26 Kasım 2006

Büyük Utanç

Yıllar önce Elçin Tapan' ın "Ben Mutlu Bir Down Annesiyim" isimli kitabını okumuştum.

Kitap, ailenin büyük heyecan ve umutla beklediği bebeklerinin zihinsel engelli olduğunu öğrendikleri an yaşadıkları şok ile başlıyordu. "Neden o?" sorusuna cevap bulmak çok zordu ama bebeğin geleceği için karar vermek daha da zordu; bu bebek dünyaya gelmeli miydi gelmemeli miydi?

Aile gerçekten takdir edilecek bir fedakarlık yaptı ve yaşayacaklarının bilincinde çocuklarından vazgeçmedi; sevgi ile bağırlarına bastı, o kadar ki sevgili Erel hiç bir zaman "anormal" olduğunu hissetmeden hayatına devam etti.

Kitap beni çok etkilemişti. Aynı durumda ben olsam ne yapardım, bunu uzun süre düşündüm. Evet, insan lafa gelince rahatlıkla "Aa! Tabii ki ben de öyle yapardım. Evlat bu, hiç terkedilir mi?" diyor ama ya uygulamaya gelince? Sabırla, ilgiyle, sevgiyle ve fedakarlıkla hayatını sürdürmek; yapamadıkları için onu suçlamamayı öğrenmek ve yaşattıkları için onu affedebilmek... Aslında çok zor bir karar.

Peki, diyelim ki ailenizden kimsede zihinsel bir engel yok ve sizin böyle fedakarlık yapmanız gerekmiyor. Ama dışarıda bir çok aile bu sorunla karşı karşıya. Onlarla karşılaştığınızda vaadettiğiniz kadar anlayışlı ve yardımsever misiniz? Cevap vermeden önce iyi düşünün lütfen.

Engeli bir insanı "anormal" olarak ve belki bir "ucube" gibi görüp dışlamak kolaydır çünkü böyle davranmak çaba gerektirmez, ama doğru olan onların farklılıklarının bilincinde olup iletişim kurmak değil midir? İçinde bulunduğumuz dünyayı her türlü canlı ile birlikte paylaştığımızı ve onların da en az bizler - yani biz normal insanlar- kadar söz sahibi / hak sahibi olduğunu unutmadan yaşamamız gerekmez mi?

Bu soruların tümüne olumlu cevap veriyorsanız anlatacağım olayı siz de benim gibi insanlığınızdan utanarak okuyacaksınız demektir.

Ankara Devlet Tiyatroları Altındağ Tiyatrosu' nda 25.11.2006 tarihinde 'Son Kuşlar' isimli oyun sergileniyordu ve ben de izleyiciydim. Başta herşey normaldi, olması gerektiği gibiydi. Genci - yaşlısı, eğitimlisi - eğitimsizi, kadını - erkeği, engelsizi - engellisi, salonda bulunan herkes oyunu izliyordu.

Semih Sergen tarafından yazılan oyundaki karakterlerden biri komik bir tiplemeydi ve bazı sözleri ya da haraketleri salonda gülüşmelere neden oluyordu.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Yaşını başını almış bazı 'normaller' (?) salondaki zihinsel engelli bir izleyicinin verdiği tepkileri 'uygun' görmediler!? Rahatsız oldukları için oyunu izleyemiyorlarmış! Ve bu nedenle bu insanların içeri neden alındıklarını, neden oyunu izlediklerini sorgulayıp onları orada istemediklerini belirttiler.

Sırf bize benzemedikleri için insanları dışlamak...Onların hak sahibi olmadığını belitecek kadar kendini üstün görmek...

Burada üstünlük nedir? İtiraz edip, karşısındakine saygı duymayan bu insanlar ya oyundan çıktıktan sonra bir kaza sonucu zihinsel engelli haline gelseler ne olacak? Sonuçta her sağlıklı insan potansiyel engelli değil midir?

Tarihi, zayıfa verdiği desteklerle dolu, güçsüzü koruması ile övünen ve dini, dili ve ırkı ne olursa olsun ayrım yapmayan bir ulusun insanlarının, insan olduklarını unutup sırf farklılıklarından dolayı başka insanlara ikinci sınıf muamelesi yapması beni gerçekten çok üzdü ve utandırdı. Eminim ki sizi de aynı derecede etkilemiştir.

Ama yine de biz onların yaptığını yapmayalım; onlar gibi olup kendilerini normal sanan bu insanları cehaletlerinden dolayı dışlamayalım. Hem onlarla hem de engelli arkadaşlarımızla daha çok bir araya gelelim ve onlara paylaşmayı öğretelim.

Bu yüzden dilerim ki Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bu konuda ilk adımı atar ve tüm engelli arkadaşlarımızın oyunlara daha fazla sayıda katılımını sağlar.

Hiç yorum yok: