29 Nisan 2007

Devlet Sanatçılığı


Dikkatimi çeken bir şey oldu; gördüğüm kadarıyla devlet sanatçılığının ne anlama geldiği konusunda bazı "tereddütler" var.




Elbette ki, ülkemizde sanatlarını icra eden değerli sanatçılarımız bulunmaktadır. Bu sanatçıların ülkemizi geliştirmek ve bizlere bir şeyler katmak için yaptıkları çalışmalar göz ardı edilemez.


Ancak; ünvanın tanımında da görüleceği üzere bu ünvan kişilerin ülkeyi yurtdışında temsil etmede gösterdikleri başarı ölçüt alınarak verilmektedir. Yani; Türkiye adını yurtdışında layığı ile duyuran sanatçılara, çalışmalarındaki başarılarından ve ülke tanıtımına hizmetlerinden dolayı ve belki de bir anlamda motivasyon amaçlı verilmektedir, bu amaçla verilmelidir.


İsterseniz bir örnek ile devam edelim:


1988 yılında bu ünvana layık görülen Leyla Gencer' in, bırakın Türkiye' yi, dünya çapında operaya katkılarını görmezden gelebilir miyiz?


Ya da bir Suna Kan' ı, Şefika Kutluer' i, Ali Poyrazoğlu' nu veya Barış Manço' yu görmezden gelebilir miyiz? Yaptıkları çalışmaları başkalarının çalışmaları ile bir tutmak mümkün müdür?


1998 yılına gelindiğinde ise, 89 sanatçının birden bu ünvana layık görülmesi kamuoyunda tepkilere neden oldu; ünvanın layığı ile değil, "önüne gelene dağıtıldığı" görüşleri ağır bastı. Mehmet Güleryüz' ün 2000 yılında açtığı dava sonunda mahkeme, "Devlet Sanatçısı Olacak ve Bu Haktan Yararlanacaklar ile Bunların Nitelikleri ve Seçilmeleri Hakkında Yönetmelik"e dayanarak 89 sanatçıya verilen unvanı oybirliğiyle iptal etti.


Ancak bu iptal kararı sadece 1998 yılında devlet sanatçısı seçilenlere yönelik olarak verilmiştir.


O yüzden, bu konuyu tartışırken içeriğini ve değerlendirme niteliklerini iyi bilmek ve sadece bir yıl için verilmiş kararı genele yaymamak doğru olacaktır. Kaldı ki, kararın iptali adı geçen 89 kişinin içinde bu ünvanı hakedenler olduğu gerçeğini değiştirmez.




Protesto


İnternette dolaşırken bir habere rastladım ve aynı konu hakkında yazı yazdığım için de çok hoşuma gitti.


Özellikle de bu işe gönüllülerin, gençlerden oluştuğunu görmek beni çok mutlu etti.


Hadi durmayın; siz de protesto edin! Hiç durmadan ve yorulmadan protesto edin.

Gökkuşağı Korosu


Onları ilk olarak televizyonda gördüm. Tam da "Hani yüzyıllardır övündüğümüz hoşgörümüz?" diye düşündüğüm bir dönemde karşıma çıktılar. Belki içimi rahatlatmak ve gerçek Türk insanının nasıl olduğunu göstermek için. "Ne olursan ol yine de gel" diyenlerin torunları olduğumuzu göstermek için.

Farklı farklı dinlerden ve mezheplerden bir grup insandı karşımdaki. Mikrofon kendilerine uzatıldığında, önce kısaca kendilerini tanıtıyorlar ardından "Türküm" diyorlar ve son olarakta dahil oldukları inanç sistemini belirterek nasıl uyum içinde çalıştıklarını söylüyorlardı. Gerçekten de öyleydi.

Televizyonda görüntüler hep birlikte söyelenen "Memleketim" eseri ile bitti.

Bugünse Hürriyet Gazetesi' ni okurken rastladım onlara: Gökkuşağı Korosu.

Ne kadar güzel ve doğru bir isim seçmişler. Birbirinden farklı "renkler" bir arada ama ayrı ayrı değil, bir arada ve bir bütün olarak güzeller.

Verdikleri konserde sanatın milliyeti, dini olmayacağını göstermekle birlikte Türkiye' nin dini ve inançları bir arada, özgürce yaşatan bir ülke olduğunu da hatırlatıyorlar.

Size ve sizin gibi düşünen tüm aydın insanlara binlerce teşekkürler!

2007: Mevlana Yılı


2007 yılının UNESCO tarafından Mevlana Yılı ilan edildiğini biliyor muydunuz?
Acaba bu ünlü düşünürü dünyaya tanıtmak için neler yapıyoruz?
Bilgisi olan?

Başka Söze Gerek Var Mı?


