22 Aralık 2008

Feliz Navidad











Şarkının adı bu: Feliz Navidad.

Bir kere daha dinlersem ağlamaya başlayacağım! Son 3 haftadır radyoda aralıksız çalıyor. İlk haftanın sonunda eve giderken kendi kendime söylemeye başlamıştım bile!! :)

Buralara Noel neşesi çoktan geldi anlayacağınız. Dün apartmanda takırtılar vardı, sabah sebebini gördüm: Yöneticimiz -ki kendisi komşum aynı zamanda- hem kendi evinin girişini hem de asansör dahil apartmanın her köşesini süslemiş. Ve çok şeker olmuş. Karşı dairelerdeki komşularında evlerini süslediğini rengarenk camlardan anlayabiliyorum.

Hani diyorlar ya Noel Ruhu, evet o gerçekten var ve herkesi sarmaya başlamış. Her sabah önünden geçerken ışıl ışıl gözleriyle "Dobroultro" (*) diyerek ücretsiz gazete dağıtan kadın bile bugün o kadar şirindi ki...Bembeyaz minik kanatları ve Noel Baba şapkası ile gazetesini dağıtıyordu.

Ofiste bile herkes ayrı bir mutlu!
Aman Allah bozmasın!

Şimdi herkes için tatil zamanı. Fırsat bu fırsat diyerek bir süre izninizi istiyorum. Kısa bir süre buralarda olmayacağım. Biraz işlerim var, onları halledip haftasonu Türkiye' ye, Mersin' e ailemi ziyarete gideceğim.

Şimdiden hepinize sağlık, şans, huzur, mutluluk ve başarı dolu, gözlerinizin ve yüzünüzün hep güldüğü bir yıl dilerim. :)

Hep Sevgi'yle tabiii!


Not: Tam bu satırları yazarken canım Nünümden sms geldi: Noel ağacını süsledik, seni bekliyoruz!
Ah nasıl isterdim orada olmayı. Kısmet.

Not 2: Konuya uygun olsun diye Noel ağaçlarından örnekler ekledim, yok aslında bariz bir şekilde sayfama reklam aldım!! :D

(*) Günaydın


21 Aralık 2008

Tembel Kedicik


Hiç bir zaman yaramaz ve tembel bir çocuk olmadım. Okulu ve okumayı sevdim. E insan fizik laboratuvarında büyürse...

Her zaman derim anne hamileyken ne yaparsa çocuğu etkiler. Annede öğretmen, hele de kendini geliştirmeyi ve okumayı seven bir öğretmen, olunca ortaya bizim gibi çocuklar çıkıyor.

Ama bu aralar haylazlığım üstümde! Tezimi yazmam lazım ve bir ara bu konuda epey söylendim. Hakkımı yemeyelim, geçen hafta büyük bir atakla epey kaynak kuruttum! BHA' dan aferin bile aldım. :)

Ama bu hafta durumumu şöyle özetliyeyim:

İS TE Mİ YOOO RUUUMMMM!!!

Valla açık ve net; BHA ile buluşuncaya kadar çalışmak is-te-mi-yooo-ruummmm! İçimden gelmiyor! Zamanımı onu düşünerek geçircem, çalışmayı reddediyorum! :P


Not: BHA az önce mesaj atarak tezimi zamanında veremezsem başıma gelecekleri kibarca hatırlattı! İzninizle ben gidip biraz ders çalışayım!! :)


Not 2: Kullanılan resim internetten alınmıştır.

Bir Dilim Pizza


Efeendddimmmm...

Bir dilim ekmek alınır, üzerine biraz mısır, biraz beyaz peynir, salça bulunamadığı için biraz "katkısız" ketçap, bir kaç zeytin ve bir iki dilim kaşar konur ve fırınlanır.

Afiyet bal şeker olsun!! :)

20 Aralık 2008

Fildişi Karası


"...oyunları yalanlardan ayırmayı öğreten yaşlı adamın sözlerini hatırlıyorum: Fildişi tozundan simsiyah bir mürekkep vereceğim sana, yazman için bunları. Her sözünü ayıklamalısın, sevgiliye sunulan bir karpuzun çekirdeğini ayıklar gibi. Yoksa rahat bırakmaz onlar seni. Bir gülümseme yayılıyor yüzüme. Hazırım yazıyla öpüşmeye. Artık ne gecenin rengi var, ne yalnızlığın şarkısı...Çünkü her şey, fildişi karası." (sf. 9)


Sevdiğim yazarlardan birinin Yekta Kopan olduğunu daha önce defalarca belirtmiştim.

Aslan Asker Şvayk ' ı bittikten sonra "Patagonya' da" isimli kitabı okumaya başladım ama yarım bıraktım! :(

Başka bir kitap seçerken elim birden "Fildişi Karası" na gitti. Alalı uzun zaman olmuş ama araya yüksek lisans dersleri girince hayatımdaki bir çok şey gibi onu da ihmal etmişim.

Bu, ilk öykü kitabı. Öyküleri yine okuyucuyu bambaşka yerlere taşıyor. Bir solukta hepsini okudum. İtiraf ediyorum, bu kez öykülerden birini hiç sevmedim. Haddime değil belki ama okur olarak kurgusunu beğenmedim.

Ama kalanlara ve özellikle ilk öyküye bayıldım! İki öykünün sonu kesinlikle büyük bir sürpriz oldu benim için. Onların da kurgularına bayıldım.

Tavsiye ederimmmmm. :)



Not: Aslan Asker Şvayk mı? O, azzzzz sonraaaa... :)

2008' in Muhasebesi



Küllerinden doğmak...


Bunu başarabilen insanlara gerçekten hayranlık duyuyorum. Yaşadıklarına / hissettiklerine / hissettirilene / yapılanlara rağmen kendini yenileyerek ve eskisinden daha sağlam basarak hayatına devam eden insanlara gerçekten hayranım.


Zümrü' düanka gibiler...


Bugün bir "aferin"de kendime veriyorum. Çünkü ben de bunu başarıyorum.


Eskisi gibi gözlerimin içi gülüyor.


Enerjimin kaynağı, hayatımın anlamı BHA' ya teşekkür ederim.

(Yazıyı yayınlayalı saatler olmuş. Bu son cümle beynimi kemirip duruyor çünkü yetersiz! Çok resmi olmuş. Şöyle düzeltmeli:


BHA; hayatımda olduğun, bana hayatında yer verdiğin için binlerce teşekkürler. Sen benim hayatımın anlamı ve gözlerimdeki ışıltısın! :)

Seni seviyorum.


Aşkı dile getirmek kolay mı? Değil. Bunlarda yetmiyor O' na karşı hissettiklerimi anlatmaya. Ama O biliyor. Malum, bazen kelimler gereksiz...)







Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.

19 Aralık 2008

Özlediğim Sofralar

Yemeğe düşkün biri haline geldim farkındayım, ama bazen bazı şeylerin değerini kaybedince anlıyorsunuz işte! Geldim geleli şöyle doyaaa doyaaa yeşillik yemeyi ne kadar çok özledim anlatamam. Ya da normal boyutta sebze görmeyi...Misal; burada satılan yeşil biberlerden bir tane alıp doldurun, o "dolma" tüm aileye yeter! Kocamanlar yaa!!

Bugün öğle yemeğinde Lora ve Petya ile birlikteydim. Uzun zamandır canım tost çekiyordu. Gittiğimiz yerde "tavuklu" tost sipariş ettim. Değişik bir hamur arasına arasına kaşar, tavuk ve biraz da turşu konularak servis yapılan bu tost çok hoşuma gitti. Hele o kaşar eriyince....Hmmm...





Aklıma, buraya gelmeden önce davet edildiğim ya da davet ettiğim sofralar geldi. Şöyle bir nostalji yaptım:



Gelincik' ten muhteşem bir sofra - "Dolmişş"lerine bağımlı hale geldim. Kim der yeni evli diye?








Gonca' cığımdan 2 pasta ve mükemmel bir sofra! Güya o da yeni evli diye! Eskiden yeni evliler bu kadar becerikli miydi canım?


Bu da geçen bayramda ailece yaptığımız bir kahvaltı. Babamız bizi herşeyin doğal yetişitirildiği güzel bir yere götürmüştü.



Ve son yemeklerde benden olsun! Gonca ve Gökçe' ye "Evime Hoşgeldiniz + Bana Müsaade" yemeğim!!

Birbirinden güzel sofralar. Ama fotograflayamadığım için çok üzüldüğüm sofralar da var: Elifciğimin o güzelim iftar sofrası, Berroşumun cumartesi kahvaltıları, Nününün terasta mangal partileri....

Düşünüyorum da sofralar aslında bahane, aslolan dostluklar ve paylaşılanlar. Her birinizi o kadar çok özlüyorum ki...
























