31 Mart 2007

Bir Kitapta Siz Okuyun


Kimi zaman kitap okumanın azınlık işi olduğunu yazdım kimi zaman askıya bırakılan bir ihtiyaç olduğunu...
İsterdim ki ülkemizde okuma oranı daha yüksek olsun, insanlar her fırsatta okusun. Ama bu birey olarak istemekle olmuyor; bunun için toplum olarak çabalamakta lazım.
Çevremizdekileri, ailemizdekileri, çocuklarımızı ve arkadaşlarımızı kitap okumaya heveslendirilelim ya da okuyacak kitabı olmayanlarla kitaplarımızı paylaşalım. Şehirlerimize, okullarımıza, köylerimize ve hatta mahallelerimize kütüphaneler kuralım.
Ya da okumak isteyip istedikleri her kitabı okuyamayanlara yardımcı olalım. Evet, bazılarımız okumak istedikleri halde okuyamıyor. Kimler mi bu kişiler? Tüm kitaplar Braille basılmadığı için kitap okuyamayan görme özürlü arkadaşlarımız. Gönül ister ki, hep bir araya gelelim ve birlikte kitap seçip, yüksek sesle okuyalım. Ama maalesef bu mümkün değil.
Ne mutlu ki teknoloji çağındayız! Çözüm hemen elimizin altında:
Hadi, daha ne bekliyorsunuz?

17 Mart 2007

Pink Martini


Mucizelere ve meleklere inananlara...Ve benim meleğim Pırıl' a....


"Birşeyi çok isterseniz, tüm evren bunun gerçekleşmesi için çalışır." diye okumuştum. Öyleymiş gerçekten.

Pink Martini yeniden Türkiye' deydi ama ben bazı sebeplerden dolayı gidemiyordum. Umudum tükenmiş, "Aman canım. Nasıl olsa yine gelirler...Gelirler değil mi???" diye düşünürken Meleğim dileğimi gerçekleştirdi: KONSERE GİDİYORDUM!

Konser günü heyecanımdan yerimde duramıyordum. Kapılar açıldığında, en önde uygun yere yerleşmek için koşuşturup Meleğim'i çekiştirdiğimi hatırlıyorum ve amacıma ulaştım: biraz kenarda ama yine de en öndeydik.

Ayakta bekleyecek ve konseri ayakta izleyecektik, bense işten çıkıp gittiğim için üzerimi değiştirmeye fırsat bulamamıştım. Ve ayakkabılarımdan birazcık şikayetçiydim. Ama son ana kadar kesinlikle söylenmedim!

Konser alanı başta biraz boştu, hatta başta yerlerde oturarak keyif yapanlar vardı. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, bir ara dönüp geriye baktığımda alanın tamamen dolduğunu gördüm. Pink Martini' yi seven her yaştan insan gelmişti. Yanımızda 13 yaşında çocuklarda vardı 50' li yaşında bir bayanda. Hep birlikte ve çalan müzik eşliğinde kimi zaman dans ederek kimi zamansa sözlerine eşlik ederek bekliyorduk.

Her konser gibi bu da gecikmeli başladı. Ama bizim için önemli değildi. Nasıl olsa geleceklerdi.
Ve geldiler de...

Sonrasını anlatmak mümkün değil, ancak yaşamak lazım. O kadar güzel o kadar samimi bir ortamdı ki...Sahnedeki 13 insana ne kadar özendiğimi anlatamam. Herşeyden önce Perulusundan Amerikalısına, Japon asıllı Amerikalısından Fransızına hemen hemen her ülkenden insanlar tek bir amaç için bir araya gelebilmişlerdi. Amaç yapıcı olunca belki de ulusların - kültürlerin - insanların bir araya gelmesi daha kolay oluyordur, kim bilir?

Bu insanlar tartışmak bir yere büyük bir keyifle ve aldıkları keyfi işlerine yansıtarak çalıyorlardı. Aramızda kaç kişi işinden, çalışma ortamından ve çalışma arkadaşlarından memnun? Kaç kişi büyük bir zevkle çalışıyor? Tahminin çok azımız. Ama bu insanlar memnundu.

İşini seven insan işini de iyi yapar ve onlarda yaptılar:

Pink Martini buradaydı ve bir melek beni onlarla buluşturdu.

11 Mart 2007

Evrensel Deha Da Vinci




Da Vinci' nin interaktif sergisi Ankara' ya da geldi.




Orta Doğu Teknik Üniversitesi' ndeki sergide beni en mutlu eden an yurtdışında müzelerin önünde görüp de özendiğim şekilde bir kuyrukla karşılaşmaktı.


Yaklaşık kırk dakika bekledikten sonra içeri girdiğimizde ise hayalkırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Daha kapsamlı bir sergi beklemiştim ama ne yazık ki umduğumu değil bulduğumu gezdim!

Mona Lisa' yı yaratmış ünlü ressam Leonardo Da Vinci' nin mimar ve heykeltraş yönlerine mucit kişiliğini de ekleyen sergide sanatçının yaklaşık beşyüz yıl önce hazırladığı bir çok tasarısı yer alıyordu.

Aslında eserler çok ilginçti, planörden tanka paletten paraşüte bir çok tasarım toprak, su, hava, ateş ve mekanik başlıkları altında sergileniyordu. Ancak, ne yazık ki mekanın darlığından (ve belki de ziyaretçi sayısının fazla oluşundan) ziyaretçilere hızlı bir şekilde tanıtılan eserlerin önünde bizler diğer ziyaretçilerle itişip kakışmamak için seri hareket etmek zorunda kaldık. Tabii bu nedenle de bazılarına pek bakamadım bile.

İnceleyebildiklerim içinde beni en çok etkileyenlerden biri, ilk kez George Lucas' ın 1977 yılı yapımı Star Wars ya da Türkçesi ile "Yıldız Savaşları" filminde gördüğüm C-3PO ve R2-D2' nin ilk örneği sayılabilecek robot yani insan benzeri makine idi. Da Vinci, insan vucüdunun anatomisini inceleyerek halat ve makine sistemi vasıtası ile hareket eden bu mekanik modeli yaratmıştı. Aslı kaybolan eserin bir kopyası yapılarak sergiye konulmuş.
Tanıtımları yetersiz bulsam da özellikle çocuklara yönelik faydaları olduğuna inanarak 23 marta kadar ODTÜ' de ziyarete açık kalacak sergiyi görmenizi tavsiye ederim.