11 Aralık 2006

Askıdaki İhtiyaç


Aslında hiçbir kötü alışkanlığım yoktur...yani kahve bağımlılığımı saymazsak.

Yemeklerin üstüne 'bol köpüklü bir orta kahve'ye asla hayır demem, diyemem. Hele de o kahve kısık ateşte, sabırla ve emekle yapılmışsa...ikram edildiğinde o nefis aroması burnumu şenlendirdiyse...şekerin miktarı tutturulmuşsa...değmeyin keyfime. Beni anlayabilmeniz için sizin de aynı zevki paylaşmanız lazım.

Zaten öyle değil midir; kendinizi karşınızdakinin yerine koyup neler hissettiğini anlayabilmek biraz da aynı duyguları yaşamış ya da yaşıyor olmaktan kaynaklanmaz mı? Aynı şeylere önem vermekten? İhtiyaç duymaktan?

Kahveye düşkünlüğümden olacak, aşağıdaki hikayeyi çok severim:

İtalya' da bir kahve evine giren bir adam 2 kahve siparişi veriyor ve "bir tanesi askıda" diyor. Garson bir kahveyi verip, bir kağıdı askıya asıyor. Ardından birkaç kişi daha geliyor, 1 fazla sayıda kahve sipariş veriyor ve o fazla kahveyi yine "askıda" istiyorlar. Bu böyle gün boyunca sürüyor ve bazı müşteriler askıda kahve söylemeye devam ediyorlar. Böylelikle askıda epey kağıt birikiyor. Derken içeri fakir olduğu her halinden belli bir adam gelip "askıdan bir kahve" söylüyor. Garson adama kahvesini sunup askıdaki kağıtlardan birini indiriyor. Yoksul adamsa kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıkıp gidiyor. (*)

Bu hikayenin güzel tarafı insanların paylaşmayı bilmesi; o zevke ulaşamayanların ya da ihtiyaç sahiplerinin ne hissettiklerini bilip onlarla paylaşmaları. Bu ihtiyaç hikayedeki gibi bir bardak kahve olabilir, ya da bir ekmek veya bir tas çorba gibi daha yaşamsal bir ihtiyaç olabilir.




Her zaman bedeni doyurmak yetmez, bazen ruhu da doyurmak gerekir. Ve bu da ruhunu doyurmak isteyenlere:

Dediğim gibi, yaşamsal olsun ya da olmasın önemli olan paylaşmayı bilip bir ihtiyacı karşılamak.
(*) Hikayenin orjinali İtalyan sinema sanatçısı Vittorio de Sica' nın bir röportajında yer almakta olup, asıl adı "Caffee Sospeso" dur.

Hiç yorum yok: