19 Haziran 2006

Nuri İyem




Kartvizitinde 'ressam' yazan ilk Türk sanatçı...

Okuduğum en etkileyici cümlelerden biri.
Ölümünün birinci yılında değerli ressamımız Nuri İyem' i anmak istedim.

Kimdir Nuri İyem?

"Nalbant" adlı eseri

1915 yılında İstanbul' da doğdu ama çocukluğu sağlık memuru babasının işi gereği Mardin, Diyarbakır ve diğer Doğu Anadolu şehirlerinde geçti. Eserlerinde gördüğümüz kadınlar oradaki gözlemleri ile oluşmaya başladı.

Çocukken defterlerini resimlerle doldurdu İyem ve doktor olmasını isteyen babasının aksine o çoktan gönlünü resme vermişti; bu yüzden lisede okuduğu dönemde, bir gün yaptığı resimleri toplayıp soluğu Güzel Sanatlar hocası Nazmi Ziya' nın yanında aldı. Böylece Akademi macerası başladı.

Akademide İbrahim Çallı, Nazmi Ziya Güran, Hikmet Onat, Leopold Levy ve Ahmet Hamdi Tanpınar' ın öğrencisi oldu.

1937 yılında birincilikle mezun oldu. Askerlikten sonra Giresun' a resim öğretmeni olarak atandı. Ama 1 yıl sonra İstanbul' a dönerek Akademinin yeni açılan yüksek bölümüne girdi.

Hayatının bu döneminde İyem, Avni Arbaş, Selim Turan, Fethi Karakaş, Mümtaz Yener, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Ferruh Başağa ve Agop Arad, birlikte sergi açtı. Amaçları, D Grubu'nun şekilciliğine karşı çıkarak toplumsal içerikli resim yapmak ve 2. Dünya Savaşı'nın bunalımlı ortamında sanatlarına toplumsal gerçekçi yön vermekti. İlk sergilerini 'Liman Kenti İstanbul' konusuyla Beyoğlu Matbuat Umum Müdürlüğü binasında açtılar. Bu sergiden sonra 'Yeniciler' adını aldılar. Bu çalışmalar, Türk Sanat Tarihine, ilk toplumsal gerçekçi sanat akımı olarak geçti. Orhan Veli'den Asaf Halet Çelebi'ye kadar çok sayıda şair ve öykücüyle dost oldular. İyem, Yeniler Grubu ve Liman Sergisi ile özdeşleşen tutumunu hep korudu. Hoca Ali Rıza, 14 Kuşağı ve Bedri Rahmi'nin çabalarını hep sürdürdü. (*)

(*) Özlem Köse' nin yazısından alınmıştır.

1944 yılında "Nalbant" adlı eseriyle birinci olarak mezun oldu.

1946 yılında ilk sergisini açtı. Bu yıla kadar çalışmalarını gerçekçi anlatımla üreten sanatçı, 1946 - 1960 yılları arasında iç gerçeğini yansıttığı soyut denemelerde yaptı. Böylece Türkiye' de ilk soyut çalışan ressamlar arasında yer aldı. 1960 yılından sonra yeniden figüratif resimler yaptı ve köyden şehre göç ve köylü kadın portreleri çalıştı.


Her zaman "iri iri açılmış gözleriyle yaşama kaygıyla bakan" kadın resimlerinin yaratıcısı olarak gördüğüm İyem' in neden gözleri bu kadar vurgulu yaptığını gelin kendi ağzından dinleyelim:
"...Annem yaşlı bir kadındı. Son çocuğuyum ben. Ablam bana baktı. O kadar ki, ben annemi pek sevmezdim açıkcası. Ama ablama bayılırdım. Beni dayaktan, her türlü fırtınadan korurdu... Korkunç şekilde seviyordum onu, her zaman onun peşindeydim... Anne diye bağırmazdım, abla diye bağırırdım... Uyandığım zaman bir bakardım, gözleri üstümde... Ondokuz yaşında evlendi, ilk çocuğunu doğururken de öldü. Ve bir suçluluk duygusu var bende şimdi. Sanki ben ablamı kurtarabilirdim. Buna benzer tuhaf şeyler yaşadım ben. Resimle uğraşmaya başladığımda hep bir kadın vardı. İlk zamanlar çok kötü şeyler yapıyordum. Giderek bu kadın portresi gelişti bende. Sonunda... "göz" benim tablolarıma giriş için bir anahtar olmaya başladı."

Nuri İyem' i 18.06.2005 tarihinde 90 yaşında kaybettik.

Bu yıl ilki düzenlenen Nuri İyem Resim Ödülü’nü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü öğrencisi Cihan Zafer Gazioğlu kazandı.

Daha detaylı bilgi için: http://www.lebriz.com/v3_artst/artist_Home.aspx?artistID=36&lang=TR

2 yorum:

Adsız dedi ki...

cok güzel

Sevgi Küçük dedi ki...

:) yorumunu yanlış yerde aradığım için göremiyormuşum. bencede çok güzel
sevgiler