Yaratıcılık











Ah keşke bende de azıcık yetenek olsaydı!


Gazeteleri dolaşırken gözüme takıldı ve gördüklerim o kadar eğlenceli geldi ki sizlerle de paylaşmak istedim.
















17 Aralık 2008

Şakırrr Şakırrr

Ya ben süperim! Dil öğrenmek konusunda acayip yetenekliyim, gerçekten! Bu konuda mütevazi olamayacağım çünkü 5. haftam yeni bittiği halde dün farkettik ki ben Bulgarcayı çooookkktaaann sökmüşüm!

Şimdi burada uzun uzun Bulgarca cümle kurmayacağım ama sizi de kırmayıp azıcık da olsa neler diyebiliyorum anlatayım:



Köfte

Sucuk

Sofra

Dere

Manastır

Portakal

Mandalina

Torba

Çekmece

Tepe

Pirzola (Pirjola)



Birşey anlamadınız değil mi? Hemen açıklayayım. Bunlar Bulgarcada okunuş olarak aynen bu halleri ile mevcut ve anlamları da Türkçedeki gibi olan kelimelerden bazıları. Dün oda arkadaşımla konuşurken "Dobi, ya sen Türkçeyi söktün ya da ben Bulgarcayı!!" dedim. O zaman bu zamandır etrafa hava atabiliyorum:



Ben Bulgarca konuşabiliyorum!!



:)



Hadi konuyu gene bir karikatür ile bağlayalım:









Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.

16 Aralık 2008

15 Aralık 2008

Ses(siz)

Sofya' nın nesini seviyorsun derseniz şu an en çok sessizliğini seviyorum.

5. haftamı bitirmek üzereyim ve bu süre boyunca 4 kere korna sesi duydum! Bu sessizlik nasıl güzel bir şeymiş meğer?

İşe gidip gelirken trafik stresi yaşamıyorum çünkü yürüyorum. Yolun bir kısmı araç trafiğine kapalı, sadece tramvaylar girebiliyor. İşte onlara bir örnek:





Rengi ne kadar güzel değil mi? Bu yeni modellerden biri. Yakında her yere yayılacaklar(mış). Burada gökyüzünü kesintisiz görmek genelde mümkün değil; tramvay - traleybüs kabloları dolu her yer. Ama hava temiz, ulaşım hızlı ve korna sesi yok! :)

İşte bu trafiğe kapalı alanda yolun % 90' ını geçmiş oluyorum. Sessiz sessiz...

Hadi orada araç yok ki gürültü olsun diyeceksiniz, peki diğer yerler? Bazı yerlerde nasıl trafik var anlatamam! Araçlar, özellikle haftasonu, milim ilerliyemiyor. Ama gene de çıt yok! Sanırım bizlerin aksine onlar şunu çözmüşler:

Trafik tıkalıysa, aralıksız kornaya basınca araç ilerlemiyor! Maharet sorun çözülünceye kadar sabırla beklemek.

Mantıklı olabilir. Ama gene de biz basalım kornaya, hem de bööööyyleee aralıksız basalım ki şanımız yürüsün!?!

Bu kadar misafirperver olan, tanıdık tanımadık herkesin yardımına koşan, "imece" diye bir kavramı yaratmış ulusun insanları nasıl oluyorda trafikte bu kadar canavarlaşıyor?? Karşısındakine saygısını yitiriyor?? Nasıl??? Anlayamıyorum!

Ve inanın trafikte kaybedilen zamanın stresini asıl tetikleyen etraftaki o korna sesleri.

Eski Fotograflar


Bugünlerin en önemli meselelerinden biri "açılım"la ilgili. Doğrudur yanlıştır şudur budur...ben bunu buraya taşımak istemiyorum. "Amaç?" ve "zamanlama!" diyorum sadece.

Bu konuda bugün okuduğum bir yazı çok hoşuma gitti. Annemin eski kıyafetlerini hatırladım; o kadar miniymiş ki etekleri...

Açılım diyerek bazı fotografları çıkaranlar umarım bu fotografları da hatırlıyordur.




Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.


13 Aralık 2008

Kahve Molası


Sevgili Hülya' nın kahve yazısını kıskanıp ilk molamda bende kendime kahve yaptım. Ama fotograflamayı unutmuşum. Az önce ders çalışmaya ara verdiğimde mecburen (?) tekrar kahve yaptım.

Kahve fincanlarımı kutuya koymayı unuttuğum için evde bulduğum likör bardaklarını kullanıyorum.

Köpüğüne dikkatinizi çekerim! :)

Selçuk Erdem













Blogumuz hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış ve sizler için bir "araştırmacı blogculuk" (?) örneği göstererek Selçuk Erdem' in birbirinden güzel çizimlerini internetten arayıp / tarayıp bulmuştur. Keyfini çıkarın! :)

Yardım İstiyorum!!


Sizlerden yardım istiyorum. Konu kitaplar!

Buraya gelirken tezimi hazırlamak için bir sürü kitap getirdim ama tabii ki bunlar belli bir konuya yönelik ders kitapları.

Okuyacak çok az kitabım var. Dün amazon.com' da dolaştım ama daha önce oradan sipariş vermediğim için, hele de Bulgaristan' da olduğum için kararsız kaldım. (Ben genelde kitaplarını gidip seçenlerdenim. Belki daha pahalı oluyor ve her istediğim kitabı bulamıyorum ama olsun, onlara dokunmak ve hissederek seçmek çok hoşuma gidiyor).

Sizden ricam bana kitap satın alabileceğim, kendinizin kullanıp memnun kaldığı site/siteleri yazmanız.

Ve mümkünse, farklı zevkler için sevdiğiniz kitaplardan tavsiyelerde bulunmanız.

Tavsiyelerinizi e-posta adresime gönderebilirsiniz.


Şimdiden teşekkür ederim.



Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.


Especially For You



Bu şarkıyı taaa ortaokul zamanlarımızda dinler ve severdim. O kadar yıl geçti üstünden hala da çok seviyorum.
Benim için anlamı artık daha da özel, belki de ondandır! ;)


ESPECIALLY FOR YOU (Kylie Minogue & Jason Donovan)


Especially for you
I wanna let you know what I was going through
All the time we were apart
I thought of you
You were in my heart
My love never changed
I still feel the same

Especially for you
I wanna tell you
I was feeling that way too
And if dreams were wings, you know I would have flown to you
To be where you are
No matter how far

And now that I'm next to you
No more dreaming about tomorrow
Forget the loneliness and the sorrow
I've got to say
It's all because of you

(CHORUS)

And now we're back together, together
I wanna show you my heart is oh so true
And all the love I have is
Especially for you

Especially for you
I wanna tell you, you mean all the world to me
How I'm certain that our love was meant to be
You changed my life
You showed me the way

And now that I'm next to you
I've waited long enough to find you
I wanna put all the hurt behind you
And I wanna bring out all the love inside you, oh and

(CHORUS)

You were in my heart
My love never changed
No more dreaming about tomorrow
Forget the loneliness and the sorrow
I've got to say It's all because of you


"Ben Türkiye' de değilim, bana yasak mı ki? Ohhh keyifle izlerim" diyorsanız buyrun buraya tıklayın!





Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

12 Aralık 2008

Hastayım Hiç Kimse Bilmiyor :(


Dedim ya suratsızım diye, bunu günlerin yorgunluğuna vermiştim. Ama sanırım bir sebebi daha varmış; üşütmüşüm! Burada hava bir sıcak bir buzzz gibi. Bugün işe varıncaya kadar burnum kıpkırmızı olmuştu.

Sofya' ya ilk geldiğimde sabahları kıpkırmızı burunla işe giden insanlar dikkatimi çekiyordu. İşe gider gitmez benimde kızarmış mı diye bakardım...Eh artık kızardığına göre bende Sofyalı oldum! Zaten bugün kimliğimi ve dolayısıyla oturma iznimi de aldım. Ohhh değmeyin keyfime!

İşte yoğun bir haftaydı, günlerdir ekrana bakmaktan kan çanağına dönen gözlerim hastalığında etkisi ile iyice kanlandı. Ayrıca günlerce ağlamışım gibi şişler. Bir ara o kadar çok üşüdüm ki tarhana çorbası yapıp sıcak sıcak içtim.

Hemen bir not: Çorbayı 3. İstanbul Kültür gezisinden dönerken almıştım. Buralara kadar da getirdim. Bu konuyu daha sonra detaylı anlatacağım!

Tadım yok diye şu an için tek eğlencem olan internette dolaşırken beni güldüren hem de kahkahalarla güldüren iki şey buldum:




ve




Yoo töbee (youtube) de ikisinide parça parça izliyorum ama özellikle Komedi Dükkanı'nın 30 ve 31. bölümlerine bayıldım! Anında Görüntü Show ise Türkiye'deyken uykusuzluğa katlanıp zevkle izlediğim bir programdı, eski bölümlerine rastlayıp izledim. Pazar günü evsahibim söz verdiği gibi uydu yayını bağlattırırsa o zaman internet yerine canlı canlı izleyebileceğim. Bence sizde her ikisini de kesinlikle izleyin. :)
Not: Kullanılan resim internetten alınmıştır.



Liçnakarta

Güne suratım asık başladım.
Çünkü birazdan "liçnakarta" yani kimlik için yabancılar dairesine gideceğim. Kalabalık, bağırış çağırış ve ter kokulu bir ortam diye özetlesem sanırım nasıl bir ruh hali içinde olduğumu tahmin edersiniz!
İki hafta önce gittiğimde, pasaportumu geri almak için yaklaşık 3 saat sırada bekledim. Sonunda ise yaptığım tek şey imza atıp pasaportumu almak oldu!!Bunun için ayrı bir sıra oluştursalar ne olurdu sanki!?!

Hiç gitmek istemiyorum biliyor musunuz? :(
Bu ara çok mızmızım zaten....Sanırım tatile ihtiyacım var.

10 Aralık 2008

1. Ay


Heyoooo!!

Sofya' da birinci ayımı sağ salim bitirdim.

Neden bilmem kendimi yıllardır burada yaşıyor gibi hissediyorum. :)



Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

8 Aralık 2008

İyi Bayramlar

Bu benim ailemden, BHA' dan ve sevdiklerimden uzak ilk bayramım...Bu yüzden sabah biraz hüzünlü uyandım. Ama o kadar şanslıyım ki birbirinden tatlı ve düşünceli iş arkadaşlarım var. Daha kapıdan girerken güvenlik görevlisi içten bir gülümsemeyle ve Türkçe olarak "İyi bayramlar" diyerek karşıladı beni. Ardından kim geldiyse günaydın dedikten sonra bayramımı kutladı ve iyi dileklerde bulundu. Ama en büyük sürprizi sona saklamışlar:
Güzel bir organizasyon yaparak, müslüman personele içinde çikolata ve kutlama kartı bulunan bir paket hazırlamışlar.


Gördüğünüz gibi kartı tek tek imzalamışlar.



O kadar hoşuma gitti ki bu tavır, bu kadar güzel bir ortamda çalışmaktan bir kez daha mutlu oldum.

En sevdiğim Selçuk Erdem karikatürü ile size bugünlük veda ediyorum.

Hepinize sevdiklerinizle geçireceğiniz sağlık, mutluluk, huzur ve şans dolu nice güzel bayramlar dilerim.

7 Aralık 2008

Açıımmm Açıımmmm

İş arkadaşlarım birbirinden şirin insanlar. İçlerinden özellikle Petya beni çok güldürüyor. İngilizcesi çok az, Türkçesi de öyle. Malum, ben henüz Bulgarca konuşamıyorum. Ama gene de hevesle iletişim kurmaya çalışıyoruz. Geçen cuma dışarı çıktığımızda Petya' nın Türkçe konuşmaya çalışırken kırdığı potları dinlerken yerlere yattık. Ama bunlar başka bir yazı konusu! ;)



Başlık Petya' ya ait!! Petya her durumda aç...Hem de çok aç! Yemeğe gittiğimizde değişik bir vurgu ile hep "açıımmm açımmm" diyor. Geçen yaz bir yere gittiklerinde o kadar açmış ki kendi yemeğinin ardından, arkadaşın çavdar ekmeği içinde servis edilen çorbasını bitirmesini fırsat bilip ekmeği yemiş!! Son lokmasına kadar! Garson kızın nasıl şaşkın şaşkın baktığını anlattıklarında gene yerlere yatmıştık!



Size yavaş yavaş Sofya' daki hayatımı anlatmaya başlayayım. E Petya' yı bu kadar andığımıza göre önce yemeklerle ilgili bir iki şey anlatayım.



Cuma öğlen ilk kez bir Bulgar lokantasında yemek yedim. Menü Bulgarca olduğu için arkadaşlara okuttum ve en sonunda "Teneşke Kebap" dedikleri bir yemekte karar kıldım. Aslında burada Türk lokantaları dışındaki yerlerde et yemiyorum. Ama o gün "İçinde domuz eti yok değil mi?" diye kırk kez teyit ettirdikten sonra yemeği sipariş verdim.