Ali Poyrazoğlu' na ait olduğu ne kadar doğru bilmiyorum ama çok hoşuma gittiği için ekledim:


"Bankacılar paranın sahte olup olmadığını anlamak için, parayı ışığa doğru tutup içerisinde ATATÜRK filigranı var mı yok mu diye bakarlar. Siz de bir adamın ne mal oldugunu anlamak için, onu ışığa tutun; bakın bakalım içerisinde ATATÜRK var mı, yok mu! İçerisinde ATATÜRK olmayan adamlara iltifat etmeyiniz. Cumhuriyet'e sahip çıkınız ."


Ali Poyrazoğlu
(*) Kullanılan fotograf internettn alınmıştır.

26 Nisan 2007

"Chocolate" da Nedir?




Reklamları izlemek bana çocukluğumdan bu yana keyif verir. Ancak son zamanlarda özellikle bir reklam nedeni ile keyif almadığım gibi çok da rahatsız oluyorum.




Belki görmüşsünüzdür; eski bir dizisinin çocuk oyuncularının rol aldığı reklamda anne, biricik yavrucuklarına A marka ithal bir ürünü getiriyor. Buraya kadar reklamda herhangi bir terslik yok, standart bir reklam. Hedef kitlesi: Çocuklar ve belki anneleri (hani bu ürünü alırlarsa çocuklarını sevindirecekler ya!)




Karakterlerin Türk oyuncular tarafından canlandırıldığı bu reklam Türkçemize yeni bir kelime katıyor: CHOCOLATE.




Benim en son hatırladığım, bu reklamın geçmiş versiyonları da dahil olmak üzere kullanılan, ÇİKOLATA diye bir kelime vardı. Ama sanırım artık o değil de bu "yeni" kelime kullanılıyor.




Reklamı ilk izlediğimde ne kadar şaşırdığımı ve üzüldüğümü anlatamam. Gözümün önüne "chocolate" diyerek koşturan çocuklar geldi. Türkçe karşılığı olan bir kelimeyi ingilizce söylemek...




RTÜK' e ilk şikayetim bu reklam oldu ama bu reklamı sadece ben mi gördüm acaba? Kime sorsam "Ya, evet. Ne kadar yanlış!" diyor, ama "Bu durumu RTÜK' e ilettiniz mi?" diye sorduğumda ise aldığım yanıt sessizlik oluyor.




Bu ve benzeri reklamları görüp de rahatsız olduysanız lütfen kayıtsız kalmayın.




TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM!
(*) Kullanılan fotograf internetten alınmış olup, yazı da ismi verilmeden bahsedilen marka ile ilgisi yoktur.

24 Nisan 2007

Pek Yakında Sizlerle


Uzun zamandır "Kütahya Çinileri" hakkında bir yazı yazmak istiyordum.
Konuyu uzun uzun araştırdım ve hala da araştırıyorum. Yukardaki fotografıda internette sayfadan sayfaya dolaşıp duruken buldum ve çok hoşuma gitti.
"Düğün konsepti" olarak anlatılmış. Çok da güzel olmuş.
Sanırım yazım için en doğru hazırlık yerinde inceleme olacak. Kimbilir, belki yakında sizlere Kütahya' dan da bahsederim.

Sanal Müzeler




Atlas Dergisi' ni okurken gördüm. Görmekle de yetinmedim; tek tek gezdim.


İşte karşınızda birbirinden güzel görüntülerle sanal müzeler!


23 Nisan 2007

Doğru Yazalım, Doğru Konuşalım, Dilimizi Koruyalım!


Bloglar arasında dolaşırken gördüm.

Lütfen siz de birazcık özen gösterin.

Çocuktum Ufacıktım...

"Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."

Mustafa Kemal ATATÜRK





Sevgili küçüğüm,

Biliyor musun ki ne kadar şanslısın; çünkü atalarının bırak 150 yılı 30 yıl önce sahip olmadığı teknolojie sahipsin. Annenin babanın, belki ilk olarak ders kitaplarında gördüğü oda büyüklüğündeki bilgisayarlar şimdi küçücük oldu ceplere girdi. Haberleşmek için teyzen sıraya yazılır, arama beklerdi ya da en yakın ankesörlü telefona gider jeton kullanırdı, sense cep telefonunda bir tuşa basıp bırak yurtiçini, yurtdışına bile anında ulaşıyorsun. Bilgiye ulaşmak için kütüphanelerde zaman geçirmene gerek yok; aç interneti, arama motoruna gir, istemediğin bilgi bile eline gelsin. Film izlediğin zaman hangisi gerçek hangisi özel efekt anlayamayacağın bir çağdasın, kimi zaman az oyunculuk-az emek, bol dijital görüntü ve çizim izliyorsun.

Herşeyin globalleştiği bir çağdasın. "Pazar payı" almak isteyen "multinational" şirketler sana herşeyi anında ulaştırıyorlar. Dedenin - ninenin bırak yemeyi varlığını bile bilmediği tropik "fruit"lar, anne - babanın gıpta edip filmlerde izlediği "fast food" ürünler, "coffee shop"lar senin günlük hayatının bir parçası. Onlarsız bir hayat hiç düşünmemişsin, ki böyle bir şey senin için mümkün değil.

Şanslı olduğun kadar şanssızsında bebeğim. Bu güzel şeylerin getirdiği şeyler kadar götürdüğü şeylerde var tabii ki!

Bak, konuşurken bile diline hakim değilsin. "Ex" inden bahsetmek için "chat"tesin; "tamam" demek zor geliyor "ok" desen yeterli. Kart atmak, mektup yazmak "demode" oldu; şimdi "in" olan "e-mail" ya da "sms". Zaten atacağın kartı, duruma göre üzerine mesaj yazılmışlardan seçiyorsun.

Dilinde büyük bir yozlaşma yaşıyorsun. Seslendirmelerde bile "Ka Ge Be" yerine "Key Gi Bi" deniliyor ama sen durumun farkında bile değilsin. Reklamlarda anneler çocuklarına "chocolate" getiriyor, sen bunda ne var diye düşünüyorsun.

İngilizceyi ne kadar güzel konuştuğunla övünüyorsun, gerçi onu da konuşamıyorsun ya neyse, ama ya kendi dilin?

Son sözü ben değilde Ulu Önderimiz söylese daha iyi olacak sanırım.

"Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır."
Mustafa Kemal ATATÜRK
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun!

21 Nisan 2007

Sualtından Sevgiler






Burası Ankara' nın en güzel köşelerinden Kuğulu Park.


Küçük havuzları ve içinde ördeklerle kuğuların yer aldığı bu yeşil alanda bugün deniz vardı!



Havanın güzelliğinden faydalanarak kendini dışarı atanlardan biriydim ve yolum, 21-23 Nisan tarihleri arasında sergilenecek "Kuğulu Park Sualtı Fotografları Sergisi"ne de düştü.


Parkın içinde çeşitli köşelere ve ağaçlara asılan birbirinden güzel fotograflar, biz Ankaralılara denizin güzelliklerini hatırlattı.




Mercanlar, denizatları, tropik balıklar ve çok sevdiğim köpekbalıkları da vardı orada.


Açık havada güzel vakit geçirmek isteyen, çocuklarına denizi - denizin güzelliklerini ve sualtı fotografçılığını tanıtmak isteyenlere ve aslında tüm Ankaralılara tavsiye ederim.
Emeği geçen herkese teşekkürler!

Yoksa Bahar Mı Geldi?



Ama gel artık bahar...Gel ki aşık olalım, aşka doyalım!


Yakında da gözümüz yollarda yazı bekleyeceğiz...

(*) Resimler Van Gogh Müzesi' nin sayfasından alınmıştır.

20 Nisan 2007

Çevre Konulu Sanat Yarışması




Bu İstanbul' da bir kanalizasyon kapağı.


Bu ise Tokyo' dan bir kapak.

Braunschweig Teknik Üniversitesi Mimarlik Bölümü Plastik Sanatlar Enstitütsü, kanalizasyon kapaklarının sanatsal tasarasımı ile ilgili yaratıcı konseptlerin yer aldığı bir yarışma düzenliyor.

"Kanalizasyon kapakları şehir manzarasının bir parçasıdır ve bize göre, sanatsal olarak şekillendirildiklerinde bir şehrin manzarasına katkı sağlarlar." diyen yetkililer, tasarımların geleceğe ışık tutacak şekilde şehrin tarihi ve sosyokültürel durumunu ele almasını istiyor.

Yarışmaya 2007 yaz sömestrinde „kanalizasyon kapağı“ konusuyla ilgilenmek isteyen Avrupa´daki tüm lise ve üniversite ögrencileri katılabiliyor.

Yarışma hakkındaki diğer bilgiler www.tu-braunschweig.de/ief/aktuelles adresinden temin edilebilir.

18 Nisan 2007

"Ankaralı Mirasyedi Mi?" (*)



Bugün gazetelere göz attığımda Sabah Gazetesi' nde bir yazı dikkatimi çekti. Ankara ekinde yer alan ve Sayın Okan Müderrisoğlu imzalı yazıyı, okuyamayanlar için aynen aktarıyorum:

"Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ), ulu önder Atatürk' ün önce Ankaralılara sonra tüm Türkiye' ye bıraktığı önemli bir miras. Peki bu mirasa gerçek anlamda sahip çıkılabilmiş mi? Cevap, "Hayır!" TBMM KİT Komisyonu' na sunulan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Raporu' na göre AOÇ, 1937 yılından bugüne kadar arazi varlığınının yüzde 36' sını kaybederek 55 bin dekardan 33 bin dekara geriledi. Üstelik, AOÇ' den satın alınan veya yasa ile devredilen alanlarda ne arasanız bulunuyor. Bira fabrikası, verici istasyonu, karakol, PTT, mezarlık, toptancı hali, fişek fabrikası, benzinlik, lojman, asfalt şantiyesi, çimento fabrikası, elektrik tesisleri, askeri birlikler bunlardan bazıları.

AOÇ içinde Atatürk' ün askerlerinin yıkandığı bir hamam olduğunu, bir dönem Alman Büyükelçiliği olarak kullanılan köşk bulunduğunu kaç kişi biliyor. Ya "Marmara Oteli' ne ne demeli?" 1984 yılından bu yana inşaat halinde duran otel ne işletmeye açılabiliyor ne de yıkılabiliyor. Öyle görünüyor ki AOÇ yönetimi, kaba inşaatıyla duran oteli yıkmaya kararlı. Yargı kararları bir bir alınıyor.

İşin bir başka ilginç yanı AOÇ kiracılarının "yayılmacılığı". Bu ne demek? Kiralanan alanların, sessiz sessiz genişletilmesi demek. Macit Petrol, Varan Turizm, Ulusoy, Atlı Spor Klubü, Özgüven İnşaat, Toprak İnşaat, Kayhan İnşaat, Bektaşlar Turizm, Gençlerbirliği, ASKİ tahsisli AOÇ alanında, haksız kazanç sağlamaya yönelik girişimleri nedeni ile Başbakanlık' ın dikkatini çeken kuruluşlardan bazıları...

AOÇ' nin göz göre eriyip kaybolmaması için AOÇ yönetiminin duyarlı olması gerekiyor. Gelecek yazımızda bu konuyu enine boyuna tartışacağımızı belirtelim ve sözün özünü vurgulamakla yetinelim:

Ata' yı anlamak, anlatmak ve yaşatmak her Türk vatandaşının asli görevidir."





Üzerinde yaşadığımız topraklar tarihi ve kültürel anlamda dünyanın en zengin toprakları. Ancak; hep söylediğim gibi biz KIYMETİNİ BİLMİYORUZ! Osmanlı İmparatorluğu' ndan Türkiye Cumhuriyeti' ne, Hititler' den Selçuklular' a ne medeniyetler, ne kültürler gelmiş geçmiş üzerinden. Başka hiç bir ülke bu kadar büyük bir mirasa sahip olmamıştır.


Mirasa sahip çıkmak bir iki kişinin çabasıyla olmaz. Ne olur, birazcık ilgi...

11 Nisan 2007

Mimar Sinan





Burası Prag.



Sanatın merkezlerinden biri olmasıyla, kuklalarıyla ve mimarisiyle ünlü bir şehir. Her yıl milyonlarca insan Charles Köprüsü' nde yürüyebilmek, Astronomik Saati görmek veya dans eden çifte benzeyen binayı görmek için bu şehre akın ediyor. Praglılar da bu ilgiden memnun. Neden olmasınlar ki?








Bu güzel manzara ise Selimiye Camii' ne ait.



Peki kaç yerli turist bu ünlü eseri ziyaret etmiştir sizce? Ne yazık ki, yerli turistten çok yabancı turistlerin ziyaret ettiği bu eser belki de yeterli tanıtım yapılamadığı için hak ettiği ilgiyi göremiyor.



Sadece eserine değil, büyük usta Mimar Sinan' a da ilgisiz kalmışız. Kültürümüzle aramıza bir duvar örmüşüz...



Dünya durdukça, eserlerimi gören aklı selim sahiplerinin, çabalarımın ciddiyetini göz öünde bulundurarak bana insaf ile bakacaklarını ve beni hayırlı dualarla anacaklarını umarım, inşallah.
Mimar Sinan
Bu bizim ayıbımız ama aramızda aklı başında insanlar ve kuruluşlar var. Mesela ÇEKÜL Vakfı.
Bu vakıf, 1998 yılında "Sinan' a Saygı Projesi" ni başlattı. Proje kapsamında önce Anadolu' daki eserler tek tek fotograflandı. Ardından "Sinan' a Saygı Gezileri" düzenlendi. Bu da yetmedi, 2003 yılında Mimar Sinan Eserleri Eskiz Yarışması düzenlendi. Ve daha nice çalışma ve etkinlik...
"El verenlerin eşit bir şekilde temsil edildiği, tarafların düşünceleri, tecrübeleri, özverileri, gönüllü emekleri ve ortak akıllarıyla zenginleşecek bu Sinan imecesine sizlerin de desteğini bekliyoruz"
demiş ÇEKÜL yetkilileri / gönüllüleri.
İyi ki böyle organizasyonlar var. Yoksa vah zavallı kültürümüz, vah zavallı ülkemiz....


(*) Fotograflar internetten alınmıştır.