16 Eylül 2007

Gerçek Dost


Çok kızdım.


Sen ülkenin "en büyük ve en kapsamlı" kitabevlerinden biri olduğunu - hatta "tek" olduğunu" - iddia eder bir reklam kampanyasına gir sonra da...


Sonra da aradığım hiç bir şeyi bulamayayım!


Geçenlerde bir kitap okudum ve Orhan Pamuk' un söylediği gibi "hayatım değişti"


Tamam yazar benden tam puan aldı, diğer kitaplarını da okuyacaktım elbette ama olay sadece onları okumakla bitmiyordu benim için. Ya referans gösterdiği kitaplar? Onları da okumam gerekmez miydi? Onu kimler, nasıl etkilemişti; okuduklarını nasıl yorumlamıştı; o kurguları nasıl yapmıştı vs vs...Görmeliydim, değil mi?


"Hadi", dedim ve üşenmeden bir liste çıkardım. Aslında listeyi hazırlarken bir taraftan söyleniyordum: "Ya nasıl okuycam bu kadar kitabı? Buna ne can ne para dayanır yaaa!?!"


Eminim değerli yazarımız bu kadar söylediğimi ve ona kızdığımı bilse "bu konuda özür dilemeyeceğim" derdi. Haklıydı da. Ben olsam bende dilemezdim.


Edebiyat alanında bu kadar bilgisiz kalmış hissetmem ayrıca kızdırmıştı beni ama kazandığım yeni dostlar sayesinde biraz sakinleşmiştim.


Uzun lafın kısası, elimde listem önce en sevdiğim yere gittim: Tunalı Megavizyon.


Sağolsunlar bana "alıştıkları" için hemen ilgilenir ve yardımcı olurlar ama bu kez kimseyi rahatsız etmeyecektim. Önce Yekta Kopan' ın kitaplarını aramaya başladım. Ama bulamadım ve yardım alarak "Fildişi Karası" nı buldum, her zaman ki gibi kitap gözümün önündeymiş ama ben görememişim. O ve Karbon Kopya kalmıştı sadece ellerinde. Hemen aldım. Utandığımdan diğer kitaplardan bahsetmedim bile ama onların yerine Paul Auster - "Brooklyn Çılgınlıkları" ve Murathan Mungan - "Büyümenin Türkçe Tarihi" alındı. (İkisi de yeni çıkmış ve "moda" olmadan önce okumalıyım. Yoksa Dan Brown - "The Da Vinci Code" gibi kitaplıkta "unutulmayı" bekleyecekler.)


Kalan kitapları başka yere sormaya karar verdim.


Dün yolum beni Kızılay' daki D ve R' ye düşürdü. İçeri girip onca kitabı görünce "Bu kadar kitap içinde onlarda kesin vardır" dedim ama kitap düzenini çözemeyince yine yardım almak zorunda kaldım. Görevliye "Van Gogh' un kardeşi Theo' ya yazdığı mektuplardan oluşan Theo' ya Mektuplar diye bir kitap olacak. İş Bankası Yayınları' ndan çıkmış, onu nerede bulabilirim?" diye sordum. Adam önce raflara baktı sonra da bilgisayara; sonuç olumsuzdu. Tamam, olabilir diyerek bu kez "Borges' in kitaplarını nerede bulabilirim? Ben düzeninizi çözemedim..." dedim. Tekrar aynı şey oldu; önce raflara ardından bilgisayar bakıldı ve bulunamadı. Sabırla "Peki" dedim, "Yekta Kopan' ın kitapları nerede acaba? Ama Karbon Kopya olmasın. Onu okudum."Kaçınılmaz cevap: YOK!


Artık iyice sinirlenmiştim; yardımcı olabileceği başka bir kitap olup olmadığını soran görevliye "Elinizde ne var? Ben ona göre seçeyim en iyisi!!" dedim.


Hani gidersiniz ya butiğe, ihtiyacınız bellidir. Sorarsınız ve olmadığını öğrenirsiniz ama "Hanımefendi, siyah kolsuz bluz yok ama şöyle yeşil bir hırka var. Bu sene yeşil çok moda!" gibi cevaplar alırsınız. Aynen o yani! Koca kitapçıda "çok satanlar" ile "yeni çıkanlar" arasında seçim yapmak zorunda kalıyordum.


Adamın cevabı beni daha çok kızdırmıştı: "Sorduğunuz kitapların artık baskısı yapılmıyor. Ancak sahaflardan bulabilirsiniz." Haklıydı da; çünkü ben Abdulhak Hamit' nin el yazması "Makber" i ile Cervantes' in orjinallerini arıyordum!!!


Her zaman ki gibi sinirimi belli etmemek için kullandığım "gülümseme" maskemle bu meşhuuuurrrr kitapçıdan çıktım ve Yüksel' den inip ilk aşkıma, Dost Kitabevi' ne, girdim.


Aslında suçluydum ben, aşkımı aldatmaya kalkmış ama yaşadığım hayalkırıklığı ile kös kös onun huzurlu kollarına dönmüştüm.


Doğrudan danışmaya gidip "Lütfen...Ama lütfen bana Van Gogh' un kardeşi Theo' ya yazdığı mektuplardan oluşan kitap ile Borges' in sizde bulunduğunu söyleyin" diye yalvardım. Gerçekten yalvardım, çünkü o sırada ağlamak üzereydim. Adamlar şaşkın bir şekilde bana bakıp "sadece sahaflardan bulunan" bu kitapları bilgisayardan bile aramadan, hemen verdiler. Hatta, artık basılmayan (!) Borges' in kitaplarının bulunduğu yeri gösterip seçim yapmamı bile sağladılar. O an ne kadar mutlu olduğumu anlatamam! Uyuşturucu bağımlıları gibi, "bağımlılığım" a yani kitapların sayfalarına hemen daldım ve onları derin derin kokladım.


Ah bir de Yekta Kopan olsaydı ellerinde "tam süper olacak" tı ya...Amannn, kadar kusur kadı kızında da olur. Değil mi?


Bir daha Dost' umu aldatmak mı? ASLA!!

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Bütün bu kitaplara verdiğin değeri,İnsanlarında görüp,aynı şekilde sana değervermesi temennisiyle.

Sevgi Küçük dedi ki...

:) teşekkür ederim.
herkesin farklı farklı "takıntıları" var işte. bende bu tür konularda takıntılıyım. :)
orada kızdığım insanların işlerini iyi yapmaması, herkesin aynı şeyi tüketmeye yönlendirilmesi, değerli şeylerin "best seller" lar arasına girememesi ve de bu yüzden onların yok sayılması.
insanların bana değer vermesine gelince...ben bu konuda gerçekten şanslıyım çünkü etrafım meleklerle çevrili.
sevgi'yle...