Değişik bir pilav etrafında birazcık biftek vardı. Sosu biraz baharatlı ama güzeldi. Burada pilav denilince sadece pirinçten yapılan pilavı kastediyorlar.





Cuma günü aynı zamanda bankacılar günü olduğu için akşam hep birlikte Dedeman Princess Sofia' ya yemeğe gittik. Aslında sadece yemek değil aynı zamanda eğlence, hem de ne eğlence! Ve gerçekten çok keyifli geçti. Bir ara kendimi "Ade Sevgi! Adeee adee..." yani "Haydi Sevgi! Haydii haydi..." sesleri arasında kalkmış oynarken buldum!! Hristo bir sürü fotograf çekti, yakında onları da yayınlayacağım.



Cumartesi günü ise sabah erkenden komşum ve iş arkadaşım Lora ile buluştum. Kaç haftadır kahve içmek için buluşacaktık, kısmet bu haftayaymış. Evlerimize yakın "The Bookies" e gittik. Ben kahve bağımlısı olarak en büyük kahvelerini istedim.



Lora ise burada alışkanlık olduğu üzere espresso içti.



Burada et yiyemediğim için genelde sebze, yumurta ve peynir ağırlıklı besleniyordum. Geçen hafta tavuk olduğunu umut ederek et aldım (horoz vs de olabilir çünkü sadece beyaz et reyonunda olduğu ve üstünde % 100 yazdığı için onu tercih etmiştim.) Az önce eti pırasa, yeşil biber ve domatesle kavurdum. Sizin için forografladıktan sonra birazda şehriye katarak etli pilav haline getirdim.



E şimdilik bu kadar...



Yediğim içitiğim benim olsun, yakında gördüklerimi anlatmak üzere.

6 Aralık 2008

Üff...Püffff...


Sıkıldım...

Bıktımm...

Bezdimmmmm....


Tez bitsin istiyorum ama bitmiyor! Çünkü başlayamadım! Nereden ve nasıl başlıycam en ufak fikrim yok. Tek istediğim uyumak... Yatağa yatıp yorganı kafama çekip cenin pozisyonunda yatacağım bir müddet!


Üff...

Püfff....


Çok suratsızım bugün! Çooookkkkk......




Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

4 Aralık 2008

Gül Dudaklım






Yüce dağdan esen yelden, sazımdaki kırık telden

Busbulanık akan selden sorsam seni gül dudaklım

Çiçeklenmiş dalımsın, inci mercan balımsın

Sanki benim canımsın sarsam seni gül dudaklım

Ayrılmasın yollarımız, boş kalmasın kollarımız

Aşkla dolsun yıllarımız sarsam seni gül dudaklım....


Rahmetli Yıldırım Gürses' in bestelerini çok severim. Neden bilmem, son günlerde durmadan bu şarkısını söyleyip duruyorum.

"Neden bilmem" demiştim ya...Yalan söyledim! Sebebi biliyorum... :)


Not: Kullanılan fotograf internetten alınmıştır.

Bulmaca




Dil öğrenmek alzheimeri engeller derler ya...Umarım öyledir, beynim bu ara o kadar çok çalışıyor ki!!!

Bulgarca öğrenmeyi oyun haline getirdim demiştim. Bugün işe giderken tabelaları okumaya çalışıyordum ki aslında Bulgarcayı nasıl çözeceğimi anladım. Hani bazı bulmacalar vardır, cümle şifreli olarak yazılır ve siz oradan hangi harfin aslında hangi harfi temsil ettiğini bulmaya çalışırsınız. Bu da aynen öyle; P' ler aslında R, Y' ler ise U. H gördüğünüz her yere N koyun, ters N görürsenizde I/İ. Eğer B ise harf, onu da V ile değişin. C' leri ise S olarak alın....Gördünüz mü çok basit!! :)

Tabii bir de kullandığımız harflere hiç mi hiç benzemeyen kar tanesi şekli, içinden çizgi geçen O ve garip bir Y' ye benzeyen harfler var ki...Yavaş yavaş çözeceğim.

Ama bugün büyükkk bir adım attım ve kendime kitap aldım:




İlk dersimi bu cumartesi yapacağım.


Çok çalışmaaammm lazıımmm çokkk!!!


Bak şimdi kafama takıldı: Ters R hangi harfti acaba???