi; bizim gibi yozlaşmış binaları, bilmem hangi marka yiyecek içecek fastfoodcuları...Hiçbirşeyleri yoktu! Allah'ım daha güzel ne olabilir ki benim için?
Alan isimleri, yerler ve yollar Türkçe isimlerle doluydu. Daha bir hoşuma gitti.

Genel müdürümüzün bize verdiği tavsiyeye uyarak Türk çarşısına gittik. Ben saflığımdan sanıyorum ki pazarın adı sadece öyle. Değil! Türkiye' de bir kasabada dolaşır gibi dolaştım çarşı içinde; aynı kaldırımları, binaları, kumaşçısı, ayakkabıcısı, berberi ve lokantaları ile...Günün bütün yorgunluğu gitmişti üstümden. Heyecanla bir orayı bir burayı fotograflıyordum. İşte bir yer; Çanakkale!




Tavsiye edilen lokantayıda bulduk: Rio! Adı latin ezgileri taşısa da bildiğiniz Türk lokantası. Ekibin etcil üyeleri hemen köfte sipariş ederken Dobi güveçte fasülye ve "Shopska Salad" (Şopska Salatası) sipariş etti. Ve sonra ne olduysa oldu:

Okuduğunuz üzere ben sipariş verememiştim henüz. Lokantada Türk olmadığı için etin ne eti olduğunu öğrenemiyordum. Açıkçası o an arkadaşlardan bazılarının beni şaka olsun diye özellikle yanlış yönlendirip "domuz eti" yedirmesinden korktuğum için et yememeyi tercih ettim. Ama ne yiyecektim? O sırada henüz bilmiyordum ama tüm gezi boyunca ne kadar yerde durduysak ben Shopska Salad yedim. Tek tek size anlatabilirim. :)

Bende Dobi' den yardım istedim. Ve Dobi' nin yardımı geziye ve hatta bundan sonra gezi dediğimizde aklımıza gelen bir olaya damgasını vurdu: Tercümanım Dobicik, sağolsun bana Makedonca' dan Bulgarca' ya tercüme yaptı!

İsterseniz daha açık anlatayım:

Makedonya' da arkadaşlarımın "kötü Bulgarca" dediği bir dil konuşuluyor. Eminim ki Makedonlarda onların konuşmasını "kötü Makedonca" olarak adlandırıyordur. Bizim Türki Devletleri dinlerken yaşadığımızı yaşıyorlar kısaca.

O yüzden onlar rahat rahat anlaşabilirken ben "Kakvo?" (Ne?) diyip duruyordum. Sağolsun Dobi yardıma karar verdi ve garsonumuzun Makedonca sözlerini dönüp bana Bulgarca anlatıp benim İngilizce cevabımı ise adama İngilizceye çevirdi! :D

Adam şaşkın ben şaşkın Dobi' ye bakarken o kaptırmış açıklıyordu. Ben arada kelimeleri seçtiğim için gülmemeye çalışarak Dobi' nin Bulgarca sorularına İngilizce cevap verirken adam Dobi' nin bana söylediklerinden anladığı ile cevap veriyordu. Bu yüzden Dobi ne yaptığını uzun süre farkedemedi. Adam gitti ve ben dönüp "Sonuç olarak ben ne sipariş verdim?" diyince Dobi bir anda "aydınlandı!"

Herkes yerlerde çünkü ben sorulan sorulara cevap vermişim filan ama tam anlamamışım ne sipariş ettiğimi. Aslında iyi oldu o günden itibaren 5 gün içinde hızla Bulgarca öğrendim. :)

İşte güveçte fasülyemiz:




Ve bu da salatamız! Sofya' da da çok yediğim bu salata, aslında bildiğiniz çoban salatası. Tek farkla; üstünde rendelenmiş beyaz peynir var.






Bu arada ilerleyen günlerde bizim çoban salatasının Balkanlarda "Sırp Salatası" olduğunu öğreneceğim. Ama o kısımlar sonra.

Orada Türk çarşısını gezdik, camiileri gördük, karnımızı doyurduk ve sonra Ohrid' e doğru yola çıktık. Bizi izlemeye devam edin! ;)

5 yorum:

Hayalbemol dedi ki...

Ne şanslısın biliyor musun?
Şu anları yaşamak için neler vermezdim!
Paylaşım için teşekkürler.

Sevgi Küçük dedi ki...

Asıl ben geldiğin, duygularını paylaştığın ve "izleyicim" olduğun için teşekkür ederim.
Bende bloguna bakıyordum ama Tess' e çok kaptırdığım için odaklanamadım. Kitabı bitirince hakkını vererek okuyacağım.Ama okuduklarım çok hoşuma gitti. Ağzına sağlık. :)
Sevgiler

Tijen dedi ki...

Nasıl da göremedim oraları ben! Bir gün kısmet olur umarım...

Sevgi Küçük dedi ki...

Bak şuraya yazıyorum Tijenciğim: Benim adımda Sevgi Küçük' se ben ne yapar eder seni hem orada hem burada ağırlarım!! :D
Hatta ben bu bölgeyi bir öğreneyim, seninle güzel bir Balkan gezisi bile yaparız. Belli mi olur, hayat bu! :D
Çok öpüyorum seni

Sevgi Küçük dedi ki...

Geziyi okudukça hoşunuza gidecektir umarım ama hepinize mutlaka Makedonya' yı görmenizi tavsiye ederim. Medeniyetin (?) örselediği ruhlarımıza gerçek bir ilaç! Ve aslında gezi sonrası tek düşündüğüm onların herkesten medeni olduğu; herşeyden önce onlar yaşadıkları yerleri diğer canlılarla paylaşmayı bilen, içten insanlar!