18 Haziran 2006

Eczacıbaşı Sanal Müzesi

Ne yazık ki Ankara müzeler açısından zengin bir şehir değil. Mecburen sanal ortamlarda gezerek bu açığı kapatmaya çalışıyorum.
Aramalarım sırasında bulduğum ve büyük bir zevkle takip ettiğim müzelerden bir tanesi "Eczacıbaşı Sanal Müzesi" oldu.
Kullanım kolaylığının yanı sıra çok eğitici bir site olma özelliği taşıyor.
"Kolleksiyonlar" başlığına girdiğiniz zaman 'Eczacıbaşı Kolleksiyonu', 'Uluslararası Sanat Yapıtları Kolleksiyonu' ve 'Ulusal Sanat Yapıları Kolleksiyonu' alt başlıklarını görebilirsiniz. İşte bu başlılardan bazı seçmeler:

Eczacıbaşı Kolleksiyonu












Burhan Doğançay - Galata


"Harita Yarbayı Ressam Adil Doğançay'ın oğlu olan Burhan Doğançay'ın belleğinde, memleketinin her köşesini hem harita paftalarına hem de tuallerine işleyen babasının anısı herhalde kalıcı izler bırakmıştır. Onu "112" dünya ülkesine taşıyacak olan "seyyah" kimliğinin tohumlarını o yıllarda, o gezilerde aramak yanlış olmasa gerek... Doğançay'ın herkesce bilinen sanatçı kimliğinin yanı sıra, gençliğinde başarılı, amatör milli bir futbolcu olduğu genellikle unutulur; onun kesintisiz çalışma temposunda, üretkenliğinde, geziciliğinde, "Çağdaş Sanat Müzelerinin Gerekliliği" gibi sanatsal sorunlarımızı yılmadan gündeme getirmesinde bu yanının da izleri sezilebilir.... Seçtiği tekniklerin -suluboya, fotograf, guaş, kolaj, akrilik gibi- hızlı çalışılabilecek ve "anı saptayabilecek" özelliklerde olduklarını biliyoruz. "Enstantane Avcısı" veya "Golü Koklayan Acar Forvet" uygun anı ve açıyı yakaladığında deklanşöre basar veya şutunu atar. Örneğin onun "Şeritler ve Gölgeler" dizisi; günışığının deviniminin duvarlardaki afiş yırtıklarında yarattıkları estetiği yakalayan "gözü"nün, sonra bunu maketlerle, çeşitlemelerle soyut kendine özgü bir kaligrafiye dönüştüren doğu-batı kültürünü özümsemişliğinin sonucudur...Aşk teması - "kalp motifi"- evrensele örnek olarak gösterilebilir; politik terminoloji ise her ülke için çok farklı olabilmektedir. Otuzbin dialık, 106 ülkenin kent duvarlarını belgeleyen "Dünyanın Duvarları" projesini 20 yıldır sürdüren sanatçının resimlerinin alt yapısını da bu duvarlara ilişkin gözlemlerinin oluşturması şaşırtıcı değildir. Ressam Doğançay'ı bıkmadan usanmadan kent duvarlarına ve son dönemde de kapılarına yönelten, insanların buralarda bıraktıkları "Yaşanmışlık İzleri"dir. Bir söyleşisinde Afrika'da beyazlardan kaçan "Bushman"ların sığındıkları mağaralarda yoksun kaldıkları dışarıdaki doğayı inanılmaz bir güzellikte o mekanın iç duvarlarında yarattıklarına dikkat çekerek; özlemlerin, yoklukların, kızgınlıkların anlatılma yerinin her zaman her yerde duvarlar olageldiğini vurgular. Doğançay, bir ressam olduğu kadar bir araştırmacı - toplumların duygusal, sosyal ve politik dışavurumlarını önemseyen, belgeleyen-, ve de sokaktaki insanın duygularını sezen, onların dertlerini paylaşan bir aydındır. Duvarlar onun yeni gittiği bir ülkeye, kente uyum sağlayabilmesini, o toplumu çözümleyip insanlarıyla kaynaşabilmesini sağlayan ipuçlarının imlerini de barındırmaktadırlar.Yaygın olarak sanıldığının aksine, Doğançay'ın sanatı hiç de soyut bir sanat değildir; son derece somut bire bir "insan izleri"nden yola çıkan, onları tualinde yineleyen, sonra da o izleri yaratan insanlardan birisi gibi - kendisini o sokak köşesinde hissederek veya varsayarak - müdahaleler yapan bir yaklaşıma sahiptir...Doğançay'ı cezbeden sokaktaki birey, kurulu düzenin kurumları, doğa ve kentin fiziki yapısı arasındaki bu çatışma ve iletişim çabası olmalıdır; onun sanatını soyut yerine, "duygusal, sosyal ve politik" olarak nitelendirmemiz bu nedenledir. O, yirminci yüzyılın vahşi kent görünümlerinin duvarlarını hem o kentin, hem o anın, hem de o anki kendi varlığının "El Falı"na bakarcasına inceler, fotograflar ve resmeder. Dünya kentlerinin duvarlarında düzen ile, para ile "ütopyalar, tepkiler ve tek bireylerden tüm topluma iletiler" bir arada izlenebilirler. Sanatçıyı çeken aşk ile paranın, duygusallık ile iş usunun her an her kentte, her köşede hem farklılaşan, hem de zaman zaman çakışan zenginliği olmalıdır. Onun, "Dünyanın Duvarları" projesi, dünya halklarının sesini tıkalı kulaklara ve kalplere ulaştırmayı hedefleyen bir sanatçının, bir yolcunun, bir seyyahın kalıcılık arayışlarıdır." (1)

(1) Haşim Nur Gürel, "Eczacıbaşı Koleksiyonundan Seçmeler 1" 1999, broşüründen alıntı.
(Eczacıbaşı Sanal Müzesi sayfasından alınmıştır.)

Uluslararası Sanat Yapıtları Kolleksiyonu












Kitagawa Utamaro - Sake Partisi


"Kitagawa Utamaro, 1600-1867 yılları arasında Japonya’da hüküm süren Edo Dönemi’nde gelişen, genellikle mütevazı günlük yaşamı yansıtan ve benzersiz tahta baskılar ile tanınan popüler sanat dalı ukiyo-e’nin, özellikle katı kurallar içinde yaşayan ve “courtesan” olarak adlandırılan "Courtesan"ların karmaşık duygusal yapılarını yapıtlarına başarı ile aktarabilen en önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Ukiyo-e sözcüğü "değişken, anı anına uymayan akıp giden dünyanın resimleri / betimlemeleri" anlamında çevrilmektedir. Sözcük aynı zamanda "hüzünlü dünya" anlamına da gelebilecek ironik bir Budist kelime oyunudur. Ukiyo-e, Japon kent merkezlerindeki moda, yüksek yaşam standartları, bedensel zevkler gibi ilgileri içeren yaşam biçimlerine de verilen isimdir. Ukiyo-e ile Edo döneminin görsel kültürü yetkin bir biçimde bu sanat örnekleri ile belgelenebilmiştir." (*)

(*) Eczacıbaşı Sanal Müzesi sayfasından alınmıştır.

Ulusal Sanat Yapıtları Kolleksiyonu












Namık İsmail - Kanepede Oturan Çıplak



"Onun kadını bir özne olarak işleme ve resimde tüm erotikliğini yansıtma konusunda vermiş olduğu karar, “Kanepede Oturan Çıplak”ında da görülür. Aynaya bakan ve muhtemelen bir davet için hazırlanmakta olan ve üzerinde sadece ilk önce giydiği çorapları ve ayakkabıları olan kadın, Cumhuriyet’in tek tip saç modasına uygun kadınlardan biri de olsa, her şeyden önce kadındır ve Namık İsmail, resimde de onun kadınlığını işlemiştir. " (*)

(*) Eczacıbaşı Sanal Müzesi sayfasından alınmıştır.

Hiç yorum yok: